Trump denilen içi boş teneke ve dışı turuncu şahıs olan politik Truva atının içinde Amerikan vatanseverleri ile terör örgütünün ajanları arasında bir süredir devam eden örtülü bir savaş vardı. Bu savaşı simdilik terör örgütü kazanmış görünüyor. Tucker’in Trump için o bir “köle” demesi bundan. İran’a saldırı Amerikan devletinin zararına olduğu halde terör örgütünün emirleri gereğince başlatıldı. Amerikanın samimi muhafazakarları (ve bütün bir MAGA) Trump’ın aleyhine geçtiler.
Bugün Amerika’nın iktidar koridorlarını işgal etmiş olan terör örgütüne karşı kolektif bir direnme için omurga fonksiyonu görebilecek neredeyse hiçbir Amerikan kurumu kalmamış gibidir. Tüm kilit kurumlar ele geçirilmiş durumda. Terör örgütüne karşı direnebilen ve itiraz edebilen tek kolektif kimlik Katolik kimliği. Yakın zamanda bu ihanete isyan ederek istifa eden üstdüzey milli güvenlik görevlisi Joe Kent’in Katolik olması bir tesadüf değil.
Avrupa’nın Katolik milletleri İspanya ve İrlanda’nın bir süredir devam eden kahramanane itirazları ve terör örgütünün onları tehdit etmesi de yaklaşmakta olan yeni saflaşmayı haber veriyordu.
Ve nihayet Donald Trump’ın Papa’ya yönelik saldırıları ile de bu gizli savaş aleniyet kazandı.
Hem Amerika’nın içinde hem de küresel ölçekte bir ayrışma ve saflaşma yaşanıyor. Bu saflaşmayı tetikleyen şey, terör örgütünün bütün insanlığı köleleştirmek için artık şartların olgunlaştığına karar vermesidir. İnsanlık da mecali kalmış unsurların dayanışmasıyla bu şeytani güce karşı mücadele edecek. Batılı devletlerin neredeyse tamamı örgüt tarafından köleleştirildikleri için çaresiz veya suç ortağı durumunda. Fakat tüm sızma çabalarına rağmen Katolik kilisesi insanlığın haysiyetini savunmaya ve bu tahakküme hayır demeye çalışıyor.
Dolayısıyla saflar şöyle şekilleniyor: Bir tarafta köleleştirilmiş kıyametçi Evanjelikler ile onlara hükmeden terör örgütü var. Karşı tarafta ise Katolikler ve Müslümanlar var. Amerika’da hem Cumhuriyetçi Parti hem de Demokratik Parti Epstein ve benzeri terör tuzakları ile esir alındığı için artık sağ ve sol ayırımı önemini kaybetti. Bir tarafta Amerikan vatanseverleri ve bütün insanlığın eşitliğine inanan vicdan sahibi insanların koalisyonu var. Diğer tarafta ise Epstein koalisyonu. Yani terör örgütü ve köleleri. Terör örgütü sözkonusu olduğunda bu dayanışma bir medeniyetler ittifakı değil bizzat medeniyetin ittifakıdır.
Burada akla şu soru gelebilir: Neden Katolikler? Elbette tarihsel-dinsel faktörlerin bir rolü var. Ayrıca terör örgütü ile ancak örgütlü bir kurumsal güç mücadele edebilir. Bu kabiliyetin bulunduğu nadir kurumlardan biri Katolik kilisesidir. Fakat asıl mesele Katolikliğin ehemmiyet verdiği iman, aile, vatan, şefkat gibi değerlerin yanısıra milli egemenliklerin saldırıya uğruyor olmasıdır.
Din, milliyet, ahlak ve değerlerden yana çürütülerek güdümlü ve atomize bireylerden oluşan sığ kitleler oluşturmak dünyanın en büyük terör örgütünün devlet ele geçirme startejilerinden biridir. Bütün eğlence ve ahlaksızlık endüstrileri örgütün elindedir. Yani ele geçirmek istediği millette onları şahsiyetli kılacak değer bırakmamak gibi bir amaçları var. Amerikan toplumunda bugün hem dinin içinden (Hıristiyan Siyonizmi ve bu ad altında geçmeyen köleleştirilmiş muhtelif Protestan ilahiyatları) hem de dinin dışından (seküler kültürü bile yozlaştıracak araçlarla insanları siyasi olarak güdülenebilir halde tutma amaçlı) çabalar devreye sokulmuştur. Onmilyonlarca nüfusu olan milletler istihbarat, şantaj ve suikastler aracılığı ile onlara hükmeden birkaç bin kişilik bir terör örgütünün eline esir olarak düşmüştür. Bugün Amerika’da terör örgütüne karşı mesafeli duran ve kas kuvveti olan belki de tek kimlik Katoliklik.
Yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır. Sırada Türkiye’nin olduğunu, Türkiye’den sonra sıranın Avrupa’ya geleceğini ve bütün bu hikayenin aynı zamanda Amerika’yı çökertmek amaçlı olduğunu aylar önce yazmıştım. Terör örgütünün artık gizliliği önemsemeyip açıktan herkesi tehdit etmesinin de bir sebebi var: Örgüt artık Amerika’yı içeriden ve gizli yönetmek yerine dışarıdan ve doğrudan yönetmeye geçiş için vites değiştiriyor. Amerika ile ilişki modu değişiyor. Onun için Amerika’nın terör örgütüne para vermesini sonlandıracaklar. Zahiren teknolojik işbirliği ve ticaret adı altında soyguna devam edecekler. Ama artık gizliden değil açıktan asıl patron terör örgütü olacak. Amerika’yı gerip iç savaşa sürükledikten sonra yönetilebilir bir vasal devlet haline getirmek ümidindeler. Terör örgütünün hesabı artık yeni süpergüç olarak doğrudan yönetime geçiştir.
Tabi bu hesabın ne kadar çarşıya uyacağını göreceğiz. Amerikan halkı uyanıncaya kadar Amerika’yı iç çatışmaya sokup güçten düşürmek isteyecekler. Halk uyandığında onlar da tedbirlerini almış olacak. Amerikan vatanseverlerinin ellerinden kurtulacaklarını ve onları nükleer kullanımı ile tehdit edebileceklerini düşünüyorlar. Aynı şekilde Batı Asya’da başlattıkları işgalleri Avrupa’ya da gerekirse terör ve bombalamayla genişletmek isteyecekeler. Bu planlarının önündeki engel sayısını hemencecik bire indireceklerini düşünüyorlardı. Fakat İran kolay lokma çıkmadı. Boğazlarına takıldı. Türkiye’ye saldırı hazırlığı kapsamında da Kıbrıs ve Yunanistan’ı birer askeri koloniye çeviren tahkimatları ise tam gaz devam ediyor. Teyakkuzda olmak lazım. Hem insanlığın onurunu hem de Müslümanların şerefini kurtarmak için bu insanlık düşmanı terör örgütünün tasfiye edilmesi gerekiyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.