Almanya siyasetinde geçtiğimiz mayıs ayında tarihi bir dönemeç geride kaldı. Winfried Kretschmann’ın 15 yıllık uzun liderliğinin ardından, Stuttgart’taki Villa Reitzenstein’ın, yani Eyalet Başbakanlığı koltuğunun yeni sakini Cem Özdemir oldu. Federal Almanya tarihinin ilk göçmen kökenli eyalet başbakanı olarak o makama oturması, ana akım Alman medyasında “Alman Rüyası”nın zirvesi olarak yorumlandı. Ancak bu tarihi gelişme, Almanya’daki göçmen mahallelerinde, özellikle de genç nesil göçmen gençler arasında havai fişeklerle kutlanmadı. Aksine, Özdemir’in zirveye çıkışı, onunla göçmen toplumu arasında yıllardır biriken o derin, mesafeli yabancılaşmayı ve aynı zamanda paradoksal bir şekilde ona duyulan o gizli saygıyı yeniden tartışmaya açtı.
Özdemir’i ve onun yarattığı bu muazzam kutuplaşmayı anlamak için, Berlin’in liberal salonlarındaki yorumların ötesine geçmek, madalyonun her iki yüzünü de serinkanlı bir şekilde incelemek gerekiyor.
Madalyonun İlk Yüzü: Göçmenlerin Penceresinden “Yükselmenin Kuralı”
Bugün Almanya’daki göçmen gençler ve muhafazakar taban arasında Cem Özdemir ismi açıldığında, tepkiler çoğunlukla mesafeli, hatta bazen oldukça sert oluyor. Bu tepkinin temelinde sosyolojik bir kırılma noktası var. Almanya’da sağ siyasetin, hatta Hristiyan Demokratların (CDU) bile göçmenlere, gettolaşmaya ya da İslam’ın kamusal alandaki yerine dair kurarken imtina edeceği bazı ağır cümleleri, Özdemir’in “Ben de göçmenim, bu mahalleden geliyorum” rahatlığıyla kurması bu öfkeyi besliyor.
Sokak güvenliği ve asayiş tartışmalarında CDU lideri Friedrich Merz’in popülist çıkışlarına adeta siyasi bir meşruiyet alanı açması, “Sizin için, çocuklarınız için endişeleniyorum” diyerek gettolaşma eleştirilerini ana akım sağın diliyle yapması bu kırılmayı büyüttü. (1)
Frankfurtlu ünlü İslam araştırmacısı Susanna Schröter gibi figürlerle birlikte “Liberal İslam” oluşumlarında yan yana gelmesi ve Müslüman cemaatlerin geneline toptancı, mesafeli bir dille yaklaşması, göçmen mahallelerinde kalıcı bir rahatsızlık yarattı.
2016’daki Ermeni tasarısı sürecinde en ön safta yer almasıyla başlayan o duygusal kopuş, bugün Özdemir’in göçmenler arasında şu eleştiriyle anılmasına yol açıyor: Almanya’da bir göçmen olarak en tepeye çıkmak istiyorsan, Almanların söyleyemediklerini onlardan daha yüksek sesle dile getirmeli, kendi topluluğunu entegrasyon sopasıyla dövmelisin. Bu algı, onun siyasi kariyerinde göçmen tabanıyla arasındaki en büyük bagaj olarak öne çıkıyor.
Ankara ile Çatışma Hattı ve “Kan” Polemiği
Özdemir ile muhafazakar göçmen tabanı arasındaki o aşılmaz duvarın harcı sadece Almanya iç siyasetiyle de karılmadı. İşin bir de çok sert Türkiye siyaseti ayağı var. Özdemir, Ankara’daki mevcut iktidara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik en tavizsiz eleştirileri getiren Alman siyasetçilerin başında geliyor. Türkiye’deki insan hakları ihlalleri, Gezi Parkı davaları, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala gibi isimlerin tutukluluk süreçleri üzerine kurduğu sert cümleler, onu Türkiye’deki muhalif çevrelerin gözünde önemli bir müttefik yaparken, muhafazakar göçmen blokunun gözünde ise adeta bir hedef haline getirdi.

Bu gerilim, Alman meclisindeki o malum oylama sürecinde bizzat Erdoğan tarafından doğrudan şahsına yönelik çok ağır ifadelerle hedef alınmasına kadar uzandı. Erdoğan’ın onun için sarf ettiği ve hafızalara kazınan “Onların kanının laboratuvar testinden geçmesi lazım” çıkışı, ipleri tamamen kopardı. Bu suçlama, Almanya’daki muhafazakar göçmen tabanında da karşılık buldu ve Özdemir o dönem uzun süre yakın korumalarla yaşamak zorunda kaldı. Göçmen mahallesi için o artık sadece bir hükümet eleştirmeni değil, Türkiye’ye cephe almış bir figürdü. Özdemir ise geri adım atmak bir yana, kendisini “Türkiye’nin kötülüğünü isteyen biri” olarak görenlere karşı, Türkiye toplumunun demokratikleşmesini ve Avrupa değerlerine çıpalanmasını savunduğu argümanını hep masada tuttu. Oraya müdahil oldukça da kendi mahallesindeki yalnızlığı derinleşti.
Madalyonun Diğer Yüzü: Irkçılık Karşısında Kurulan Barikat ve Somut Başarılar
Ancak Cem Özdemir’i sadece bu eleştirilerden ibaret görmek resmi eksik bırakır. Çünkü Özdemir, aynı zamanda bu ülkede aşırı sağın, AfD’nin ve kurumsallaşmış ırkçılığın karşısına dikilen en net figürlerden biri olarak biliniyor.
Federal Meclis (Bundestag) kürsüsünden AfD sıralarının gözünün içine baka baka kurduğu cümleler, Almanya’da yükselen yabancı düşmanlığına karşı verilmiş önemli siyasi yanıtlar arasındaydı. Kendisi mülteci hakları üzerine konuşurken AfD sıralarından yükselen o çiğ ve alaycı müdahalelere karşı duruşunu bozmadan, kürsüden ırkçılığın ne demek olduğunu yaşayarak bildiğini haykırması meclis hafızasındaki yerini koruyor. AfD’nin etnik kökene dayalı vatandaşlık vizyonunu eleştirirken, ortak kimliğin Anayasa (Grundgesetz) olduğunu söylemesi, onu aşırı sağın doğrudan hedef tahtası haline getirdi. (2) 2016’da aldığı yoğun ölüm tehditlerine rağmen bu pozisyonundan geri adım atmadı. Bu tavrı, onu sadece göçmenlerin değil, Almanya’daki demokratik sistemin de savunucularından biri yaptı.

Üstelik Özdemir’in göçmen haklarına katkısı sadece söylem düzeyinde kalmadı, Alman hukukuna da kazındı. 1998’de Yeşiller hükümet ortağı olduğunda iç politika sözcüsü olarak üstlendiği rolle, 1 Ocak 2000’de yürürlüğe giren tarihi vatandaşlık hukuku reformunun mimarlarından biri oldu. Bu reform sayesinde, yabancı kökenli anne babaların Almanya’da doğan çocukları ilk kez doğumla birlikte Alman vatandaşlığı alma hakkına kavuştu. Bugün milyonlarca gencin hayatını kolaylaştıran bu yasal güvence, onun hanesindeki en büyük somut başarılardan biri olarak duruyor.
Özdemir’in Alman kamuoyuna gösterdiği en önemli şeylerden biri de zaten buydu: Bir göçmen çocuğunun kendi köklerini, Türk bağını yok etmeden de bu ülkenin en tepe noktasına gelebileceği fikri. Onun kurduğu “Almanlık” tanımı, asimile olmuş bir taklitçilik içermiyor; bu ülkenin kurucu değerlerine sahip çıkan, kapsayıcı bir aidiyete dayanıyor.

Nitekim onun bu kimlik kökleri, tam anlamıyla Türkiye kökenli bir işçi ailesinin hikayesi. Tokat’ın bir köyünden gelen ve bir yangın tüpü fabrikasında işçi olarak çalışan babası Abdullah ile İstanbul’dan gelip önce kağıt fabrikasında çalışan, ardından kendi terzi dükkanını açan annesi Nihal Özdemir’in hikayesi, onun tüm siyasi varoluşunun zeminini oluşturuyor. Annesiyle birlikte çekilen videolardaki o bildik samimiyet, içindeki o koparılamaz Türk bağının, o mahalle kültürünün yaşayan birer kanıtı niteliğindeydi. Kameralar karşısında ne kadar kusursuz bir Swabya Almancası konuşursa konuşsun, evinin içinde, annesinin dizinin dibinde o göçmen hikayesinin sıcaklığını koruyan bir Cem portresi hep var oldu. (3)
TGD Çatısı Altında Kurulan Köprü ve Tarihi Tebrik
Bu hibrit kimlik, onun kurumsal ilişkilerine de yansıdı. Almanya Türk Toplumu (TGD) gibi göçmen haklarının en köklü savunucusu olan çatı örgütlerle her zaman çok yakın, yapıcı ve dirsek temasında bir ilişki yürüttü. Kendisi, TGD’nin davetlerine ve etkinliklerine genelde icabet eden, sivil toplumun sesini ve taleplerini dinleyen bir siyasetçi profili çizdi.

