Uluslararası güçlere teslim olmakla yırtabileceğini düşünen bir yüksek aklı var bu ülkede. Sanki teslim olsa ülke kurtulacak! Böyle bir yol olsa elbette milletler şahsiyetsiz, kurnaz yöneticiler ayarlayıp, bir şekilde çıkış yolunu bulurdu; boşuna niye kan döküp evlatlarını toprağa gömsün?
Selin Sayek Böke’nin Hıristiyanlığını “ortaya çıkartan” gazeteyi hepimiz ayıpladık ama, o gazeteye o manşeti attıran hissiyatın devlette, medyada ve tabii toplumda derin kökleri var. Bu hissiyatı “Müslüman olmayan”ın tekinsizliği diye adlandırabiliriz.
Kötü olaylarda ülkeyi toptan karalamaktan hoşlanabildiğimiz gibi, bazı durumlarda da, kendimizi “dünyanın en özel zekalı toplumu” olarak düşünmekten zevk alabiliyoruz…Diğer “gelişmekte olan ülkeler”le aşağı yukarı aynı süreçleri, aynı deneyimleri yaşadığımız noktalarda, “Türkiye her şeyin en uç noktasının yaşandığı ülke” çıkarımını yapmayı sevebiliyoruz…
CHP’nin Komisyon’dan ayrılma nedeni olarak başkanlık sistemini de işaret etmesi ve bunu ‘kırmızı çizgi’ olarak ilan etmesi önümüzdeki dönemde AKP’nin köşeye sıkışmasını hedefliyor. Oysa daha birkaç hafta önce Kılıçdaroğlu başkanlık sistemini de tartışmaya hazır olduklarını söylemekteydi.
Hayatın birçok alanında olduğu gibi, irfanını kaybetmemiş, idrak sahibi sıradan halk, bilerek ya da bilmeyerek, ''belirsizlikle'' kirlenmemiş zihinleriyle bu postmodern sanata meydan okuyor. Kalbi uyanık olanlar – galerideki temizlik görevlisi gibiler- kendilerini uyanık sanıp kalbi derin bir uykuda olanların sanatını hak ettiği yere, çöpe göndermesini biliyor.