Arazi açmak için ormanı yakan köylünün, elde kova o yangını söndürmeye gidenlerin en önünde koşması; ya da en rüşvetçi memurun, yolsuzluğa hırsızlığa en yüksek sesle sövmesi gibi durumları hatırlatır oldu bana bu “ilke” meselesi.
İşin sonunda gelip dayandığı soru şu: Bu meseleler, parlamenter bir zemine çekilemez mi, barışçı mücadele yöntemleriyle ele alınamaz mı? Milletvekilleri konuyu Meclise getirip, siyaset zeminine oturtamaz mı?
Yaşatılan bu acılar Türkiye'ye ve bu insanlara ne için yaşatılmakta? Bir siyasi parti lideri öldürmekten, katletmekten, yıkmaktan, acı vermekten başka bir iş yapmayan o elleri öpebiliyorsa düşünce ufku ve amacı nice fenalıklara gebe demektir.
Devlet, en son model teknolojik silahları kullanabilir, askeri imkânlarını azamileştirebilir, sokağa çıkma yasağı ve ötesinde sıkıyönetim de ilan edebilir. Bunlarla askeri üstünlük sağlayıp PKK’yi köşeye de sıkıştırabilir ama çözüme ulaşamaz. Çözüm için devletin ortaya siyasi bir proje koyması gerekir.