Nitekim mayıs ayındaki tarihi seçimin ardından, başkan yardımcılığı görevini yürüttüğüm TGD’nin resmi tebrik açıklamasında kullanılan ifadeler, bu seçimin sosyolojik önemini çok net özetliyordu. TGD, Özdemir’in başbakan seçilmesini “Almanya’daki göç tarihi açısından tarihi bir kilometre taşı ve önemli bir temsil adımı” olarak nitelendirdi. (4)
Bu tebrik, bir yandan onun göçmen karşıtı söylemlere verdiği primler nedeniyle yöneltilen haklı eleştirileri baki tutarken, diğer yandan da Almanya’daki çoğulcu toplumun ve göçmenlerin sivil alandaki mücadelesinin devletin en üst kademesinde tescillenmesini kutluyordu. Bu denge, Özdemir ile Türk toplumu arasındaki ilişkinin ne tamamen kopuk ne de tamamen sorunsuz ilerlediğini açıkça gösteriyor.
Bakanlık Koridorlarında Ezan Sesi: Bir Tanıklık
Onun siyasetindeki bu kimlik dengesini ve kameraların arkasında kalan güçlü sembolizm damarını, kendisiyle farklı vesilelerle iki kez yüz yüze görüşmüş biri olarak yakından gözlemleme şansım oldu. İkinci görüşmemiz, kendisi Federal Tarım Bakanı iken bizzat TGD adına katıldığım, bakanlık binası içinde düzenlenen o özel iftar davetiydi.
Davet, sadece siyasi müttefiklerin ağırlandığı göstermelik, seküler bir resepsiyon değildi. İlahiyat fakültelerinden akademisyenlerin, sivil toplum temsilcilerinin katıldığı, tüm dini ritüelleriyle işleyen, duaların edildiği ve en önemlisi bir Alman federal bakanlığının koridorlarında ezanın yankılandığı geleneksel bir iftar sofrasıydı. (5)
O akşam o salonda bulunmuş biri olarak, bunun sadece dini bir özgürlük alanı açmakla kalmayıp, Almanya’nın en kemikleşmiş devlet kurumlarından birinin kalbine “Biz inancımızla, kültürümüzle buradayız ve buraya aitiz” mesajını çivilemek olduğunu hissettim. Bunu Özdemir’in dışındaki hiçbir Alman siyasetçinin, ne o cesaretle ne de o kurumsal ağırlıkla yapamayacağı gerçeğini de teslim etmek gerekiyor.

Serinkanlı Bir Değerlendirme
Bugün Baden-Württemberg Başbakanlık koltuğunda oturan Cem Özdemir portresi, ne göçmen mahallelerinin ona duyduğu mutlak öfkeyle ne de Alman medyasının çizdiği kusursuz, sorunsuz entegrasyon resmiyle tam olarak açıklanabilir.
Göçmenleri eleştirerek ana akım siyasette yükselmeyi adeta bir kariyer modeline dönüştürdüğü, Alman sağının diline zaman zaman alan açtığı ne kadar ortadaysa; AfD gibi ırkçı bir bloka karşı gövdesini siper ettiği, 2000 yılındaki doğumla vatandaşlık hakkı reformunda olduğu gibi kalıcı izler bıraktığı ve o iftar sofrasında olduğu gibi aidiyetimizi devlet mekanizmasının içine soktuğu da o kadar gerçek.
Özdemir, hataları, hırsları, skandalları ve yarattığı tüm o hayal kırıklıklarıyla birlikte, Almanya’daki göçmen serüveninin en ağırbaşlı, en katmanlı aktörlerinden biri. Ve bu yazı, onunla gurur duymakla ona öfkelenmek arasında sıkışan, ancak onun bu ülkedeki varlığının değerini de tamamen yadsıyamayan tüm göçmenlerin ortak aynası.
Kaynaklar:
1- spiegel.de/politik/deutschland/cem-oezdemir-fordert-kurswechsel-in-der-migrationspolitik
2- bundestag.de/mediathek?videoid=7264812#url=L21lZGlhdGhlay9vdmVybGF5P3ZpZGVvaWQ9NzI2NDgxMg==&mod=mediathek
3- deutschland.de/de/topic/politik/cem-oezdemir-deutschlands-erster-minister-mit-tuerkischen-wurzeln-im-portraet
4- tgd.de/2026/05/historischer-meilenstein-cem-oezdemir-zum-ministerpraesidenten-gewaehlt
5- bmel.de/DE/presse/pressemitteilungen/2024/oezdemir-laedt-zum-fastenbrechen-ein
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.