Dr. Andreas Vischer, İsviçre Ermeni Dostları Birliği üyesidir. Amerikan Yardım Teşkilatı temsilcileri ile birlikte Ermeniler ve tüm ihtiyaç sahiplerine yardım amacıyla Urfa Hastanesi’nde çalışır. Urfa’da bir yıl boyunca (1919-1920) tanık olduklarını kaleme alır ve rapor haline getirir. Rapor, ilk olarak 1921’de Basel’de kitap olarak yayınlanır.
İnsanın hayatta ne kadar mutlu olabileceği onu ne ölçüde kavradığıyla ilişkilidir. Esas olan mutlu olmaya çalışmak değil hayatı anlayıp kavramaktır. Tam bu noktada, dünya insan aklının yetmeyeceği büyüklükte anlaşılmazlıklarla doludur ve zihin de zaten akıldan ibaret olmayıp en az dünya kadar anlaşılmaz bir alandır. Anlaşılacağı gibi Schopenhauer idealist tarafta yer almaktadır ve asıl çabası bir tür idealizmi görünür kılma, teoriye dönüştürme arayışıdır.
Morga girdim. Hastanenin en alt katında Arif’in kolundayım. Koyu gri duvarlara bakıyorum. Kapılar, duvarlar, kapılar…
Arif soldan ikinci kapının önünde durunca ben de durdum. Bize...
Bir göçmenin en sık duyduğu sorulardan biridir bu: “Mutlu musunuz orada?”. Mutluyum, çünkü çocuğumla her evden çıktığımda sırtımda beliren kasılmayı uzun süredir hissetmiyorum. Bir yere gitmeden önce, “Ya orda ağlamaya başlarsa?” diye düşünmeyeli de bayağı oldu. Yan masadan ağlayan kızıma ve bana yargılar şekilde bakan kadın ve adamları da pek özlemedim. Kimse anneliğime not vermiyor.
Cevriye, kendini bildi bileli sokaklarda yaşıyor, hiç evi olmamış. Annesi hakkında hiçbir fikri yok, gökyüzündeki yıldızlara bakıp hayaller kurarken, “bir yıldızdan” dünyaya düşmüş olabileceğini düşünüyor, o çok küçükken ölen ve ona sahip çıkan bir adamı sevgiyle hatırlıyor ve onun babası olduğunu sanıyor. Roman dört bölümden oluşuyor, şarkının sözlerinin ilk dört dizesi bu dört bölüme başlık oluyor. Mümkün olduğunca Suat Derviş’e bırakalım sözü: