Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Peter Thiel ile cringe bir haftasonu kaçamağı

Peter Thiel ile cringe bir haftasonu kaçamağı

Peter Thiel’in ifşa edilen Diyalog grubu, teknopat milyonerin kurmak istediği paralel dünya devletinin en önemli adımlarından biri. Bir şirket gibi yönetilecek bu yeni dünyada halkın, demokrasinin, yoksulların, hakkın ve hukukun yeri yok.
3

Maia arson crimew. Gerçek ismiyle Tilli Kottman. 27 yaşında genç bir İsviçreli yazılım mühendisi. Sosyalist, Filistin destekçisi, biseksüel bir aktivist. İsviçre’deki Filistin gösterilerine katılıyor, özellikle İsrail’i destekleyen teknoloji şirketlerine tepki gösteriyor. Büyük ihtimalle Elon Musk’ın görse “woke” (duyarbaz) diyerek öfke nöbeti geçireceği genç yazılımcı, aynı zamanda başarılı bir hacker. Daha önce ABD’nin yüz binlerce kişiyi sadece Rusça veya Arapça isimlerinden dolayı eklediği uçuş yasağı listesini ortaya çıkarmış, Elon Musk’ın sahte Twitter hesaplarını araştıran gazetecilere yardımcı olmuştu.

Greta Thunberg gibi iklim aktivistlerine, kadın ve eşcinel hakları savunucularına, Birleşmiş Milletler’e, Filistin destekçilerine “deccal” diyen ve küresel insan hakları mücadelesini, uluslararası kuralları ve şirketlerin gücünün kısıtlanmasını savunanları despotik bir küresel dünya hükümeti kurmakla suçlayan Peter Thiel’in delicesine nefret ettiği bir profil.

Filistin’i destekliyor, teknoloji şirketlerinin denetlenmemesini, vergi vermemesini eleştiriyor, halkın giderek güçlenen Silikon Vadisi üzerindeki denetiminin artmasını istiyor. Solcu, feminist, eşcinsel hakları savuncusu, İsrail karşıtı bir aktivist. Greta Thunberg’e “şeytan” ve “deccal” diyen Thiel için “şeytanın bir üst sürümü”.

Musk’ın sahibi olduğu Twitter’ı protesto ettiği için Bluesky kullanan genç hackerin bir sonraki hedefinin Peter Thiel olması bu yüzden pek de şaşırtıcı değil.

Genç hacker, Peter Thiel’in 2006’dan beri üyelerini, toplantılarını, konu başlıklarını kamuoyundan gizlediği elit gizli örgütünün websitesini hackledi, bu sene İrlanda’da 12-16 Ağustos arasında gerçekleşecek olan toplantının programını ve katılımcı listesini ifşaladı.

Böylece Thiel’in 20 senedir kapalı kapılar ardında kurguladığı, herkesin merak ettiği Diyalog grubu gün yüzüne çıktı.

Elbette herkesin daha öncesinde ismini bildiği, hatta üyelerden oluşan heyetleriyle kamuoyuna açıklanan ziyaretler yaparak Pakistan gibi ülkelere geziler düzenleyen, resmi toplantılar yapan bu örgüt; beyaz maskeler kırmızı pelerinler eşliğinde insanları kurban veren bir yamyam kulübü değil.

Evet, Thiel’in her sene düzenli bir şekilde topladığı bu Diyalog grubu korku filmi veya komplo teorisi bağımlıları için pek heyecanlı bir hikaye değil. Fakat dünyanın giderek bir avuç zengin ve şımarık erkeğin hegemonyasına girdiği bugünlerde aslında en az bir korku filmi kadar ürkütücü.

Thiel’in amaçladığı şeyleri öğrenenlerin “keşke yamyam” olsaydı demesi yüksek bir ihtimal.

Zira Peter Thiel’in Filistin aktivistleri, solcular, çevreci gençler arasında aradığı aslında deccal ta kendisi.

Ve Diyalog toplantıları da bu teknopat deccalin hırslarına ulaşması için kurnazca attığı adımlardan sadece biri.

Dünyanın en tuhaf zengini

Peter Thiel da Batı’daki çoğu tutkulu göçmen karşıtı gibi göçmen. Batı Almanya’nın Frankurt kentinde doğan Thiel, kimya mühendisi babasıyla birlikte dünyayı gezmiş, 1977 yılında California’ya yerleşmeden önce babasının işi nedeniyle Güney Afrika ve Namibya’da yaşamış. Thiel’in hayatı beyaz üstünlükçü Güney Afrikalı beyazların atmosferinde şekillenmiş; ilkokulu Apartheid rejiimi zamanında Hitler’in doğum gününün kutlandığı, Nazi sembollerinin açıkça kullanıldığı, Alman kökenli beyaz Afrikalıların yaşadığı modern Namibya’nın bir sahil kasabası olan Swakopmund’da ilkokulu bitirmiş.

Thiel için dönüm noktası ise üniversite eğitimini aldığı Stanford. Önce felsefe, ardından hukuk eğitimi alan Thiel’in ilk “tartışma kulübü” Diyalog örgütü değil. Fransa’dan Stanford’a misafir öğretim üyesi olarak gelen Katolik filozof René Girard’ın okuma grubu Thiel’in hayatını kökten değiştirmiş. Girard’ın Peter Thiel’in zihnini açan teorisinin adı: Mimetic Desire (Taklitçi arzu). Girard, bu teoriyle insanların ne istediğini doğrudan bilmediğini, başkalarının neye arzu duyduğunu taklit ederek arzu duygusunu beslediğini, bu arzu taklitçiliği doğrultusunda rekabetin başladığını, bu kavga sonucu büyüyen krizin istikrarı bozmaması içinse tarihsel olarak toplumların bir kişiyi veya küçük bir grubu günah keçisi olarak seçtiğini, bu günah keçisine yönelik ortak şiddetin grup için huzuru getirdiğini, Hıristiyanlığın ise bir günah keçisi olan Hz. İsa’nın masumiyetini açıklayarak bu kurban mekanizmasını ifşa ettiğini ve mimetik arzunun şiddete dönüşmesini engellediğini söylüyordu. Eğer bu taklitçi arzu bastırılmazsa, Girard’a göre kıyamet kaçınılmazdı. Thiel tam da bu noktada Girard’ın ideolojisiyle liberteyenizmi birleştirmiş.

Thiel’e göre, taklitçi arzu klasik liberalizmin savunduğu serbest rekabet gelişimin önündeki engellerden biri. Bu arzu; teknolojik yatırımları, yeni fikirlerin çıkmasını engelliyor. Thiel bu nedenle tekelleşen teknoloji şirketlerini savunuyor. Thiel’e göre, liberal dünya düzeninin günah keçileri ise Trump gibi popülist siyasetçiler, muhafazakarlar ve “iptal kültürü” nedeniyle susturulmaya çalışılan muhafazakarlar. Bu nedenle bu şiddet sarmalını durdurmak adına Trump’ı destekliyor.

Thiel, mevcut liberal dünya düzeninin var olan sorunları göstererek hegemonik otoriter bir dünya hükümetine evrileceğini ve bu insanlar dini metinlerdeki deccal tasviri gibi “barış”, “hoşgörü” gibi kavramlarla insanların aklını çeleceğine inanıyor. Bu nedenle müesses nizam tarafından “günah keçisi” ilan edilenleri destekliyor, bu küreselleşmenin karşısında durmaya çalışıyor.

Thiel bu otoriter dünya hükümeti karşısında devlet egemenliğinden bağımsız hareket alanlarını bu nedenle kurguluyor, PayPal gibi alternatif dijital bir ödeme sistemine, Palantir gibi güvenlik ve büyük veri teknolojilerine yatırım yapıyor. Fakat satır aralarına bakıldığı zaman Thiel’in amacı bu yaklaşan kıyameti durdurmak gibi durmuyor. Örneğin New York Times’in muhafazakar muhabiri Ross Douthat’a verdiği çarpıcı söyleşide Trump’ı desteklemesinin ardında pozitif bir sebep olmadığını, Trump’ın mevcut müesses nizamın dışında olması ve Amerika’nın içinde bulunduğu duranlığı ifşa ettiği için desteklediğini söylemişti. Thiel’e göre, devlet regülasyonlarla, bürokratik hantallıkla, siyasetin etkisiyle bilimsel araştırmaları yavaşlatmış ve ABD başta olmak üzere dünya hem ekonomik hem bilimsel bir durağanlık dönemine girmişti. Thiel, Trump’ın liberal küresel düzene çomak sokmasından, kaosu artırıcı bir yıkıcılıkla hareket etmesinden oldukça memnun. Bu açıdan sanki yaklaşan bir kıyameti durdurmak yerine bu kıyameti getirecek olan kaosu yönetebileceği şekilde adım adım büyütmek ve bir diğer yandan bu kaos sırasında gücünü kaybetmeyeceği araçları elinde tutmak peşinde. Yeni Zelanda’da da bir sığınak-malikane projesi olduğunu ve Silikon Vadisi’ndeki birçok ismi olası bir krizde kişisel jetleriyle kaçabilecekleri özel sığınaklar inşa etme konusunda etkilediğini unutmamak gerek.

