ihaiha
Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / DEM Parti’ yasal adımları bekliyor ama…

DEM Parti’ yasal adımları bekliyor ama…

Her ne kadar DEM Parti yöneticileri, yasal adımların Haziran ayında atılacağına dair kararlı ve tekrar eden açıklamalar yapıyorlarsa da, ben bunun ne Haziran’da ne de Temmuz’da gerçekleşeceğini hiç düşünmüyorum.

Bu görüşüm, duygusal bir temenni ya da basit bir tahmin değil. Tam tersine, Türk siyasetinin son dönemdeki dinamiklerine, aktörlerin davranış kalıplarına ve özellikle de “siyaset matematiği” diye adlandırdığım o soğuk, çıkar odaklı mantığa dayanıyor.

DEM Parti cephesinde son haftalarda görülen iyimserlik ve “artık yasal zemin şart, Meclis hemen harekete geçsin” vurgusu anlaşılır bir durum.

Parti yetkilileri, Öcalan’ın mesajlarını da referans göstererek, sürecin somut hukuki adımlarla desteklenmesi gerektiğini ısrarla dile getiriyorlar.

Ancak siyaset, sadece tarafların dileklerinden ibaret değildir.
iktidarın elindeki fırsatları, riskleri ve maliyetleri nasıl hesapladığına bakmak gerekir.

İşte tam da bu noktada, mevcut tablo iktidar açısından “ıskalanmayacak” cinsten bir fırsat sunuyor.

Şu anda Türkiye’nin birinci partisi konumunda olan CHP’nin içine düştüğü durum, iktidar için adeta altın değerinde bir fırsat penceresi.

Parti içi kavga, mahkeme kararları, genel merkez baskınları, “mutlak butlan” tartışmaları ve meşruiyet sorgulamaları.
Bunların hepsi muhalefetin ana omurgasını zayıflatıyor, enerjisini içe dönük bir boğuşmaya harcıyor.

Toplumun gündemi de büyük ölçüde bu kaosa kilitlenmiş durumda.
İnsanlar “CHP ne yapacak, toparlanabilecek mi, bölünecek mi?” sorularını konuşuyor.

Tam da bu ortamda iktidarın, DEM Parti üzerinden yasal adımlar atarak okları kendi üzerine çevirmesi, siyasetin temel kurallarına aykırı olur.

İktidar, muhalefeti daha da derin bir iç çatışmaya sürükleyecek adımlar atma imkânına sahipken, neden birdenbire “barış süreci”, “yasal düzenleme”, “umut hakkı” gibi başlıklarla dikkatleri kendi üzerine çeksin?

Toplum muhalefetin dağınıklığını, yetmezliğini ve kendi kendini yemesini izlerken, iktidar niye bu tabloyu bozup “bakın biz de tartışmalı adımlar atıyoruz” algısına yol açsın?

Bu, akıllıca bir politika değildir. Aksine, siyaset matematiğine tamamen ters düşer.

Çünkü siyaset, rakiplerinizin zayıf düştüğü anda hamle yapmamak, o zayıflığı mümkün olduğunca uzun süre canlı tutmak üzerine kuruludur.

Mevcut iktidar bloğu yılların tecrübesiyle biliyor ki muhalefetin “muhalefetsiz” hale gelmesi, yani kendi içinde debelenmesi, en büyük avantajdır.

Bu süreçte toplumun bir kısmı “asıl sorun muhalefette” diye düşünmeye başlar.
Medya da doğal olarak bu iç hesaplaşmaları ön plana çıkarır.
İktidarın yapması gereken, bu rüzgârı arkasına almak ve süreci kendi istediği tempoda yönetmektir.

DEM Parti’nin talep ettiği yasal adımları hemen şimdi Meclis’e taşımak, bu rüzgârı kesmek anlamına gelir.

Oysa iktidar, muhalefetin mevcut krizinden maksimum verim alana kadar, yani CHP’nin toparlanma sinyalleri verene ya da başka bir dinamik devreye girene kadar, bu adımları ertelemeyi tercih edecektir.

Bu erteleme stratejisi, aynı zamanda risk yönetimidir.
Yasal adımlar atıldığında kaçınılmaz olarak “PKK’ya af mı geliyor?”, “terörle mücadele bitiyor mu?”, “devlet taviz veriyor mu?” gibi tartışmalar alevlenecektir.

MHP’nin hassasiyetini, milliyetçi seçmenin tepkisini ve genel kamuoyundaki algı yönetimini düşününce, iktidarın böyle bir tartışmayı CHP krizi sürerken başlatmak istemesi mantıksızdır.

Neden kendi eliyle “gündemi değiştirelim” desin ki?
Tam tersine, gündemi muhalefetin kaosuna kilitlemek, iktidar için çok daha düşük maliyetli ve yüksek getirili bir politikadır.

Bazı iyimserler “bölgesel gelişmeler, uluslararası baskılar, ekonomik ihtiyaçlar süreci hızlandırır” diye düşünüyor olabilir.

Elbette bu faktörler vardır. Ancak iktidar, bu faktörleri de kendi lehine yönetebilecek tecrübeye ve araçlara sahiptir.

Süreci “canlı tutmak” ama somut adım atmamak, DEM Parti’yi de belli bir beklenti içinde oyalamak, aynı zamanda muhalefet cephesindeki kırılmaları derinleştirmek için idealdir.

DEM Parti yöneticileri ne kadar “Haziran’da yasa gelecek” derse desin, iktidar kendi takvimini, kendi fırsat penceresini esas alacaktır.

O fırsat penceresi de CHP’nin iç boğuşmasının uzadığı, toplumun muhalefete olan güveninin daha da eridiği bir dönemdir.

Kısacası, ben bu yasal adımların yaz aylarında atılacağını düşünmüyorum çünkü bu, iktidarın mevcut elini zayıflatacak bir hamle olur.

İktidar, muhalefetin mühalefetsizliğine giden süreci bilinçli bir şekilde besleyecek ve canlı tutacaktır.

DEM Parti’nin söz konusu ettiği adımlar, ancak muhalefet cephesinden istenen sonuçlar (daha fazla zayıflama, daha fazla iç kavga, daha fazla kamuoyu nezdinde itibar kaybı) büyük ölçüde elde edildikten sonra gündeme gelecektir.

Bu, aceleye getirilmeyecek, kontrollü bir şekilde yönetilecektir.

Siyaset, duygularla değil, güç ilişkileriyle ve zamanlamayla oynanır. İktidar da şu anda zamanın kendi lehine işlediğini gayet iyi görüyor.

DEM Parti’nin açıklamaları ne kadar net ve kararlı olursa olsun, gerçekçi siyaset bu açıklamaları kısa vadede karşılamayacaktır.

Yaz ayları, muhtemelen “süreç devam ediyor” mesajlarıyla, sınırlı bazı görüşmelerle ve beklenti yönetimiyle geçecektir.

Asıl somut adımlar, muhalefet tablosunun daha netleştiği, iktidarın elinin daha da güçlendiği bir döneme kalacaktır.

Bu elbette bir kehanet değil.
Siyaset her zaman sürprizlere açıktır. Ama mevcut veriler, aktörlerin rasyonel davranış kalıpları ve “siyaset matematiği” dikkate alındığında, Haziran-Temmuz beklentisinin gerçekçi olmadığını gösteriyor.

İktidar, rakiplerinin zayıf düştüğü bir anda kendi üzerine spot ışığı çekmez.

Tam tersine, o spot ışığını rakiplerinin üzerine tutmaya devam eder.
DEM Parti’nin yasal adım talepleri de bu büyük oyunun bir parçası olarak, iktidarın istediği süre kadar bekleyecektir.

Sonuç olarak, Türk siyasetinin bu kritik eşikteki en belirleyici unsuru, muhalefetin kendi kendini tüketme hızıdır.

İktidar bu hızı yavaşlatmak yerine, mümkün olduğunca destekleyecektir. Bu destek, yasal adımların ertelenmesi şeklinde kendini gösterecektir.

DEM Parti yöneticileri ne kadar baskı yaparsa yapsın, gerçekçi olan senaryo budur.

Yaz aylarını “bekleyiş” ve “görüşme trafiği” ile geçireceğiz.

Gerçek değişim, ancak iktidar muhalefet cephesinden arzuladığı sonuçları aldığında gelecektir.

Fırsatları değerlendirmek, rakiplerin hatalarını uzatmak ve kendi maliyetlerini minimumda tutmak.
İktidar da şu anda tam da bunu yapmaktadır.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın