2013 yılında Öcalan ziyareti öncesinde Sırrı Süreyya Önder, Başbakan Tayyip Erdoğan’la bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu 3 saatlik görüşmede Başbakan kendi kırmızı çizgilerini ve yaklaşımlarını anlatarak özetle şu mesajı veriyor: “Türkiye’de her türlü uzlaşmaya varım. Her fedakarlığı da yaparım. Ancak Suriye’de özerk bir Kürt varlığını kabul edemem.”
Zeynep Sönmez, Avustralya Açık ana tablosunda elemelerden gelerek aldığı galibiyetlerle bu seviyede kalıcı olabileceğini açık biçimde gösterdi. Sahadaki oyunu ve maç ritmi, bu başarının bir sürpriz değil, hazırlığın sonucu olduğunu ortaya koydu. Korttaki atmosfer ve tribün desteği, bu performansın karşılıksız olmadığını gösterdi. Zeynep Sönmez artık Grand Slam sahnesinde ciddiye alınması gereken bir oyuncu.
Türkiye’de de yeni barış süreci, ufku “alandaki gerçekler”le sınırlı olan her cenahın dar görüşlüleri tarafından yanlış yorumlanıyor. Oysa anlamak mümkün. Bunun için pencereyi Türkiye’nin “terörden temizlenmesinden” veya Halep’in iki mahallesindeki “kazanımlardan” fazlasını görecek şekilde genişletmek, meseleye daha yukarıdan bir yerden bakmak gerekiyor.
Şu açık: Rüzgar Kürtlerden ve isteklerinden yana esmiyor. Öcalan’ın yaşam alanı darlaşması tespiti ve yeni imkanlar üretmek stratejisi onlar bakımından doğru görünüyor.
Bazen şu soruyu kendimize sormalıyız: Siyasetçi kalmak zorunda mıyız? Bu soru, “siyaseti terk edelim” çağrısı değil, siyasetin ölçüsünü hatırlatma çabasıdır. Çünkü siyaset, ahlaki bir imkan olmaktan çıkıp bir “varoluş garantisi”ne dönüştüğünde; insan, siyasetin içinde kaldığı için değil, siyasetin içinde kaldığını sandığı için kendini kaybeder.