Aslında tam da bu noktada dünyadaki tüm elitleri bir araya getiren, Birleşmiş Milletler’in kolektif aklına paralel bir “dünya elit ağı” kurması şaşırtıcı değil.

Thiel, kendisi gibi yeni trendlerle, teknolojiyle iç içe, ortalama bir devlet kadar zengin ve güçlü, eski elitlere göre çok daha nobran, pervasız, ama bir o kadar da hırslarını, şehvetlerini saklamayacak kadar sahici genç elitleri “yeni dünya düzeni geliyor, hazırlıklı olmalıyız ve şekil vermeliyiz” rüyasıyla birleştiriyor.

Devletlere alternatif olabilecek bir elit ve zengin ağı kuruyor; dünyayı etkileyen küresel meseleleri alternatif bir dünya hükümeti edasıyla ele alıyor. Halihazırda Palantir gibi şirketleriyle Gazze soykırımından İran Savaşı’na birçok çatışma alanında dünyaya şekil veren, milyonlarca insanın verisine hiçbir kural olmadan erişebilen ve devlet teşvikleriyle kamusal kaynakları sömüren Peter Thiel; aslında korktuğu “küresel otokratik devleti” engellemek amacıyla devletlerin iktidarını ve egemenliğini sarsarak kendi küresel devletini kuruyor.

Diyalog grubu da işte bu küresel imparatorluğun ilginç bir prototipi.

Bu yeni devlet modelinde elbette Thiel’in nefret ettiği “halk” yok. Bu yeni devlet modeli Thiel’in demokrasinin yıkılması ve profosyonel CEO’ların yönettiği şirket devletlerin kurulmasını savunan akıl hocası Curtis Yarvin’in hayalindeki yeni bir “distopya”.

Bu distopyada ise bizlerin yeri yok.
Kimlerin yeri olduğu ise işte bu hafta ortaya çıktı.

İrlanda’da kısa bir kafa tatili

Diyalog grubu uzun bir süredir düzenli olarak toplanan bir grup. Bu sene ifşa olan toplantıları İrlanda’da. 12-16 Ağustos arasında uzun bir program. NATO komutanlarından Amerikalı senatörlere, zengin teknoloji liderlerinden diplomatlara geniş bir davetli listesi var.

İfşa edilen listede 222 davetli bulunuyor.

Program ise oldukça ilginç. Nükleer silahlardan, 3. Dünya Savaşı’na hazırlığa; cinsel hayatı güzelleştirmenin yollarından “tarikat kurmaya” kadar farklı etkinlikler var. Thiel’in bu konferanslarında film izleme, tartışma, küçük gruplara ayrılıp belirli konularda fikir yürütme gibi ilginç aktiviteler var.

Fakat Thiel’in Palantir ile dünyada kurmak istediği düzen bu toplantıya da yansımış. Sızdırılan belgelere göre Thiel ve Diyalog ekibi, katılımcıları “coolluklarına” göre puanlamış, ideolojilerine göre tasnif etmiş. İşin en ilginç yanı, bekar katılımcılar diğer kişilerle eşleştiriliyor, etkinliğin kendi içinde bir çöpçatan “Tinder” uygulaması bulunuyor. Konferansı düzenleyen ekip, sahnede nükleer silahlar tartışılırken arka planda hangi katılımcı kiminle yan yana oturtulmalı, kiminle tanışmalı veya kiminle asla flört etmemeli planlıyor. Özel algoritmatlarla katılımcılar sınıflandırılıyor.

Peter Thiel’in katılımcı listesi ise dünya elitlerinin bir araya geldiği Bilderberg toplantılarından farklı. Servet ve makam yeterli değil. Thiel için bu konferanslar kendi fikirlerini de anlattığı, dünya görüşünü yaymaya çalıştığı bir araç. Bu nedenle davetliler bu görüşlerin alıcısı olabilecek potansiyel elitler. Daha genç, daha hırslı, daha teknoloji ile iç içe. Daha atılgan.

Ve farklı görüşlerden. Thiel, kendisini çok sert eleştiren New York Times yazarlarını, Demokrat Partili senatörleri de listeye eklemiş. Böylece Senato kürsüsünden Thiel ve Trump’ı eleştiren isimler, arka planda büyük ihtimalle Thiel sponsorluğunda lüks kafa dinleme ve beyin egzersisi tatillerine çıkmış. Peter Thiel karşıtlarını bile etki alanına sokmak için çok özel bir çaba harcamış.

