İstanbul Barosu’nda seçimler bitti ama tartışmaları bitmedi. Seçimin öncesinde, esnasında ve sonrasında söylenen sözlerin ve yapılan hareketlerin yankısı devam ediyor. Normal; nihayetinde dünyanın en büyük barolardan birinden bahsediyoruz. Ülkenin siyasi ve hukuki meselelerine etki edecek denli büyük bir baroyu yönetmeye namzet olanların eylem ve söylemlerinin kamusal gündemi meşgul etmesi de işin tabiatına uygun.
Baroyla alakalı gündem konularımızdan biri de Prof. Dr. Osman Korkut Kanadoğlu’na İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma. Kanadoğlu Hoca da, baronun başkan adaylarından biriydi ve kurultayda dikkat çeken bir konuşma yaptı. Konuşmasının merkezinde, yasa ve anayasaya uymadıklarını belirttiği hâkim ve savcılara yönelik bir uyarı vardı.
“Kürsüde görev yapan tüm hâkim ve savcılara sesleniyorum: Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan yargıçlar, keyfî tutuklama kararı veren sulh ceza hâkimleri, sizleri tek tek not ediyoruz. Sizin her kararınızı izliyoruz. Bu kararlarınızı raporluyoruz. Bu yargıçlar ve savcılar, ‘Ben yasaya uymayacağım, ben avukata ve yurttaşa eziyet çektireceğim ve bundan da hiçbir sorumluluk taşımayacağım’ diye düşünüyorlarsa, bilsinler ki iki elimiz yakalarında olacak.”
Kanadoğlu’nun ifadeleri bunlar.
Peki, suç namına ne var bu sözlerde?
Hiçbir şey.
Suç olarak nitelendirilebilecek ve bir soruşturmaya konu edilebilecek tek bir söz dahi yok burada.
Aksine Kanadoğlu AYM kararlarının uygulanmamasını eleştiren bir açıklama yaptı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ise –tamamen ifade özgürlüğü kapsamında olan- bu açıklamaya soruşturma açtı. Ve böylece Kanadoğlu’nun eleştirisinin aslında ne kadar doğru ve yerinde olduğunu –başka bir izaha ihtiyaç bırakmaksızın- teyit etti.
Bazı temel ilkeleri hatırlamak lazım.
Avukatlar, hâkimler ve savcılar gibi, yargının asli unsurlarıdır. Yargı mekanizmasının işleyişinde birtakım eksiklikler, aksaklıklar ve yanlışlıklar gördüklerinde bunlar hakkında topluma bilgi vermeleri ve ilgili kişi ve kurumları uyarmaları, onların savunma vazifelerinin bir icabıdır. Ve bu vazife, sırf mahkeme salonlarıyla da sınırlı değildir.
Kanadoğlu bir baro başkan adayı olarak, yargı kararlarını yakından takip ettiklerini, kayıt altına aldıklarını ve raporladıklarını/raporlayacaklarını belirtti. Yani Avukatlık Kanunu’nun avukatlara ve barolara tanıdığı bir hak olmanın yanı sıra, zaten avukatların ve baroların varlık sebebi olan bir hususu dillendirdi. Makuliyeti bir tarafa bırakmadan, bu ifadeden hâkim ve savcılara karşı bir tehdit veya onları hedef gösterme gibi bir sonuç çıkarmanın imkân ve ihtimali yoktur.
Hâkimler ve savcılar, kamusal denetimden azade değillerdir; tabiatıyla verdikleri kararlar değerlendirmeye tabi tutulacak ve yanlış görüldüğünde eleştirilecektir. Barolar ve avukatlar bunun için vardırlar. Bir baro başkan adayı hakkında tam da bir barodan beklenenleri yerine getireceğini vurguladığı için soruşturma açılması, hukuken bir akıl tutulmasından başka bir şey değildir.
Kanadoğlu’nun sözlerinde bir şiddet çağrısı ya da bir şiddet iması yoktur. Muhtemelen birileri “iki elimiz yakanızda olacak” lafını bir şiddet söylemi olarak tercüme etmeye kalkışacaktır. Fakat bunun ileri tutar bir tarafı olmaz, mızrak çuvala sığmaz! Zira akli melekelerini ve fikrini muvazenesini yitirmemiş herkes bunun bir metafor olduğunu ve “izlemek”, “uyarmak” “hesap sormak” ve “hesap vermek” manalarında kullanıldığını bilir.
Vatandaşlar olarak şüphesiz kamu gücünü kullananları izleyecek, uyaracak, hesap soracak ve hesap vermelerini isteyeceğiz. Hukuk devleti bu değil mi? Demokrasi olma iddiasındaki bir devlette başka türlüsü düşünülebilir mi?
Her kamu görevlisi, yapıp ettiklerinin her daim kontrol edileceği ve bunlardan ötürü –eğer hukuk dışı bir davranışı varsa- hesaba çekilebileceği bilerek davranacak, böyle davranmak mecburiyeti duyacak.
Hâkim ve savcılar için de geçerlidir bu. Onlar da kararları bağlamında sürekli tartıya vurulacak, sorgulanacak, ikaz edilecek, kendilerine hatırlatmalarda bulunulacak ve gayri-hukuki bir tutum içine girmişlerse bunun hesabını verecekler.
Ellerimiz, bu meyanda, elbette ki -kamu otoritesine dayanan diğer meslek mensupları gibi- onların da yakasında olacak. Alınmanın, gücenmenin ve hele bir de işi soruşturmaya döküp bütün topluma gözdağı vermenin bir âlemi yok!
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.