İsrail’e ilk ve en ileri destek Alman Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen’den geldi. İktidar ortağı ve lideri Dışişleri Bakanı olan Yeşiller Partisi genel merkezine dev İsrail bayrağı astı. CDU lideri “Eğer Gazze'den kaçan mülteciler olursa, o zaman bunlar komşu devletlerin konusu olmalıdır. Almanya daha fazla mülteci kabul edemez. Ülkede yeterince anti-semitik genç adam var” dedi. Ülkede Filistin’e destek eylemleri yasaklanıyor, Zizek’in Frankfurt Kitap Fuarı’ndaki konuşması protesto ediliyor. Almanya, İsrail’e destekte ABD’yi geride bırakmış görünüyor. Berlin’de 18 Ekim akşamı bir grup genç insanın Filistin’e destek eyleminde attığı “Free Palestine from German guilt” (Filistin'i Alman suçundan/suçluluğundan kurtarın) sloganı, polemiklere yol açtı. Almanya’yı Yahudiler karşısındaki suçluluk duygusundan ötürü İsrail’in Filistin’deki şiddetini desteklemekle suçlayan bu eylem, ortalama Alman kamuoyunu sinirlendirdi.
Makul duygular ve fikirler belirli bir doz aşımından sonra ‘hastalıklı’ hale gelebiliyor. Mesela makul bir duygu olan ‘haklılığın’ aşırı biçimine gömülmüş biri, karşıtını yok etme hakkına sahip olduğuna inanır. Bu yönüyle aşırı haklılık duygusu bir şiddet kaynağıdır ve ‘aşırı haklı’ olduğuna inanan iki ulusun karşı karşıya gelmesi büyük felakettir; orada insan kıyıcılığının sınırı yoktur, çünkü savaş milliyetçiliğin nispeten makul haklılık duygusunu mutlaklaştırıp zirveye taşır. Hamas-İsrail savaşında tam olarak bunu idrak ediyoruz.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, iktidarın düşünce kuruluşu SETA’nın İngilizce yayınlanan dergisi “Insight Turkey”in 4 Ekim 2023 tarihli sayısında Türkiye’nin dış politika hedefleri, vizyonu ve sınamaları hakkında uzunca sayılabilecek ayrıntılı bir yazı yayınladı. Derginin İngilizce yayınlanması veya artık Dışişleri Bakanlığının dış politikadaki rolünün Cumhurbaşkanlığınınkinin bir hayli gerisine itilmiş olması gibi nedenlerle bu yazı yerli medyada hiç yankılanmadı. Kendi okuduğum yayınlarda rastlamadığım gibi, tanıdıklar vasıtasıyla yaptığım küçük bir araştırma bu yazının onların da dikkatine gelmediğini gösterdi. Bir yabancı haber portalinde yazının bir analizine rastlamamış olsaydım, bundan haberim bile olmayacaktı. Oysa normal şartlarda bir Dışişleri Bakanının bu kadar etraflı bir çalışmasının ses getirmesi beklenirdi.Fazla yankı uyandırmamış olması belki yazının içeriğinin alışılmış ötesine gitmemiş olmasından kaynaklanmış olabilir. Bu da her zaman söylendiği gibi Türk dış politikasının bir sıkışıklık içinde olduğunun gerekiyorsa yeni bir kanıtıdır.
Holokost, Batı’nın sadece geçmişini değil bugününü de ipotek altına alıyor. Batı, boynunda taşıdığı soykırımın asli ve ferî faili olmanın utancını, maalesef, başka bir soykırıma el vermekle gidermeye ya da telafi etmeye çalışıyor. Kendi günahının bedelini Filistinlilere ödetirken, yeni ve affedilmez başka bir günahın sahibi oluyor.
Filistinliler de hepimiz gibi hayalleri, umutları, hırsları, hüzünleri, hataları, neşeleri, zevkleri, öfkeleri, becerileri olan biricik insanlar. Çocuk, kadın, erkek, genç, ihtiyar, öğretmen, doktor, anne, baba, dede, hala, kuzen, sanatçı, zanaatkar… İşte ben tam da bu yüzden kalbimde günlerdir oturan kayayı zorla bir kenara itip, bu yazıyı gözümde yaş olmadan yazacağım. Hürmetle yazacağım. Merakla yazacağım. Utancımı bir kenara kıstırıp, ümitle yazacağım. Soykırımı seyreden, umursamayan, onaylayan, onaylamasa da konforundan vazgeçemeyen, kim bilir belki de pis bir schadenfreude* ile “aman ya ne fena memleketler, of bizden ırak olsun” diye iç geçiren, siyasetçi yalanlarını, ırkçılığı, hor görmeleri, eşitsizliği, haksızlığı sindiren bizlere, halimize acıyacağım. Soykırıma uğrayanlara değil. Bu yazıda Filistin’in kültürel mirasında, geçmişinde ve bugününde, sanatında, zanaatinde bir yolculuğa çıkacağız. Dört önemli ressamla tanışarak başlayalım