Aşağıda iki âsî, hain kadın. Solda Zhang Zhan. Sağda Loujain al-Hathloul. İnsan hakları diye bir şey tutturmuşlar. Dış güçlerle elele verip ülkelerini karıştırmaya kalkmışlar. Yabancı medyayla elele verip, dezenformasyon yaymışlar. Biri Komünist, diğeri İslâmcı iki devletin millî hukuku tepelerine binmiş. Ohh. Ohh. Hak ettikleri cezalara çarptırılmışlar.
Kendi özgürlüğüm için ötekinin varlığına ve aramızdaki ilişkiye muhtacım. Çünkü ancak bu ilişki içinde kendimin ve karşımdakinin özgürlüğünü aynı anda (ve birlikte) oluşturabilirim. Aksi halde özgürlük sandığım şey, karşımdaki için gayrımeşru bir imtiyaz, giderek zorlayıcılık, kibirlilik ve nihayette gayrı-insanilik olarak yaşanacaktır.
AK Parti programına bakıyorum: “Özgürlükler demokrasinin temelini oluşturur. İnsan hakları alanında faaliyet gösteren gönüllü kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerileri dikkate alınacak, devlet organları ile bu kuruluşlar arasında sıkı bir işbirliği oluşturulacaktır."
Süslü çam ağaçları, ışıklar, geyikli arabasıyla hediye getiren ihtiyar pofuduk bir dedenin cazibesi ve takvimlerde bir yılın geride kalmasının yarattığı kutlama isteğiyle kavga etmek çok zor. O yüzden 100 yıl sonra artık bunu bir gerilim vesilesi yapmayı bırakmak gerek.
Sedirde al yeşil, dal dal Bursa ipeklisi, / duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler, / gümüş ibriklerde şarap, / bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi. / Öz kardeşi Musayı ok kirişiyle boğup / yani bir altın leğende kardeş kanıyla aptest alarak / Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkâr idi. / Çelebi hünkâr idi amma / Âl Osman ülkesinde esen / bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgâr idi.