Diyalog grubunun etkinlikleri ise dünyayı yöneten gizli “beş aile” karikatürlerinin ötesinde bir yapıya sahip. Thiel, dünyadaki değişime yön verebilecek, kendi distopyasını kurabilecek isimleri bulmak, tespit etmek adına gözüne kestirdiklerini çağırıyor, onlarla dünya meseselerini konuşuyor, kafa patlatıyor. Günün sonunda büyük ihtimalle içlerinde beğendiği isimlerle iş yapıyor, onları destekliyor, beğenmediklerini bir daha çağırmıyor.

Sızdırılan listelere göre Türkiye ile bağlantılı üç isim bu etkinlik ve grupla anılıyor. Trendyol kurucusu ve eski CEO’su Demet Mutlu, CHP eski vekili ve BM temsilcisi Şafak Pavey ve Kenan Şahin. Bu isimlerden herhangi bir açıklama gelmedi, toplantılara katılıp katılmadıklarına, Thiel ile yakınlıklarına dair somut bir emare yok, sızdırılan listelerde isimleri yer alıyor.

Türkiye’den az ismin olması pek şaşırtıcı değil. Zira Peter Thiel’in ilgilendiği ve dünyaya olumlu/olumsuz yön veren konuları tartışmak Türkiye’de lüks.

Türkiye kendi gündemleriyle boğuşurken Thiel ile dünyayı zehir edecek “kötülerimiz” bile “liyakatsız”.

Zira Thiel, kötünün de zekisini, cin fikirlisini, yaratıcı olanı seven biri.

Planladığı şey de bunu gerektiriyor zaten.

Paralel dünya devletinin ruhani lideri

Peter Thiel, gençlik yıllarından itibaren Silikon Vadisi’nin en özgün girişimcilerinden. Eşcinsel bir muhafazakar. Sıkı bir Katolik. Eskiden beri Silikon Vadisi gibi liberal bir sektörde dindarların etkili bir kanaat önderi. Trump’ın seçilmesiyle ve fikirlerinin yayılmasıyla kendisini dinleyenlerin sayısı daha da arttı. ABD ve dünyayı dolaşarak düzenli olarak küçük gruplara dini vaazlar veriyor, özellikle Papa Francis itibariyle liberalleşen Katolik Kilisesi’ni topa tutuyor. Hatta Amerikalı yeni Papa Leo’nun dinden çıktığını söyleyecek kadar keskin dilli.

Büyük ihtimalle gerçekten deccalin çıkaracağı bir kıyamet savaşına inanıyor. Bu nedenle sığınak yaptırma telaşında.

Fakat bütün bu çılgın fikirlerinin arkasında çok net bir plan var. Thiel, dünyadaki mevcut sistemi yerle bir etmek, devletleri şirketlere bağımlı hale getirmek ve küresel bir dünya devleti kurmak istiyor.

Halkların söz sahibi olmadığı, adeta modern bir köle gibi şirketler için çalıştığı, tüm verileriyle bu şirketlerin malı sayıldığı bir düzen.

Thiel kendisini liberteryen olarak tanımlıyor. Fakat aslında devletleri yıkarak çok daha güçlü ve egemen bir otoritenin kurulmasına hizmet ediyor.

Bu çılgın projeyi hayata geçirmek için elinde birçok araç var. Elit ordusu, silah teknolojileri üreten bir şirket, milyonlarca insanın verisi ve büyük bir servet.

Çok daha önemlisi henüz bir üniversite öğrencisiyken keşfedip CEO yaptığı ve sonra siyasete sokup finanse ettiği ABD başkan yardımcısı JD Vance’nin 2028’de başkan olma ihtimali.

Verdiği destek ile arka planda çok etkili olduğu İsrail.

Ve Diyalog grubuyla çeperine aldığı yeni küresel elitler.

Peter Thiel’in gücü artık gözümüzün önünde. Perde açıldı. Bu adam çok güçlü. Çok tehlikeli. Çok kurnaz. Kötü kalpli bir dahi.

Fikirleri çılgın olabilir, ama karşımızda tıkır tıkır işleyen somut bir plan var.

Bu planı bozmak içinse genç bir hacker’dan çok daha fazlasına ihtiyaç var.

Yoksa Peter Thiel’in distopyasında köle olmamazı, ekranda buğulu gözler, manidar bakışlar, solcu şiirlerle insan hakları, demokrasi anlatırken arka planda kadınların oy hakkının olmasına karşı çıkan, İsrail destekçisi bir faşistin özel davetlerine katılan iki yüzlü ruhsuzların yalanlarına kanmamıza, en önemlisi de yaşadığımız ve sahibi olduğumuz dünyanın teknopatlar tarafından işgal edilmesine engel olamayacağız.

Diyalogçular, son sözümüzü kesmeden konuşmaya başlasak iyi olur.

Zira bu diyaloğun sonu derin bir sessizlik.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın