Dört sene önce, Gazze soykırımı henüz Amerikan siyasetini altüst etmemişken, Michigan çok ilginç bir sahnenin ev sahibiydi. Kongre’deki ilk Filistinli vekil olan Rashida Tlaib, İsrail’i en çok eleştiren senatör Amerikalı Yahudi Bernie Sanders ile omuz omuza vermiş ve Kongre üyesi Andy Levin için ortak miting düzenlemişti.

Babası yıllardır Temsilciler Meclisi üyesi, amcası tecrübeli bir senatör olan Andy Levin; imtiyazlı ve güçlü bir ailenin genç prensiydi. Levinler eyaletin en güçlü Yahudi ailesiydi. Aslında Levin ailesinin hikayesi de tıpkı Michigan gibiydi.
Michigan, 260 bin Müslüman’ın, 130 bin Yahudi’nin yaşadığı bir eyalet. Ortadoğu ile her türlü gelişmeden doğrudan etkilenen binlerce Michiganlı var. Ayrıca “swing state” denen salıncak eyaletlerden en önemlisi. Her seçimde bir Cumhuriyetçilere bir Demokratlara doğru sallanıyor, seçimler 20-30 bin farkla bitiyor. Bu aslında yeni bir durum, çünkü eskiden Amerikan sanayisinin kalbi olan Michigan, Demokratların kalesiydi.
Fakat küreselleşme ile göçmen işçilerin ülkeye gelmesi, fabrikaların daha ucuz maliyetler için Çin’e taşınması özellikle beyaz işçi sınıfını Demokratlardan uzaklaştırdı. Tabii ki kültür savaşları da bir etkendi. Bir zamanların sıkı Demokrat Partili sendikalı işçileri, çareyi Trump’ın müesses nizam karşıtlığında buldu. Baba ocağını terk edip Trump’ın trenine atladı. 2016’da Hillary Clinton’ın miting bile yapmayacak kadar güvendiği Michigan’ı kaybetmesi büyük bir dönüşümün ilk sancısıydı.
Trump’ın Michigan’ı kazanmasıyla birlikte Demokratlar da işçi sınıfını yeniden kazanmak için sola kaydı. Özellikle Michigan’dan birçok sosyalist siyasetçi çıktı. Bernie Sanders ve ekibi, özellikle Michigan’a odaklandı.
Gazze soykırımı ile beraber aktif bir Müslüman nüfusa sahip olan Michigan’da, sol Müslüman ve Arap göçmenlerle birlikte kendisine ciddi bir kanal açtı. İşte Andy Levin, bu tartışmaların odağında ailesinin orta yolculuğundan yavaş yavaş uzaklaştı.
Levin’in babası ve amcası da sıkı bir İsrail destekçisiydi. Fakat Michigan’a uyum sağlayarak özellikle İran ve Irak Savaşı konusunda daha ılımlı oldular, barış destekçisi politikaları da yeri geldiğinde savundular. Her şeye rağmen hiçbir zaman İsrail’in “ayarıyla oynamadılar”.
Andy Levin ise değişen Michigan’a uyum sağladı. Filistin destekçisi bir Yahudi olarak sol ile iş birliği yaptı. Tıpkı Bernie Sanders gibi İsrail’i sık sık eleştiren bir solcu Yahudi Temsilciler Meclisi üyesine dönüştü.
En büyük günahı ise İsrail’e verilen koşulsuz askeri yardımlara karşı çıkmasıydı. Gazze soykırımı henüz yaşanmamıştı. 2023’ten önce İsrail’e verilen desteği sorgulamak siyasi bir intihar girişimiydi.
Nitekim de öyle oldu.
AIPAC, herkesi korkutmak adına kolları sıvadı ve Amerikalı Yahudi siyasetçinin idam fermanını yazdı. Andy Levin’in önseçimindeki rakibini destekleyecek ve İsrail destekçisi bir Demokrat’ın seçim kazanmasını sağlayacaktı.
İsrail lobisi bir iki eleştiri yaptı diye Yahudi bir Amerikalı’nın siyasi hayatını bitirmeye karar vermişti.
Andy Levin’in rakibi İsrail destekçisi Haley Stevens’dı. Stevens, seçim bölgeleri tekrar çizilince Levin’e karşı aday olmuştu. İsrail lobisi, Michigan’ın en etkili Yahudi ailesini Kongre’den silmek için Yahudi olmayan bir adayı fonladı, Stevens için 4 milyon dolar harcadı.

Başa baş geçen ve para bulmanın zor olduğu bir seçimde Stevens, 4 milyon dolar ile rahatça kazandı; Andy Levin İsrail’i eleştirdiği için “evine gönderildi”.
Bernie Sanders ve Rashida Tlaib gibi sosyalist Michiganlıların desteği Levin’i kurtarmaya yetmedi.
Fakat sadece bir sene sonra işler tersine döndü. İsrail lobisi 4 milyon dolar ile siyasetçilerin hayatını bitirirken, 70 milyon dolarla bile seçim kazanamayacak noktaya geldi.
Andy Levin’in intikamını ise Haley Stevens’in senatör adayı olmasını engelleyen iki solcu big boy aldı.
Mısır göçmeni Abdulrahman Muhammed El-Sayed ve Amerikalı Türk Hasan Abi (Piker).
İki big boy Filistin destekçisi, önce gym’de ağırlık çalıştı; sonra da İsrail lobisinin kolunu kesti.

Böylece Abdul El-Sayed, Michigan Demokrat Parti senatör adaylık önseçimlerini kazanarak ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü olmaya bir adım daha yaklaştı.
Hem de oldukça cool bir şekilde.
Amerika’nın en cool göçmeni

Abdulrahman Muhammed, Mısır göçmeni mühendis bir babanın oğlu. Annesi Amerikalı bir hemşire. Michigan’da doğup büyüdü. Ailesinin yarısı Amerikalı. Bu nedenle diğer birçok solcu beyaz olmayan siyasetçiden aslında farklı. Doğma büyüme Michiganlı. Ailesinin bir kısmı beyaz. Hatta Amerikalı anneannesi ve dedesi de bunu anlatmak ve İslamofobik tepkileri azaltmak için günlerdir özel videolar çekiyor.
Küçük yaştan beri spora ve sağlığa kafayı taktı. Vücut çalıştı. Dış görünüşüne ve fiziğine önem verdi.

Michigan’da siyaset bilimi okudu. Lisans mezuniyet törenindeki konuşmasıyla Bill Clinton’ın dikkatini çekti. Abdul’un ileride sıkı bir solcu olacağını henüz bilmeyen Clinton, siyasete girmesi için genç adama cesaret vermiş, Abdul’u övmüştü.
Abdul, siyaset lisansının üstüne tıp okudu. Cerrah olmak yerine halk sağlığı uzmanlığını tercih etti. Lisansüstü eğitimi Rhodes bursiyeri olarak Oxford’da yaptı. Ardından ABD’ye dönüp Columbia’da doktorasını tamamladı.
Oxford ve Columbia mezunu başarılı bir öğrenci için hayatta birçok seçenek vardı. En başından beri siyasete girmek isteyen Abdul, tüm bu seçenekleri elinin tersiyle itip akademiye ve kamu hizmetine yöneldi. Yerel yönetimlerde halk sağlığı uzmanı olarak çalıştı, Michigan’daki su ve hava kirliliği krizleri için çözümler üretmeye çalıştı.

Halkla iç içe bir kamu görevlisiydi. Yerel sorunları bizzat yerinde inceliyor, herkesle konuşuyordu. Michigan’daki Müslüman azınlık ve solcularla sıkı iletişim halindeydi.
2018’de risk aldı. Popüler bir siyasetçiye rakip olarak Michigan Valilik yarışına girdi. Önseçimi %30 oyla kaybetti. Fakat 2018’de hitabeti, politikaları ile dikkat çekti. “Müslümanların Obaması” manşetleri bile atıldı.
Aslında Abdul El-Sayed’in başarısız 2018 kampanyası bugünkü başarısının mimarıydı. %30 oy alsa da o dönemde tanıştığı insanlar, kurduğu ittifaklar geleceği inşa etti. Bir mitingine katılan 16 yaşındaki lise öğrencisi Abdul ile iletişimi koparmadı ve 2026 senatörlük kampanyasında iletişim direktörü oldu. Abdul El-Sayed kenara çekilmek yerine sekiz sene boyunca ekibini diri tuttu, solcularla iletişimi koparmadı ve örgütlü bir sosyalist olmasa, hatta kendisine reformcu bir kapitalist dese de sol örgütlerle hep iç içe oldu. Sekiz sene boyunca kapı kapı dolaştığı bir kampanya yaptı.
Başarısının en büyük sırrı da buydu. Bitmeyen bir inat, istikrarlı bir kavga.
İstikrarlı hayal, hakikattir
Abdul El-Sayed, geçen sene senato adaylığını açıkladı. Pek şaşırtıcı bir gelişme değildi. Özellikle Zohran’ın vitrini olduğu şekilde Amerikan solunun yükseldiği bir dönemin aranan özelliklerini taşıyordu. ABD’nin dört bir yanında Gazze soykırımı sol ve Müslümanları birleştiriyordu. Abdul de bu koalisyonun en iyi adaylarından biri oldu.
Gazze soykırımına tepkili, İsrail’e verilen milyonlarca doların Amerikan halkının sağlık ve eğitim giderleri için kullanılmasını istiyor. Bomba yerine bebeklere para verilmesini arzuluyor. Mesajı oldukça net. İsrail-Filistin çatışmasına bir çözümü yok, fakat Amerikan halkının vergileriyle bir soykırımının finanse edilmemesi konusunda net.
İsrail’e ayrılan bütçe ile sosyal devlet harcamalarının toparlanacağını savunuyor. Bu nedenle aslında çok temiz bir şekilde, özellikle de bir doktor olarak, Gazze ile sosyal devlet politikalarını birleştiriyor. Tek bir kampanyada harmanlıyor.
Aynı anda farklı seçmen gruplarını birleştirmesinin sebebi bu. Tıpkı geçtiğimiz aylarda seçim zaferi kazanan diğer solcu adaylar gibi Abdul de kentte yaşayan eğitimli Amerikalılardan ve göçmen gençlerden oy aldı. “Merkez” aday takıntılı yaşlı Demokrat seçmenlerin oyunu alamasa da kendilerine vaat edilen Amerikan rüyasına ulaşamayan, kira ödemekte zorlanan eğitimli ama ailelerine göre daha yoksul gençlerin yoğun desteğini kazandı.
Bu nedenle daha eğitimli, hatta daha refah düzeyi yüksek semtlerde birinci çıkarken; yaşlı siyahların oy kullandığı yoksul mahallelerde pek başarı gösteremedi.
Abdul’un diğer sosyalistlerden farkı ise aslında kendisini sosyalist olarak tanımlamaması. Tipik bir demokratik sosyalistin savunduğu her şeyi savunsa da Michigan’daki muhafazakar ve ortayolcu seçmeni ürkütmemek adına 7/24 sosyalistlerle miting düzenlemesine rağmen “sosyalistim” demedi.
Bu bir seçim taktiği. Zira Cumhuriyetçiler ve İsrail destekçisi Demokratlar Michigalıların kafasını karıştırmak için Abdul’e ya “komünist” ya da “terörist” diyor.
Abdul’un istikrarlı hayalini gerçekleştirmesinin önündeki en büyük engel ise çok değil beş sene önce adım başı polis çevirmesine yakalatacak ismi değildi.
Amerika’nın en pahalı koltuğuna talip olmasıydı.
Milyon dolarlık koltuk

İsrail lobisi, tek başına 31 milyon doları sırf Abdul önseçimi kazanmasın diye harcadı. Bunun dışında çeşitli sermaye gruplarının da harcamalarıyla rakam 70 milyon dolara kadar çıktı. Abdul ise kapı kapı topladığı ve bazı Müslüman iş insanlarının kurduğu fonlar sayesinde ancak 6 milyon dolara çıkabildi. En büyük rakibi Stevens’in kasası, Abdul’u 11’e katladı.
Stevens, “geceleri rüyamda İsrail’i görüyorum” diyerek ağlayan cringe bir siyasetçi. Sahte bir Michigan aksanıyla şive komedisi yapan vasat bir kadın. Siyah bir seçmen görünce “Obama” diye bağırıyor, Obama kendisini resmen desteklemese de eski bir konuşmasında Stevens’i övdüğü anları içeren bir reklam yayınlayarak seçmene yalan bile söylüyor.
Konuştuğu zaman insanı tedirgin eden bu İsrail destekçisi sahte “tiyatro oyuncusu” 70 milyon dolar alarak bir seçim kaybetmeyi başardı. Ve tarihe geçti.
İsrail lobisi sırf Abdul’u engellemek için 70 milyon doları kül etti.
Abdul’un harcanan bu servete rağmen kazanmasının sırrı sadece verdiği mesajlar değildi.
Abdul’un büyük bir medya gücü de vardı. Kendisi gibi spora meraklı sosyalist bir big boy olan Hasan Abi.
Hasan Abi, tek başına Amerikan siyasetinin geleceğini belirleyen gerçek bir süper kahraman.
Amerika’nın en etkili Türk’ü.
Mazlumların Hasan Abi’si, gym salonlarının big boy’u

Hasan Piker Amerika doğumlu bir Türk. Amerika’nın en ünlü Twitch yayıncısı. 3 milyon abonesi var. Uzun yıllardır sosyal medyada. Genç erkeklerin çoğu sağcıyken, Hasan Abi sosyalizm anlatıyor, İsrail’i eleştiriyor. Yayınlarında spor tavsiyeleri, flört anıları anlatıyor, bir erkeğin nasıl giyinmesi gerektiği hakkında konuşuyor. Gündelik meseleleri siyaset ile harmanlayarak aslında fikirlerini sıkıcı olmayacak şekilde anlatıyor.
Bu nedenle sahici. Bir sürü gaf yapmasına rağmen asla iptal edilemiyor. Çünkü hatasıyla doğrusuyla kitlesiyle iletişim kurarak büyük bir diyalog yaratıyor.
Son yıllarda ise ekran başından kalktı, her gün yayın yaptığı evinden çıktı.

Artık kendisi gibi Filistin destekçisi sosyalist siyasetçiler için mitingler düzenliyor, kapı kapı geziyor, adeta memleketi Türkiye’deki gibi “esnaf ziyaretleri” yapıyor.
Hasan Piker tek başına Amerika’nın en güçlü üçüncü partisini kurdu aslında. Demokrat Parti içindeki sosyalistleri tek başına destekliyor, yayınlarına alıyor, onlar için bağış geceleri düzenliyor.

Hasan Abi’nin desteğini alan bir siyasetçi bir gecede Amerika’da milyonlarca gencin dikkatini çekebiliyor.
Abdul’un kazanmasında da Hasan Abi’nin rolü çok yüksek. Bernie Sanders ve Cortez gibi isimler de Abdul ile miting düzenlemişti. Fakat hiçbiri Hasan Abi’nin Abdul ile fitness salonunda ağırlık kaldırıp vücut geliştirme tavsiyesi verirken sağlık sigortası, Gazze konuştuğu video kadar etkili olmadı.

Hasan Abi ile Abdul’un dostluğu siyasi mesaj içeren sahici bir gündelik hayat anı ortaya koydu.
Bu yüzden Hasan Abi’nin medya gücü ile sahiciliği, Abdul’u çok daha popüler ve “cool” hale getirdi.
Hasan Abi ve Abdul, güçlerini birleştirdi ve İsrail lobisini sandığa gömdü.
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer mi?
Abdul ve kankalarının zaferi tarihi. Fakat bu hikaye henüz bitmedi. Önseçim için 70 milyon dolarını yakan İsrail lobisi, Müslüman Filistin destekçisi bir solcunun senatör olmasını hiç mi hiç istemiyor. Şimdiden Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’i desteklemeye başladılar bile.
Michigan her seçimin başa baş geçtiği bir yer. Rüzgar tersine eserse Abdul’un kaybetme şansı olabilir.
Nitekim Abdul, siyah seçmen ve orta yaşlı insanların pek oyunu alamadı. Demokratların zafer ele etmesi bu seçmen gruplarını ikna etmesi şart. Abdul’u seçim döneminde bir zamanlar benzetildiği Obama ile el ele görme şansımız yüksek.
Hasan Abi ise şimdiden kazandı. Siyasetçilerin yayınlarına konuk olurken kılı kırk yardıkları biriyken şimdi önseçim kazanmak, gençlerin oyunu almak isteyen Demokratların desturunu alması gereken birine dönüştü.
Michigan’dan Wisconsin’e, Connecticut’tan New York’a seçim kazanmak isteyen sosyalistler Hasan Abi’yi sahaya çağırıyor, birlikte miting düzenliyor.
Aras seçimlerin sonuçlarından azade Kasım seçimlerinde Kongre’ye 15-20 örgütlü sosyalistin seçileceği şimdiden kesin. Bu Amerika için büyük bir dönüşüm. Bu işin mimarlarından biri de Hasan Abi. En cool ve popüler Türk sosyalist.
2028 başkan adaylığı önseçim yarışında da Hasan Abi’nin kimi destekleyeceği seçimlerin kaderini etkileyecek.
Aslında Trump’tan sonraki Amerikan başkanının kim olacağına karar verenlerden biri de bir Türk olacak.
Tabii ki bütün bu genç isimleri cebinden çıkaran ise 84 yaşında olmasına rağmen miting miting gezerek genç sosyalistlerin seçilmesi için uğraşan, Hasan Abi’yi ekranlarda İsrail destekçilerine karşı koruyan Bernie Sanders.
Kim bilebilirdi ki Amerika’da sosyalist Türkler, Yahudiler, Filistinliler, Mısırlılar el ele verecek ve İsrail lobisini sandığa gömecek?
Hem de sadece siyaset yaparak değil, ağırlık basıp gençlere kıyafet tavsiyesi vererek.
Amerika’nın geleceğini İsrail karşıtı solcu big boy’lar belirleyecek. Hasan Abi’ler, Abdul’ler oyun kurucu olacak.
İsrail lobisinin isterse milyonlarca doları, onlarca televizyon kanalı gazetesi olsun.
Tarihin doğru sayfasında duranların istikrarlı kavgasının zafere ulaşacağı kesin.
Gerçi sadece haklı olanın değil, “cool” olanın da zaferi bu.
Haley Stevens’in ağlak İsrailciliğindense, Hasan Abi’nin cool sosyalizminin gençlerin aklını çelmesi pek şaşırtıcı olmasa gerek.
Fildişinden Notlar:
- Hasan Abi hakkındaki detaylı profil yazı: https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/amerikan-medyasini-hasan-abi-mi-kurtaracak-189249/
- Çok güzel bir roman: Camille Bordas– Birlikte Yaşamanın Yolları
- GSÜHFD 2026-1 / Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu’na Armağan dergisinde çıkan hakemli makalem: Serbest Seçim Hakkı Çerçevesinde Dezenformasyon Nedeniyle Seçimlerin İptali. Korkmayın, sıkıcı değil. İçinde bol entrika, biraz da Kleopatra var. Fazlasıyla da Romanya.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

