Alzheimer Sosyal Yaşam MerkeziAlzheimer Sosyal Yaşam Merkezi
Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Tartışmanın odağını kaybettirmemek gerek

Tartışmanın odağını kaybettirmemek gerek

Şu an silahı devreden çıkarmak için bir düzenleme söz konusu, Meclisin gündemindeki konu bu ve biz de bunu konuşuyoruz. Odağın kaybedilmesine izin vermemek bakımından zaman zaman hatırlatılması gereken bu olmalı.

Bu ülkede 41 yıl süren bir çatışma yaşandı. On binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden yurdundan oldu. İktisadi, siyasi, içtimai, hukuki ve aklınıza gelebilecek her alan bu çatışmadan menfi yönde etkilendi. Öyle ki bu çatışma sona ermedikçe, memleketin selamete çıkamayacağı izahtan varesteydi.

İlk defa 1993’te bu çatışmayı bitirmek, sulh ve sükûnu temin etmek maksadıyla bir adım atıldı, akabinde bu yolda birçok denemeye girişildi. Kimisinden millet kısmen haberdar oldu, kimisi kapalı kapıların ardında cereyan etti. Bazen girişim sadece temas seviyesinde kaldı, bazen masada en ince ayrıntılara kadar inildi.

Ne var ki mutlak bir neticeye varılamadı. Silahların devreden çıktığı dönemler oldu olmasına ama hiçbir zaman sahneyi tamamen terk ettikleri görülmedi. Maalesef, kısa ya da uzun süren bir suskunluk döneminin ardından her seferinde silahlar bir kez daha konuşmaya başladı. Ve silahlar her konuştuğunda canlar yandı, evlere ve bağırlara ateşler düştü.

İki yıl önce bu acıları nihayetlendirmek için yeni bir fırsat çıktı. Devlet Bahçeli, Meclis kürsüsünden Abdullah Öcalan’a –özü itibariyle- silahların bırakılması karşılığında meşru siyasi alana dâhil olunmasını içeren bir çağrıda bulundu. Öcalan ve PKK de bu çağrıya müspet bir cevap verdi.    

Beklenmedik bir anda -çünkü son on yılda işler bütünüyle sarpa sarmıştı- ve beklenmedik bir aktörden -çünkü Bahçeli bu tür süreçlere keskin muhalifliğiyle maruftu- gelen çağrıyla bir kapı aralandı. Az bir vakitte çok işler yapıldı. PKK örgütsel varlığını feshetti, silahlarını yaktı, ülke içinden çıktı, sınır boylarını boşalttı. Meclis’te bir komisyon kuruldu, ortak bir rapor yazıldı ve bu rapor oybirliğine yakın bir oyla kabul edildi. Nihayetinde de Komisyon raporundaki öneriler doğrultusunda bir teklif Meclis’e sunuldu, rekor bir oyla Genel Kurul’dan geçti ve kanunlaştı.

Eşyanın doğası

Çerçeve Kanunun (ÇK) yürürlüğe girmesiyle birlikte süreç karşıtlığının dozu da arttı. Aslında bir bakıma, anlaşılır bir durum bu. Dünyanın diğer bölgelerindeki çatışma çözümlerinde de tecrübe edilen bir hal var: Süreç ete kemiğe büründükçe ve daha evvel ‘olmaz’ denilenler olmaya başladıkça süreç karşıtı seslerin de daha gür çıktığı görülür. Bu yönüyle Türkiye’deki tepkilerin bir kısmı sürpriz değil.

Bu ülkeden geçmişten bugüne Kürt meselesinde siyasi ve hukuki metotlara müracaat edilmesini katiyetle reddeden kesimler ve onların temsilciliğine soyunmuş partiler var; İYİ Parti, Zafer Partisi gibi. Onlar çözümün sadece “son terörist ölünceye kadar” mottosunda buluyorlar; dolayısıyla onların ÇK’ya karşı çıkmalarında ve kabul edilmemesi için cansiperane mücadele etmelerinde şaşılacak bir taraf yok. Siyasi varlıklarını bu karşıtlık üzerinden temellendiriyorlar. Bir nevi eşyanın doğası. Ama asıl konumuz da onlar değil.

Şaşırtıcı olan, çatışmaların bitmesini ve silahların devreden çıktığı bir ortamda sorunun çözülmesini istediğini dile getirenlerin tepkisi.

Konumuz da Zafer Partisi ve türevleri değil, öteden beri Kürt meselesinin çözümü için silahların devreden çıkmasını savunanlardan bazılarının bu yasaya cephe almaları. Garip bir durum bu ve bunun hakkında konuşmamız lazım. Çünkü konu karmaşık bir siyasi veya ideolojik tartışmayla ilgili değil.

Mevzuu netleştirelim:

ÇK, deyim yerindeyse, teknik bir kanun. Çünkü PKK mensuplarının silah bırakmalarının şartlarını, PKK/KCK ile ilgili davaların akıbetini, gözetilecek süreleri ve memnu hakların iadesinde izlenecek yöntemi belirliyor. Muhtevasında rejimin karakterine, hükümet sisteminin biçimine ya da Kürt meselesine kaynaklık eden anayasal tercihlere ilişkin bir değişiklik bulunmuyor. Hülasa, tamamen silahsızlanmaya özgülenmiş bir yasa söz konusu.

Daha açık ifade edelim: İki taraf yarım yüzyıla yakın çatışmışlar. Sonra şu veya bu sebeple/sebeplerle bu çatışmayı bitirmeye karar vermişler. Bir metin üzerinde anlaşmışlar. Meclis de bu metni -benzerine az rastlanır bir çoğunlukla- onaylamış. Böylece tarafların çatışmasızlığı sağlama iradeleri, çatışmanın tarihi boyunca ilk kez, hukuki bir zemine de oturmuş.

Ateşe su dökmek

Vaziyet, bu! Peki, eğer vaziyet buysa, tarafların dışında kalanlara düşen nedir? Özellikle de hep çatışmaların bitmesini arzuladığını söyleyegelmiş olanlara? Böyle bir ortamda “silahlar sussun” gibi söylemleri dile getirenlerin ne yapması icap eder?

Hem ahlaki hem de siyasi açıdan doğru olan, duraksamadan ateşe su dökmeleri değil mi? Çünkü konu bu. İki ya da daha fazla kişi, grup, örgüt veya devlet arasında bir çatışma yaşanmış ve taraflar bir müddet sonra gözlerini barıştan yana çevirmişlerse, diğerlerine düşen onlara yardım etmek ve barışı kolaylaştırmaktır. Özellikle yıllarca seçmenden çözümden yana olduğu söylemleriyle oy isteyenlerden beklenen budur. Zorlaştırmak değil!

Bu meyanda, ÇK bağlamında alınması gereken tavır da herhangi bir tartışmaya vesile olmayacak kadar açıktır: Tarafların çatışmama kararlarını desteklemek ve bu yolda hızla ilerlemeleri için el vermektir. Bin bir zahmetle oluşan hukuki zeminin kıymetini bilmek, eksiğini gediğini tamamlamak için çalışmaktır. Sürecin siyasal ve toplumsal kabulünü artıracak faaliyetlerde bulunmaktır. Bir daha tek bir silahın patlamaması adına tarafları gerektiğinde teçhiz, gerektiğinde de teşvik etmektir.

Tabiatıyla bu “ÇK eleştiriden muaf tutulsun” anlamına gelmez. Hiçbir kanun dört başı mamur değildir; binaenaleyh herkes ÇK’yı birçok yönden eleştirebilir. Örneğin, kapsamının daha dar veya daha geniş olması gerektiğini belirtebilir. Kullanılan hukuki kavramların yerindeliğini tartışabilir. Süreleri az veya çok bulabilir. Kanunda belirtilenlerden başka kurulların kurulmasını önerebilir. Böyle bir müdahale hem mevcut yasadaki sıkıntıları gidermek hem de gelecekteki olası düzenlemelerde aynı hatalara düşmemek için son derece faydalı da olur.

Eleştiri hayatidir ve lazımdır; lakin bir çatışmayı hitama erdirme ve silahsızlanmayı sağlama ihtimali olan bir kanuna topyekûn karşı durmak ise bambaşka bir haldir.  

Bir kişinin, şahsi mağduriyetlerinden ve/veya sürecin taraflarına olan antipatisinden ya da güvensizliğinden ötürü ÇK’ya destek vermemesi, bir dereceye kadar anlaşılabilir. Ama ana muhalefete yakın kanaat dünyasının bazı isimleri, açık açık muhalif partilerden ÇK’ya “hayır” demelerini istediler. Muhalefeti ÇK için referandum talep etmeye ve yasayı halkoyuna götürmeye çağırdılar.

İşte bu tavrın, deklare edilen siyasi pozisyonlar açısından anlaşılabilir bir tarafı yok. Ama sorun sadece onlar değil. Yeni Parti’den çıkan rekor ret oyu da sadece onların etkisiyle açıklanamaz.

Sahi biz neyi konuşuyoruz?

Uzun bir zaman sonra ilk kez çatışmayı sona erdirmek erişilebilir hale gelmiş; PKK dağdan iniyor ve bununla ilgili bir düzenleme sürecindeyiz.

Siyasetin üstünden silahın gölgesini kaldırma potansiyeli taşıyan bir kanun hedef tahtasına konulduğunda, bu ister istemez çatışmanın sürmesine hizmet eder ve halka bir faydası olmaz, zararı olur.  

Çünkü taraflar silahları rafa kaldırmak için bir uzlaşı yoluna girdiğinde, onlara “Hayır bu olmaz, olmamalı, muhalefet bunu engellemeli” demek, kasıt o olsun ya da olmasın, çatışma dinamiklerine hayatiyet katar.

Yasanın öyle değil de böyle olması gerektiğini ifade etmek demek başka, “olmasın, referanduma gidelim” demek başka elbette. Bu ikincisinin, ÇK’a sadece teknik hukuki itirazlardan kaynaklandığını düşünmek de doğru değil.  

Akademik kılıf geçirilmiş çok sayıda gerekçe tedavüle sokulabilir. Dünyanın çeşitli bölgelerinden uyar uymaz misallerden hareketle karşıtlık üretilebilir. Birileri çeşitli sebeplerle sürecin karşısında durabilir ve bunun genel bir tutum olmasını isteyebilir. Bunda kendi sınıfsal, ideolojik veya kişisel kavgası da belirleyici olabilir başka bir sebep de söz konusu olabilir.

Fakat gerçek değişmez: Münhasıran silahsızlanmaya ve çatışmasızlığa dair bir düzenlemeye taş konulması, uygulanabilir alternatif bir çözüm önerisi getirmeksizin sürece karşı çıkılması, sonuçta çatışmalardan nemalanların ekmeğine yağ sürmekten başka bir anlam ifade etmemesi bakımından hem siyasi hem de ahlaki bir yanlışa tekabül eder. Bazı insanlar veya kesimler bunu da tercih edebilir.

Alternatif önerilerimiz, farklı siyasi tahayyüllerimiz ve hedeflerimiz olabilir, bunlar çerçevesinde ideal bir barışı uzun uzun konuşabiliriz.

Ama şu an silahı devreden çıkarmak için bir düzenleme söz konusu, Meclisin gündemindeki konu bu ve biz de bunu konuşuyoruz.

Çözüme kategorik karşıtlar için bunun bir anlamı olmayabilir. Ama bir şekilde çözüm gibi bir gündemi olduğunu söyleyenler “hayır, olmaz, referanduma götürelim” dediklerinde yapılması gereken öncelikle gündemde olanı hatırlatmak olmalı.

Şu an neler oluyor? ÇK neyi ifade ediyor? Odağın kaybedilmesine izin vermemek bakımından zaman zaman sorulması ve hatırlatılması gereken bu olmalı.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın