Seçim bozgununun tetiklediği diplomatik kriz

 

İlişkilerin gergin, çatışmaların yoğun olduğu günümüz uluslararası arenasında İspanya ile Venezuela arasında da bir diplomatik kriz patlak verdi. Bu krizi ateşleyen, partisi (PSUV) genel seçimlerde bozguna uğrayarak Milli Meclis’te azınlığa düşen ama bunun faturasını “ülkesinin içişlerine karıştığı” gerekçesiyle İspanya Başbakanı ve Halkçı Parti (PP) Genel Başkanı Mariano Rajoy ‘a çıkaran Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro oldu.

 

Konuyla ilgili haber ve analizlerimizi izleyenler açısından pek şaşırtıcı olmayan bu kriz Venezuela Dışişleri Bakanlığı’nın geçen Cuma yayımladığı “İspanya ile ilişkilerin köklü biçimde gözden geçirileceğine” ilişkin bildiri ile doruk noktasına çıkmış bulunuyor.

 

Bildiride özetle, Mariano Rajoy ‘un sürekli olarak Venezuela’nın içişlerine karıştığı, bunun başta uluslararası hukuka aykırı olduğu, ayrıca Venezuela halkının onurunu ve ikili ilişkilerin dayandığı karşılıklı güveni zedelediği vurgulanıyor.

 

Bildiride altı çizilmesi gereken üç husus var. Birincisi, ikili ilişkilerin gözden geçirileceğinden söz ediliyor olsa da, bildirinin doğrudan Halkçı Parti (PP) Genel Başkanı Rajoy’ u hedef alıyor olması. PP, 20 Aralık genel seçimlerinden yüzde 28,7 oyla açık ara birinci çıktığı ve en azından bir siyasi partinin (Ciutadans) desteğine sahip olduğu halde, bildiride Mariano Rajoy, “İspanyol seçmeninin yüzde 75’i tarafından reddedilmiş” bir siyasetçi olarak takdim ediliyor. Bildirinin Venezuela Milli Meclisi’nin üçte iki çoğunluğunu muhalefete kaptırmış bir Başkan’ın hükümeti tarafından yayımlanmış olması ise oldukça ilginç kuşkusuz.  

 

Bildiride yer alan ikinci husus, Serbestiyet’te “Maduro İspanya’nın altını oyuyor” başlıklı haber analizde değerlendirilen Chavist yönetimin İspanyol radikal solcuları ve Bask ve Katalan ayrılıkçılarla yakın ilişkileri. Bildiri, İspanyol özel televizyonlarından Antenna 3 tarafından kamuoyuna duyurulan, aralarında Podemos ve ayrılıkçı Katalan temsilcilerinin de bulunduğu 13 İspanyol siyasetçinin 2014 sonunda özel bir uçakla Madrid’den aldırılmasına da yanıt veriyor. “400 gün önce” İspanyol sivil havacılık yetkililerinin de izniyle gerçekleştiği vurgulanan bu olayın medyaya yansıması Rajoy’a mal ediliyor. İspanya Başbakanı   “Simón Bolívar’ın vatanına karşı yapılan bu ucuz şovdan vazgeçmeye ve “sözde saygı gösterdiği yurttaşlarının ifade özgürlüğü” konusunda tutarlı davranmaya davet olunuyor.

 

Bildiride yer alan üçüncü husus, İspanyol yetkililerin Venezuela’ya uluslararası bir müdahale yapılmasına dayanak oluşturmak amacıyla ülkede insan hakları ihlallerinin yaygın olduğuna ilişkin iddiada bulunmaları. Bildiri bu iddialarla ilgili ayrıntı vermiyor ama bunun uluslararası müdahale senaryosunun bir parçası ve konvansiyonel olmayan savaş olduğunu öne sürüyor ve İspanya ile ikili ilişkilerin bu çerçevede köklü biçimde gözden geçirileceğini vurguluyor. 

 

Chavist yönetimin Rajoy’a yönelttiği içişlerine karışma suçlaması, 6 Aralık genel seçimleri öncesinde beş uluslararası şahsiyetin Venezuela muhalefetine yönelik baskıları kınayan bir bildiriye imza atmış olmaları. Bu beş şahsiyetten biri Mariano Rajoy. Ancak Rajoy tek İspanyol değil, bildiride demokrasiye geçiş döneminin 3. Adamı, eski Başbakan sosyalist Felipe González’in de imzası bulunuyor. Diğer imzacılar, Büyük Britanya Başbakanı David Cameron, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjørn Jagland ve Şili’nin eski Başbakanı Ricardo Lagos.

 

Bu bildirinin yayımlanmasının gerekçesini, Chavist hükümet tarafından bazı muhalif şahsiyetlerin 6 Aralık seçimlerine katılmalarının yasaklanması ve uluslararası gözlemcilerin çalışmasına izin verilmemesi oluşturmuştu. Bildiride Başkan Maduro’nun, Anayasa’nın garantörü olarak, genel seçimlerin barış içinde, şeffaf biçimde ve serbestçe yapılmasını sağlaması ve sonuçlarına saygı göstermesi gerektiği vurgulanmıştı.

 

Muhalefetin ısrarlı talepleri karşısında sessiz kalmanın da taraf olmak demek olduğunun dile getirildiği bildiride “özgürlük, demokrasi ve insan haklarına saygı talep etmenin bir ülkenin içişlerine karışma anlamına gelmeyeceğinin” özellikle altı çizilmişti. Demokratlar olarak bu değerleri sadece kendileri için değil, herkes için savundukları belirtilmiş ve tüm demokratlar bildiriye katılmaya davet olunmuştu.

 

Seçim kampanyası sırasında bildiriden haberdar olan Başkan Maduro, altında Rajoy ’un da imzasını görünce seçim kampanyası sırasında İspanya Başbakanı hakkında ağza alınmayacak şu sözleri sarf etmişti: “Rajoy hazırlan, Rajoy gidiyorsun, ciao, ciao, good bye. Venezuela ile uğraştın, yok oldun Rajoy. Defol Rajoy, Venezuela halkı sana go home Rajoy diyor. “( Rajoy, prepárate. Ay, Rajoy, te vas, ciao, ciao, good bye. Te metiste con Venezuela y te secaste, Rajoy. ¡Afuera Rajoy! El pueblo de Venezuela te dice: ¡Go home Rajoy) Maduro bu sözlerle Rajoy’ un 20 Aralık seçimleriyle iktidardan gitmekte olduğunu ima ederken, 6 Aralıkta kendi başına neler geleceğini hesap edememişti anlaşılan.

 

Bildirinin altında González’in de imzası bulunmasına ve Sosyalist İşçi Partisi PSOE’nin de bu konudaki politikasının farklı olmamasına karşın Maduro’nun sadece Rajoy’u hedef alması üzerine Başbakan Rajoy da, “15 günde bir benden söz ediyor, herhalde ona sempatik gelmiyorum” demiş ve kendisinin sadece “özgürlükler, demokrasi ve insan haklarından yana olduğunu” belirtmişti. 

 

Aslında Maduro’nun PP alerjisi olasılıkla Başkan Hugo Chávez’in PP’nin eski Başbakanı José Maria Aznar’a, 2002'de kendisine yönelik başarısız darbe girişimini desteklediğini düşündüğü için nefret duymasından kaynaklanıyor. 2008’de Santiago’daki İber Amerika Zirvesi sırasında Chávez’in Aznar için “Aznar gerçek bir faşist. Faşistler insan değildir. Bir yılan daha insanidir” sözlerini sarf etmesine halefi sosyalist José Luis Rodríguez Zapatero tepki göstermişti. Ardından aynı toplantıda bulunan Kral Juan Carlos da Chávez’e “neden çeneni kapatmıyorsun” (¿por qué no te callas?) diye çıkışmıştı.

 

Chávez Kral’ın bu çıkışına toplantıda değil ama daha sonra medya önünde cevap vermiş ve   “Kral da Devlet Başkanı, ama ben seçilmiş bir başkanım, o değil. Üç kez arka arkaya yüzde 70'in üzerinde oyla seçildim. Bana 'Kes sesini' deme hakkı yok" demişti. Venezuela Devlet Başkanı ardından “Sayın Kral. 2002'de Venezuela'nın seçilmiş, demokratik hükümetine karşı darbe hazırlandığının farkında mıydınız" diye sormuştu.

 

Nicolás Maduro, İspanya’yı, eskiden sömürgeci bir devlet olduğu gerekçesiyle ABD’den sonra Venezuela’nın ikinci baş düşmanı olarak görme eğiliminde. Bu ikiliye sorunlu olduğu komşusu Kolombiya’yı da katarak, Chavist rejimin üçlü bir kıskaç altında olduğu kanısında. Maduro’ ya göre, Venezuela’yı destabilize etmek isteyenler Madrid-Bogota-Miami ekseninde. Miami, bilindiği gibi, Venezuela muhalefetinin yoğun olarak yaşadığı bir eyalet.

 

Chavist yönetim, İspanya’yı içişlerine karışmakla suçluyor ama insan hakları ihlallerine tepkiyi içişlerine karışma olarak görüyorsa, kendisinin Katalan ve Bask bağımsızlıkçılara ve radikal Sol Podemos’a desteğinin bu tanıma çok daha uygun olduğunu kabul etmesi gerekir. Chavist rejim açısından konu son tahlilde muhalefete destek boyutunda “sen yapıyorsun, ben de ondan yapıyorum” mantığıyla karşılıklılık düzeyine indirgenebilir belki ama ikili ilişkilerin gözden geçirilerek kendi sorunlarını çözmek mümkün değil.

 

Başkanlık rejimiyle yönetilen Venezuela’da bugün seçilmiş Başkan ile seçilmiş Milli Meclis farklı çoğunluklara dayanıyor. Güçler ayrılığının keskin olduğu bu sistemde yürütme ile yasama arasında uzlaşma sağlanmadan ülkenin yönetilebilmesinin imkânı yok. Uzlaşma bir yerde karşılıklı ödün vermeyi gerektiriyor.

 

Ne var ki Maduro açısından bakıldığında Milli Meclis’te karşı devrimci bir çoğunluk, bu sonuncular açısından değerlendirildiğinde ise, kendisini devrimci ilân etmiş, iktidarda kalmak için anayasayı bile ihlal etmekten çekinmeyen totaliter bir zihniyet bulunuyor. Birileri için devrimi sulandırıp yok edecek, ötekiler için demokrasiyi ayaklar altına alacak gruplar arasında nasıl bir uzlaşma olur sorusunun cevabını İspanya ya da başka bir ülkeyle ilişkileri askıya alarak bulmak ne kadar mümkün acaba?