Kürtlerin bir Türkiye partisine ihtiyaçları yok derken, Kürtlerin Türkiye siyasetinden tamamen çekilmesi ve olup bitenlere seyirci kalması anlamında bir öneride bulunmuyorum. Anlatmaya çalıştığım, Kürtlerin Türkiye’yi yönetmeye ve iktidar olmaya aday bir partiye ihtiyaçlarının olmadığıdır.
Tabii maçı seyrederken kafamdan siyasi hayatımıza göndermeler yapmayı da ihmal etmiyordum. Futbolcularımızın Avrupa’da yer edinmek için oyun kalitelerini yükseltmeleri, birer Avrupalı gibi top oynamaları, belki siyasi hayatımız açısından da bize bazı ipuçları sunabilir.
Bizim bu kahve cemaatinin bir de eski bir Diyarbekir evi var. Yıllar önce metruk haldeki bir Diyarbekir evi elbirliğiyle satın alındı ve aslına uygun bir şekilde restore edildi. Böylece hem kıymetli bir Diyarbekir evi kurtarıldı hem de bizim daha geniş bir yerimiz oldu. Misafirlerimizin bir kısmını -bilhassa kalabalık olanları- burada ağırlarız. Geçen gün de Ali Babacan misafirimiz oldu.
Bir ara, “şanlı ecdadımız nüfus memurlarına bile ‘avret’ diye kadınların isimlerini söylemezlerdi” diye bir söylenti çıkmıştı da nikah davetiyelerine kadınların isimleri baş harf ve nokta şeklinde yazılır olmuştu. Tek tük gazetelerde köşe yazan, sayfa hazırlayan kadınların isimleri eğer müstear değilse, bazı çok bilmişler tarafından takvalı olmamakla, isimlerini “teşhir etmek”le suçlanırlardı.
Akıncı’yı Kıbrıs’ta çözüm için “Topraklarımızdan bir kısmını Rumlara vermeliyiz.” demesinden dolayı kansızlıkla, vatan hainliğiyle suçlayanlar AK Parti’nin mimarı olduğu, hararetle savunduğu Annan planında Maraş, Erenköy ve ara bölgenin 100 gün, 30’a yakın yerleşim biriminin de 6 aydan 3 yıla kadar bir süre içinde Rumlara verildiğini hatırlamıyor mu?