“Hain”, “düşman” vb. sıfatları bol kepçe kullanmak, herhangi bir sorunu çözmez. Eğer gaye mevcut bir derde çare bulunması ise, bilhassa sorumlu mevkilerde olanların dillerini sözü kesen yaftalamalardan arındırmaları gerekir.
Batı’nın kendisini savunma anlayışı son derece doğru; en küçük bir terör saldırısı karşısında bile tedbirlerini savaşa girmiş bir ülke gibi alıyorlar. Türkiye için de örnek alınacak bir refleks bu.
Bir fiili ‘A’ öznesi gerçekleştirdiğinde farklı, ‘B’ öznesi gerçekleştirdiğinde farklı tutum alan bir gazetecilik yalnız hakbilir davranmamış olmaz, inandırıcılığını da yitirir.
Barış ile özgürlük arasında, böyle mutlak bir nedensellik bağı var mı tarihte? Türkiye için ileri sürülen bu “herkesin kendini özgürce ifade ettiği ortam” talebi, PKK’nın iç hayatı ve/ya egemen olduğu alanlar, hendekler ve barikatlarla işgal ettiği ilçe merkezleri için de geçerli mi? Acaba Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, şimdi Yüksekova’da yaşayanlar da kendilerini özgürce ifade edebiliyor mu PKK karşısında? Bilmem; Diyarbakır Mazlumder bildirisine yansıyan yerel tanıklıklar, ya da HDP’li olmayan Kürt aydınlarının yazdıkları pek öyle demiyor gibi.