Tetiği çeken elin pek de önemli olmadığını bilecek tecrübeye de sahibiz. Amaç iç savaş kışkırtıcılığı yapmak ve daha da öncelikli olarak Türkiye’yi yönetilemez kılmak. Bunu kimlerin istediği bir sır değil… Esad’la başlayan ilişkiler ve ortak çıkarlar ekseninin buna teşne olabileceğini biliyoruz. Aynı şekilde PKK’nın son stratejik kararının da aynı doğrultuda olduğu tüm bölge sakinleri için sıradan bir bilgi.
Tahir Elçi’yi hakkında açılan ve hedef gösterilmesine yol açan dava aracılığıyla herkesle birlikte tanıdım. Tutarlı ve istikrarlı bir Kürt aydını ve hukukçu olduğu aşikar. “Nasıl öldürüldüğümüz değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.” demiş; yeni duydum, dört meshebin birliğini sembolize eden dört ayaklı minareyi de yeni farkettim. Teselli niyetine paylaşılan Ahmet Kaya’nın Diyarbakır Türküsü’ne de vesile oldu…Etkilendim…
Can Dündar, “özgür gazetecilik” adına konuşulmayı, yüceltilmeyi hak eden bir isim değil. Yaptığı “haber” de, toplumun bilgilenme hakkı uğruna göze alınmış bir riski, övülmeye değer bir entelektüel cesareti göstermiyordu.
Gazetecilerin devlet kararlarını, eylemlerini “biz” kalıbıyla haberleştirmesi onları devletle özdeşleştirir. Türkiye’de bu oluyor ve iktidarda kim varsa, ona yakın medya devletle “sizli bizli” oluyor, “giriyor, vuruyor.”