Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / “Milyarderleri öldürsek mi?”

“Milyarderleri öldürsek mi?”

Orjinal adı ‘’Shall We Slaughter The Billioners?’’ olan 2025 yapımı çok sert ve çok kanlı bir bağımsız Amerikan filminden söz edeceğim. Yönetmen Hanesava Quinberg. Biraz spoiler içeren bir yazı olduğunu baştan söyleyeyim. Filme ulaşmanız zor olduğu için pek sakınca görmüyorum.

‘’Amerikan tarihinde hiç bir zaman bu kadar az sayıda insan(938 kişi) bu kadar büyük bir servete (8.2 trilyon dolar) sahip olmadı. Bu milyarderlerin medya ve siyaset üzerindeki etkisi artık demokrasilerimizi tehdit ediyor.

Dünyada açlık sınırında bu kadar insan varken, çocuklar sağlık hizmeti alamıyorken ve yoksulluktan müzdarip milyonlarca insan varken milyarderlerin var olması ahlaksızlıktır.’’

Amerikalı bağımsız senatör Bernie Sanders

20 Nisan 2026 tarihli makalesinden.             

Orjinal adı ‘’Shall We Slaughter The Billioners?’’ olan 2025 yapımı çok sert ve çok kanlı bir bağımsız Amerikan filminden söz edeceğim. Yönetmen Hanesava Quinberg. Biraz spoiler içeren bir yazı olduğunu baştan söyleyeyim. Filme ulaşmanız zor olduğu için pek sakınca görmüyorum.

Oyuncuların tamamı ‘noname’ yani şöhretli oyuncu yok filmde. Vizyona girmemiş bir filmden bahsediyoruz. Korku filmlerinde bir alt tür olarak geçen Gore film unsurlarını barındıran bir film olsa da vizyona girememe ve festivallere kabul edilmeme sebebi içerdiği kan ve vahşet değil bence. Aşırı politik ve prokavatif olması. Bir kaç festivale kabul edilecek gibi olmuş fakat muhtemelen infial yaratma korkusuyla vazgeçilmiş. Şimdi filme ulaşmak çok zor. Bir kaç torent sitesinde bulunabildiği rivayet ediliyor.

Nicolas Cage’in başrollerinde oynadığı 1999 yapımı ‘’8 mm’’ adındaki filmi bilirsiniz. Kahramınımız snuff (gerçek cinayetlerin filmlere çekildiği yasak bir tür) filmlerin dünyasında gezinen bir detektifti. Oldukça sert ve kanlı sahneleri olduğu için çok eleştirilen film sonraları kült oldu. Milyarderleri Öldürsek mi bu filmden daha sert tabii. Ayrıca çok gerçekçi ve çok güncel meselelere parmak basıyor.

Filme dönelim. Açılış sekansını biraz ayrıntılı anlatacağım ki filmin gücünü anlayın.

4.5 dakika boyunca dünyanın her yerinden yoksulluk ve açlık görüntüleri izliyoruz. Fonda rave tarzı etkileyici bir müzik var. Bombalanmış şehirler, Ukrayna ve Gazze’den ölü çocuk bedenleri,  yemek sıralarında ellerinde boş tabaklar tencereler tutan çocuklar, Brezilya’dan Fransa’dan Amerika’dan hatta galiba Türkiye’den (Esenyurt’a benzettim) varoşlar, evsizler, yoksulluğun dibi yani. Çok iyi kurgulanmış bu videolar akarken ve fonda o çok hızlı müzik varken bir dış ses sakin sakin dünyadaki servet paylaşımını anlatıyor. Milyarderler sıralamasını, bütün servetin yüzde kaçının yüzde kaçta toplandığını falan açıklıyor. Bunları biliyoruz zaten fakat bu giriş öyle güzel kurgulanmış ki ve bütün bu yoksulluk ve sefalet görüntülerinin arasına zaman zaman ve çok kısa anlarla bazı fotoğraflar giriyor. Milyarderlerin keyiften zevkten kudurdukları anların fotoğrafları. Ve insan daha fazla etkileniyor. Buraya kadar da çocuk cesetlerini görmek dışında fazla sorun yok gibi. Ve kamera bu görüntülerden geriye çıkmaya başlayınca anlıyoruz ki bu televizyonda oynayan belgesel tarzı bir video, bir klip. Filmin neden ortadan kaybolduğunu anlayacağımız kısma doğru geliyoruz artık. Kamera geriye çıkmaya devam ederken hiç kesmeden tv nin karşısındaki koltuğa doğru dönünce adamımızı görüyoruz. Yakışıklı fit bir amerikalımerkek. Biraz Keanu Reeves’e benziyor sanki ama o değil. Ve adam ağlamaktadır. Kamera giderek yüzüne doğru hareket eder, adamımız ağlamayı kesip viskisini alıyor yandaki sehpadan, bir yudum içiyor ve gülümsemeye başlıyor. Yüzüne iyice yaklaşınca hatta gözlerine kadar yaklaşınca kahkahayla gülmesini görüyoruz, ya da bize öyle geliyor. Adamımızın gözlerinden aniden başka birinin gözlerine aynı yakın planla geçiyor yönetmen. Karşımızda bu defa Elon Musk’a aşırı benzeyen bir adamın gözleri var. Kamera biraz daha açılınca adamın ağzının bir bantla kapatıldığını görüyoruz, gerçekten meşhur milyardere çok benziyor. Çok endişeli bir halde konuşmaya bağırmaya çalışıyor tabii ağzı kapalı olduğu için anlamsız sesler çıkartıyor.  Kamera açılmaya devam ediyor ve sandalyeye bağlanmış milyarderin yanında ayakta bir adam olduğunu görüyoruz. Televizyonunda yoksulluk klibi seyreden adam olduğunu üstündeki tişörtten anlıyoruz çünkü kafasında bir kar maskesi var.Tişörtünde bir balta resmi var ve ortasında ‘Billionere Cutter’ yazıyor Elinde de ağaç budayanlar bilirler, satır büyüklüğünde bir testere. Adam konuşmaya başlıyor:

  • Sizi uyardık. Özür dileriz ama zamanı geldi. Vaktinizi doğru kullanmadınız. Umarız bu ilk ve son olur. Sıra size gelsin istemiyoruz. Gerekeni yapın ve servetlerinizi dağıtın.

diyor ve adamın saçlarından tutuyor yukarı dopru çekiyor önce. Milyarderin dehşetle bakan suratı kıpkırmızı kesilmiş bağırmaya çalışırken paslı pis testereyle kafasını boynundan kesmeye başlıyor ama yönetmen kesmiyor. Milyarderin bedeninden ayrılmış kafasını saçlarından tutup kameraya yani bize doğru yürüyor ve ekran kıpkırmızı. Filmin adı beliriyor.

Filmin sonrasını anlatmayacağım. Bulun seyredin mutlaka. Evet biraz fantastik biraz sert biraz kanlı ama çok iyi bir film.

Ben milyarderleri öldürmemiz gerektiğini düşünmüyorum tabii. Ama filmlerin de yasaklanmasını doğru bulmuyorum. Sınıflandırılmalılar filmler, her yaşta insan her filmi seyredememeli tabii. Ama çok rahatsız olan korkan milyarderler olursa onlara:

  • Ama dostum bu sadece bir film,  sahi ayrıca siz o kadar parayı ne yapmayı      düşünüyorsunuz?

deriz.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın