Bu bir ne yazısıdır diye merak edebilirsiniz. Bir eleştirinin eleştirisinin eleştirisi. Post’u post’a ekleyince post’ların sonu gelmez oluyor. Güldür Güldür’den Mesut Enişte karakterinin dediği gibi bir zamanlar “bir Kemalizm var ıdı. Siz bilirsiniz onu ya. Hah, o işte.” Sonra bu dönemin eleştirisi post-Kemalizm adını aldı. Sonra bu eleştirinin eleştirisi olarak Post-Post-Kemalizm diye birşey çıktı. Batıda neredeyse artık bittiği halde Türkiye’de yaygın ve yükselişte olan postkolonyal teori veya daha rafine haliyle dekolonyalizmin tetiklediği yeni bir tartışma var. İslamcılar sömürgecilik karşıtlığını istismar ediyorlar diyen bir tartışma.
Bu arada “Post-Kemalizm”i müstakil bir sosyolojik kavram olarak 1990’larda Türkiye’de kullanan ilk kişi olma ihtimalim yüksek ama literatür ile ben birbirimizi pek takip etmiyor olabiliriz. (Merak edenler 1999 tarihli şu yazılarıma bakabilir: Birikim’de “İthal İkame Oryantalizminin Krizi, Post-Kemalist Durum ve Türban” ve Radikal İki’de “Küreselleşme ve Post-Kemalizm”).
Kemalizm dindarlara onyıllarca çektirdi.
Devran döndü (önce liberalleşme, sonra iktidar yoluyla) İslamcılar Kemalizmden ideolojik ve politik intikam aldı. Bu itiş kakışta birbirlerine benzedikleri bile söylenir. Dindar bir iktidarın çürüklükleri ve yolaçtığı ideolojik yorgunluk neticede yenilmiş Kemalizme yeni bir can suyu oldu. Kemalizm yeniden dirildi. Bunun entelektuel yansıması Post-Post-Kemalizm tezi oldu. Bundan cesaretlenen mahçup Kemalist akademik camia bu sefer İslamcılar hakkında kolonyalizm dosyasından da soruşturma açtı. İsnad edilen suç: Ezilenlere hitap eden bu güzelim literatürün ezen İslamcılar tarafından iktidarları için kullanılması.
Avrupalıların katlandığı bir aşırılığın (postkolonyal teorinin) aşırılığına değil onun açtığı eleştirel olma lüksünü İslamcıların kullanıyor olmasına tepki gösteriyorlar. Batılı olan ve Batica kabul görene karşı ezik, İslamcının Batılınınki kadar meşru olan bencillik/gafletine karşı ise müsamahasız bir neo-Kemalist tutum görüyorum burada. İslamcının sonradan görmeliğine ilişkin bu tiksinti, entelektüel bir itirazdan çok bir ayrışma endişesini yansıtıyor.
Afrikalılar, Amerikalı Siyahlar, Hintliler veya Üçüncü-Dünyacı Batılılar bu teoriyi kullanırken çok da İslamcılardan farklı bir yerde durmuyorlar. Özcülük deseniz onlarda da özcülük var. İktidar veya ulus-inşası için kullanmak gibi sorunlarsa bunların hepsi o gruplarda da var. İslamcıların postkolonyalizmi kendi iktidarları için araçsallaştırdıkları doğrudur ama bunun suçunu teoride aramak yerine İslamcılara suçüstü havasına girmek hiç de ikna edici değil. “İslamcılara bak Said’i, Fanon’u çevirmişler. Siz kim bunları anlamak kim” havası estirmek sadece Kemalist bir muhatap için anlamlı. Ne Said ne de Fanon kendi kitaplarının bu alımlanma biçimine şaşırırdı. Çünkü bu tür şeylerin başka bir alımlanma biçimi yok. Herkes ihtiyacına göre anlıyor, duyuyor, kullanıyor. Buradaki sorun Kemalistlerin kötü ama yerli bir alımlamayı, nezih saydıkları ama hayatta yeri olmayan bir alımlamaya nispetle utanç verici bulup mahkum etmeleri. Burada bu teorileri tenzih etme ve İslamcıların talanından koruma çabası İslamcılara olan sınıfsal iğrentiye akademik bir dışavurumu gibi geliyor.
Bu arada ben kişisel olarak postkolonyal teorinin her konuya uygulanmasını ve her tahakküm ilişkisine genişletilmesini yanlış bulan biriyim. Akademsiyenlerin bu konuda akıntıya kapılmalarına (mesleki beka endişeleri itibariyle) birşey diyemem. Ancak gerçek hayatta bu teorinin alakasız bağlamlara taşınması büyük bir hata. Yazılarımı ve konuşmalarımı bilenler bilir: Postkolonyalizmin hem Müslüman kimliği hem de Kürt kimliği için (sorgusuz bir teori ithalatıyla) benimsenmesini son derece yanlış ve zararlı buluyorum. Fakat mağduriyet söyleminin yolaçtığı patoloji ayrı bir bahis. Onu başka vesileyle tartışırız.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.