PATRONUMUZ OL
A. Erkan Koca
Tarık Buğra’nın büyük eseri: Küçük Ağa
Küçük Ağa’yı okuyan biri en temel kafa karışıklıklarımızdan birinin merkezinde yer alan, din ve dindarlık tam olarak nedir ve dindar adam kime denir sorusunun kesin bir açıklıkla cevaplandırıldığını düşünecektir. Dini nerede aramalıdır, bu ülke için dinin önemi ve değeri nedir soruları bir daha tereddüde yer bırakmayacak şekilde cevaplandırılmıştır adeta. Ama ne gariptir ki bu aynı zamanda bitmeyen bir kafa karışıklığı halinde sıradan insanların bir türlü son bulmayan ‘çelişmesi’dir.
Nuri Bilge Ceylan’ın sıradanlığı
Nuri Bilge Ceylan belli ki kendini ve kendi hayatını fazlasıyla sorgulamış, en ince detaylarına kadar kafasında kurduğu sahnede durmaksızın yeniden canlandırarak onu sayısız kez yeniden izlemiş biri. Onun sineması aslında kendi hayatının her defasında farklı kişilerle başka mekan ve zamanlarda yeniden çekilmesinden ibaret.
Nuri Bilge Ceylan’ın en iyi sahnesi
Nuri Bilge Ceylan sinemasının başlangıç yeri burasıdır, tıpkı Dostoyevski’nin Sibirya sürgününün başlangıcı oluşu gibi. Artık aradığını bulmuştur. İçindeki anlamsızlık duygusundan kurtulmak için bir şey bulması gerekmemektedir. Kendisini kendi aynasından görebilmektedir artık. Askerlik sırasında karşılaştığı her bir persona kendi maskelerinden bir bir kurtulmasını sağlamış, derindeki benlikle yüz yüze gelmesini sağlamıştır.
Kendini dinleme sanatı
Bu sayede anladım ki insanlar bir tutkuya kapıldıkları için kaçıyor değillerdir ve de. Kaçtıkları için tutku dolular! Konforundan vazgeçmeden korkularla yüzleşmek diye bir şey yoktur. Diğer bir deyişle, korkularımız nedeniyle konforlu dünyamıza mahkum olmayız, böylesi bir dünyanın esiri olduğumuz için korkularımızın mahkumuyuzdur.
Sağ ve solun ötesinde
Bugünkü siyasetin asıl anlamını modernleşmenin travmalarından kurtulmak isteyen insanların gerçek bir güven ilişkisi kuracakları diğer insanlarla birlikte kendileriyle yüzleşmeleri belirlemektedir. Bugünkü hesaplaşma farklı ideolojiler arasında değil topyekûn bir bütün halinde ideolojilerin yaşattığı acı sonuçlarladır.
Fikir ve sanat alemimize bu hürriyet kâfi değildir
Bir vakitler, “Muharrir neden yetişmiyor?” sorusu etrafında bir anket yapılıyor ve Vâ-Nû’ya da soruyorlar. Çok kısaca nedenin “tesamuh noksanlığı” olduğunu söylüyor. Tesamuh yani hoş görme, müsamaha etme, tahammül gösterme. Bunun olmamasının yazarlığı bitirdiğini ve hatta öldürdüğünü söylüyor. Düşünce ölüyor çünkü.
Garplılaşmanın neresindeyiz, ya da Mümtaz Turhan bugüne ne söylüyor?
Batılılaşma tarihimize dönüp bakınca en bol şeyin çelişkiler ve kafa karışıklığı olduğunu görmek hiç de zor değil. Hep bir iç mücadelesi, hep bir kendinden emin olamama ve büyük soru işaretlerinin içinden çıkamama halleri. Belli ki bu bir batılılaşamama tarihi.
Ne zaman eğitim konusu açılsa aklıma hep yatılı okuldaki müdürümüz gelir: Esat Baba
Ülke için, vatan için, topluma faydalı, mesleklerimizde başarılı olalım ya da çok para kazanalım, ünlü olalım diye yapmadı ne yaptıysa, yalnızca bizim iyi olmamız ve kendimizi iyi yetiştirmemiz için yaptı sanıyorum ki bence bu ülkenin en yapamadığı şeydir bu. Yani, öğrencileri araçsallaştırmadan, korkmadan, onlara güvenerek ve severek açık-uçlu bir şekilde kendi yollarından gitmeleri için uğraşmak. Bu olduğunda vatana millete fayda kendiliğinden gelen bir sonuçtu ve asıl zor olan bunu başarmaktı.
Vasatlığın iktidarı
Vasatlık bir yetersizlik değil “yeterlilik” sorunudur. Vasat kişiler, hayatın değişmezliğine inanan ve dolayısıyla büyük amaçların gerçekleştirilemez olduğunu düşünen kimseler oldukları için insanlar arasında bir yetenek farkı görmezler. Herkes ortalamada eşitlenmeli, sıradanlık öne çıkabilecek bir özelliğe dönüşmelidir.
KİTAP | Zavallı Afganistan, zavallı Şark
Olivier Roy’un Kayıp Şark’ın Peşinde’si çok şey öğrendiğim bir kitap. Yalnızca Afganistan’a dair değil aynı zamanda bir saha uzmanı olmanın nasıl olduğunu, sahada çalışmanın ne demek olduğunu öğrendiğim, bana göre denenmiş derslerle yüklü bir metin.
Editör ne iş yapar? Ya da, fazladan iki adım attırmak
Bir şeye henüz kimse değer biçmemişken değer verebilmek hayli zor bir iştir. Editör bunu yapar; değer görür, değer biçer ve bunun teslim edilmesini ister. İçinden bir his bunu söylemektedir. Kimi zaman, yazarın dahi farkında olmadığı bir histir bu ve çok değerlidir. Bu his, saklı bir değerin kendi yolunu bulup açığa çıkması için engelleri kaldıran şeydir.
Müllerci misin?
Bu ülkenin kaderi galiba, duymak istenmeyenlere kulak kabartan herkesin bir anda Müllerci yapılması. Meclis’te konu ne olursa olsun sürekli aynı şeylerin tartışılması! Ve Maliye Bakanlığı rakamlarının asla diğer kurumlarınkiyle birbirini tutmaması! Her türlü düşünce, görüş ve değerlendirmenin -yanlış ya da kötü niyetli bile olsa!- bizi doğruya götürecek olmazsa olmaz bir gereklilik olduğuna inananların öylece hain ilan edilmesi…
Ahmet Ağaoğlu’nun Serbest Fırka hatıraları
Serbest Fırka tecrübesi, statükodan beslenen Fırkacı siyasilerin çok olduğu bir yerde özgürlüğe ve demokrasiye samimiyetle bağlanmanın ne büyük bir cezaya ve karşı öfkeye dönüşebileceğini de gösterir.
Reşat Nuri’nin sanatı
Yani, inandırıcılıktır esas olan ama bir tiyatro eseri ya da film, hiçbir zaman tam bir inandırıcılığa sahip olamayacağından, inanmak istediğimiz inanırız. İnandırıcı olması aynı zamanda bizim inanabilir olmamıza ve inanmak isteyip istemememize bağlıdır. Kendine inanamayan insanlar sanata da inanmazlar bu yüzden.
Aşırı ilgiden bilinmezliğe Reşat Nuri’nin tiyatro yazıları
Reşat Nuri’nin her bir kitabı üzerine uzun bahisler açmak gerekir. Ama ben bugün bir zamanlar son derece ilginç bir biçimde Kültür Bakanlığı tarafından 1000 Temel Eser kapsamında bakılmış ve her ne hikmetse bir daha da yüzüne bakılmamış, son derece önemli derleme eseri, Reşat Nuri Güntekin’in Tiyatro İle İlgili Makaleleri’nden bahsetmek istiyorum. Bu kitap birkaç nedenle bende ilginç bir etki bırakmıştır. Tarihle polisiyeyi birleştiren yazar okuyanlara inat tam bir Pazar kitabıdır ve de.
Pazar Konuşmaları’na devam
Boğaziçi’nin açık tepelerinde, “fıstık çamının yayvan dalları altında” dört farklı ideolojiden insanı konuşturuyor Falih Rıfkı. Tahmin edilebileceği gibi bunlardan biri Rusyacı, bir diğeri “liberal gibi”, bir diğeri muhafazakâr ve sonuncusu da laik-sosyalist. Konuşma bir süre sonra tartışmaya döndüğünde gruptan biri Rusyacı olanı kastederek: “Bu Bolşevik’in fıstık ağacı altında ne işi var?” diye soruyor. Ötekilerden biri, “Siz demokrat değil misiniz?” diye karşılık verince adam, “Ben Bolşeviksiz demokrasinin demokratıyım” diyor. Bir diğeri, “Ben inkılapçı demokrasinin demokratıyım.” diye söze katılıyor
Falih Rıfkı’nın Pazar Konuşmaları’nı okurken…
Günlerden bir gün beni yine bir rica için odasına çağırdı. Bu kez bir derginin Bakanla röportaj yapmak istediğini ve konu başlıklarının da polislerle ilgili yeni düzenlemeler, tartışmalar ve iç güvenlik meseleleri olduğunu söyleyip bunu benim yapmamı istediğini iletti. İlk anladığım şey, her zaman olduğu gibi bazı notlar hazırlayacağım ve en fazla önceden iletilen sorulara cevaplar oluşturup Bakan’a iletmek gibi bir şey yapacağımdı. “Tabii olur,” dedim çok düşünmeden. Koskoca Bakan kendi cevaplarını hazırlayacak değildi ya!
Mutluluğun Sakıncaları
İnsanlar bize imrensin, bizim yerimizde olmak istesinler istiyoruz. Çünkü aksi halde kendimizin ve hayatımızın değerinden emin olamıyoruz. Ve ne kadar çok insan bizim yerimizde olmak istiyorsa o kadar mutlu oluyoruz.
İstemsiz
Yazmak, Knausgaard için tıpkı okumak gibi bir eylemdir; her an her yerde ve her şekilde yapılabilir ya da öyle olduğunda gerçek anlamda yazar olunabilir. Kendiliğinden, istemsizce ve öylece geliveren düşüncelerle ilerleyen bir süreçtir. Tıpkı yaşamın kendisi gibi yani!
İstanbul’un halleri
Üç İstanbul, Abdülhamit’in istibdat dönemiyle başlayan ve önceleri konaklarda özel dersler vererek hayatını kazanırken İttihat ve Terakki’nin İstanbul’daki gizli teşkilatına girmesiyle kaderi büsbütün değişen dava vekili Adnan’ın şahsında II. Meşrutiyet’in ve sonrasında gelen Mütareke döneminin görünen ve görünmeyen yüzü. Fakir bir kenar mahalle çocuğunun Osmanlı’nın kaderine yön verecek kadar eriştiği iktidar temerküzünün sonra bir anda yerle bir eden trajedisi.
Yola devam
Yeterince uzun ve amacı kendisi olan bir yürüyüşten sonra içimizdeki her türlü şiddetten, kızgınlıktan ve güç yanılsamasından arındığımızı hissederiz. Hiçbir şey kazanmamış, elimize hiçbir şey geçmemiş ama neyle olduğunu bilmediğimiz bir şeyle çok güçlü bir biçimde tamamlanmışızdır. Yüzümüzden yansıyan mutlaka “cesur bir neşe” halidir ve gerçek politik -ve de manevi- değişimlerin ana duygusu işte bundan başka bir şey değildir!
Yol aşkı: ya da kadın zihninden yürüme
Solnit için de yürüme, hayatın içindeki her şeyle ilgilidir ve bu nedenle her şeyin içinde mutlaka var olan bir eylem biçimidir: “Din, felsefe, çevre, kent politikaları, anatomi, alegori ve aşk acısı diyarlarına kolayca girip çıkan yürüme, dünyanın en tanıdık ama aynı zamanda en karmaşık şeyidir.”
Doğa ve yürüyüş üzerine
Gönüllü sadelik, tıpkı yürümek gibi, basit, sade ama iradi ve güçlendirici bir yaşam biçimidir. Vazgeçebilmeyi, istemeyebilmeyi, paylaşabilmeyi ve fazlalıklardan arınmayı içerir. Şöyle de diyebiliriz ki insan ancak gönüllü olması halinde sadeleşebilir ve ağırlıklarından kurtulabilir. Doğaya ulaşmanın yegâne yolu bu şekilde ulaşacağımız bir sadelik ve yürüyüştür. Yürüyüş, insanın en sade ve en gönüllü eylemidir.
Bir bilimkurgu masalcısı: Ursula K. Le Guin
Bilgelik her zaman bir çocuk masumiyetine ihtiyaç duyar ve bu bize henüz yaşanmamış olanda daha fazla saklı olduğunu düşündürür. Tam da bu nedenle bilgece metinler kıssalardan çok masala yakındırlar, çocuksuluğu yaşanmamış olanla birleştirir sonra bizden aldıklarıyla her defasında yepyeni bir ülke kurarlar.
Mesleğim yazarlık
Yazmak, hayatı kendine anlatmaktır bir bakıma ve bunun için illa yazıya dökmek de gerekmez. Pek çok insan hiç yazmadan bütün ömür bir yazar gibi yaşar. Diğer bir deyişle, hayatı kendimize anlatır gibi yaşamaktır yazmak ve bütünüyle kendi hayatımızın ürünüdür. Hiç kimse bir başkasını yazar yapamaz. Uzak ve ilginç diyarlara gitmek, enteresan insanlarla karşılaşmak ya da ilginç bir hayat yaşamak da gerekli değildir çoğu zaman, hatta hiç.
Sosyoloji ne işe yarar?
Sosyoloji, her koşulda konfor alanlarını sarsıcıdır. ‘Doğal’, ‘değişmez’, ‘böyle gelmiş böyle gider’ olarak görülen ne varsa öyle olmayabileceğini açık eder, toplumsal olanın noksan ve sorunlu yanlarını görmemizi sağlar; “Şeylerin, eylemlerin, eğilimlerin ve süreçlerin ‘zorunluluğu’ ve ‘doğallığına’ duyulan popüler inançların altındaki temelleri baltalamaya mahkûmdur. Onların oluşumu ve devamlılığına katkı yapan mantıksızlıkların maskesini düşürür.
Gökyüzüne kement atmak: Çocuk edebiyatının annesi Gülten Dayıoğlu
Gülten Dayıoğlu ülkede hâlâ eksikliği fazlasıyla hissedilen bir alanın ilklerinden ve “çocuk edebiyatı” başlığının yayılmasının arkasındaki isimlerdendir. Bu nedenle denebilir ki çocuk edebiyatın annesidir. Aslına bakılırsa o hep bir anne olmuştur (her çocuk kitabı yazarı kendi kendisinin annesidir!). Sevgisi öfkesine, kızgınlıklarına ve acılarına baskın, şefkatli bir anne gibi gelir bana hep.
Gölgede ve Güneşte Futbol
Milli takım Şenol Güneş’le birlikte çok önemli bir şey öğrendi: “Kazandığında çok sevinmemeyi, kaybettiğinde de yerinmemeyi.” Bu durum, duygusal dengesizliği bastırdı ve akılcılıktan kolaylıkla sapma eğilimlerimizi sürekli olarak kontrol altında tutabildi. Yeni bir his ortaya çıktı: rakibin yenilgisinden çok kendi zaferinden zevk alma hissi. Galibiyetleri ötekinin aczine değil kendi oyununa bağlama zevki.
Yine Tarkovski
Sanat bizde olmayanı hissetmemizi, tamamlanmamızı sağlar. İçimizdeki boşluğu doldurur. Sonsuz genişlikte bir dünyanın ferahlığını duyurur. Filmleri izlemeye giderken biraz da kendimizi izlemek isteriz bu yüzden.
Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
İnsanın hayatta ne kadar mutlu olabileceği onu ne ölçüde kavradığıyla ilişkilidir. Esas olan mutlu olmaya çalışmak değil hayatı anlayıp kavramaktır. Tam bu noktada, dünya insan aklının yetmeyeceği büyüklükte anlaşılmazlıklarla doludur ve zihin de zaten akıldan ibaret olmayıp en az dünya kadar anlaşılmaz bir alandır. Anlaşılacağı gibi Schopenhauer idealist tarafta yer almaktadır ve asıl çabası bir tür idealizmi görünür kılma, teoriye dönüştürme arayışıdır.
EN SON HABERLER