İstanbul'daki kar krizinde vatandaşlar kapalı hangi yol için nereyi suçlamaları gerektiği konusunda uyarıldı. Ama çok az kişi bir şehirde yolların bir kısmının yerel, bir kısmının merkezi hükümete ait olmasının absürtlüğünden bahsetti. Halbuki eğer 2004'te Kamu Yönetimi Rerformu geçseydi, bugün bırakın belediyelerin karla mücadelesini, belediye onay vermeden İstanbul Havalimanı’nın yeri dahi belirlenemezdi.
Uğur Mumcu’nun cenaze töreni, törene katılan kitlelerin ruh hali üzerinden yeni ve güçlü bir devlet siyasetinin inşa edilebileceği duygusunu yaratmıştı. Bu yoldan gidildi ve sonunda 28 Şubat’a varıldı. Bu, hikâyenin bilinen kısmı… Madalyonun öbür yüzünde, o cenaze töreninin, Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) Batı tipinde bir sosyal demokrat partiye dönüştürme uğraşlarını berhava etme doğrultusunda araçsallaştırılması var.
Arabanın duvarlarını yumrukluyoruz. Bağırıyoruz çağırıyoruz. Kimsenin umurunda değil. Tuvalete gitmemize son kez izin verildi. Zaten biz artık çözümü bulmuş, çiş yapıp duruyorduk. Kokular içinde ağlayan sızlayan mahkumlarla Antalya’ya yöneldik. Oradan Burdur. Sonra Bursa.
“Birçok ülkeyle ilişkilerimizi bozduk. Mısır'a hakaretler ettik. Birleşik Arap Emirlikleri'ni 2015 kalkışmasına katkıda bulunmakla suçladık. Üstelik İsrail'le ilişki kurunca bu ülke, kınadık; bölgede İsrail'le ilk ilişkiyi kuranın biz olduğumuzu unutarak. İsrail’e Allah'ın her günü adeta hakaretler yağdırdık. ‘Terör devleti’ dedik.” Şimdi bunları düzeltmeye çalışıyoruz.
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), tarihinin en dramatik seçim yenilgisini aldı ve yüzde 5’lik barajı aşamayıp parlamento dışında kaldı. Seçime ayrı ayrı giren diğer sol partiler de öyle. Birleşmeleri halinde etkili bir güç olma ihtimalleri yüksekken bölündüler ve topyekûn kaybettiler