‘Yeni Zelandalı kardeşlerim’

“Başbakanımıza sesleniyorum: Liderliğiniz için teşekkür ediyorum. Tüm dünya liderleri için bir ders oldu. Teşekkür ederim ailelerimizi kendinize yakın tuttuğunuz ve bizi bir başörtüsüyle şereflendirdiğiniz için. Teşekkür ederim sözleriniz ve şefkat gözyaşlarınız için. Teşekkür ederim bizden biri olduğunuz için. Teşekkür ederim Yeni Zelanda hükümetine ve diğer tüm müthiş insanlara, bizleri önemli gördüğünüz ve unutmadığınız için.”

15 Mart 2019’da Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrine gelen Avustralyalı ırkçı terörist Brenton Tarrant Cuma namazı kılınan iki camide katliam yapmıştı.

Yazdığı manifesto hedefinin küresel manada Batılı ve beyaz olmayan herkese özellikle de Müslümanlara ölüm saçmanın ve tam bir ayrışma sağlamanın altını çiziyordu. Göçmen ve mültecilere karşı kurulan nefret dilinin siyaset arenasında yükselişi dünyanın en büyük problemlerinden. Özellikle liderlerin takındığı ikircikli kararsız tutarsız tavırlar mercek altında. 

Böyle bir dünyada saldırı iki değeri ortaya çıkardı. Bunlardan birincisi ülkenin başbakanı Jacinde Ardern’in bir an bile tereddüt etmeden insani çıtayı en yükseğe çıkarması ve kurbanlara, Müslüman azınlığa bütün kalbiyle sahip çıkması. Çoğu dünya lideri gibi sadece kınamak ve suçlunun cezalandırılacağını söylemekle yetinebilecekken Yeni Zelanda toplumunun içindeki, birbirine sahip çıkma, farklı olanla dayanışma, acıyı ortak yara olarak görüp sahiplenme ve sarma duygusunu açığa çıkarması. 

Böylece zorbanın ve arkasındakilerin hedeflediği dağılma, ülkeyi terk etme yerine birlikte mücadele azmi içinde, ortak değerlerde buluşup dayanışma galebe çaldı. Amerika ve Avrupa basınında keşke böyle liderler çoğalsa mealinde yazılar yayınlandı, küresel bir özlemin adı oldu Ardern. Kurbanların yakınlarıyla kucaklaşması, silahsızlanma yasasını çıkarması, Cuma hutbesini dinlemeye gelmesi ve daha birçok jesti bütün dünyada dikkatle hasretle izlendi.

Kayıt altına alınması gereken ikinci şey ise olaydan hemen sonraki ilk Cuma namazında hutbe okuyan imam Cemal Fuda’nın kullandığı kuşatıcı dil. Aynı inanç ve fikirleri paylaştığımız, benzerimiz olan kişilere olan vicdan borcumuzla yetinirsek bunun erdem olamayacağı çok açık. Küçülen dünyanın bütün insanlarına aynı halis niyetlerle ve merhametle yaklaşamayanların kurucu fikirler ileri sürmesinin mümkün olmadığını, her gün bizzat yaşayarak müşahede ediyoruz. 

Katliam sonrası başbakan Ardern ve farklı dinlerden Yeni Zelandalıların da katıldığı ilk Cuma namazında okunan hutbeden bazı bölümleri alalım ve burada dursun:

“İslam’a göre kız ve erkek kardeşlerim! İnsanlığa göre  kız ve erkek kardeşlerim! Yeni Zelanda’daki kız ve erkek kardeşlerim!

Geçen Cuma, bu camideyken milyonlarca Müslümanın kalbini kıran, 50 kişiyi şehid eden ve 48 kişiyi yaralayan o teröristin gözünde nefret azgınlık ve öfke gördüm. Bugün aynı yerden baktığımda, binlerce Yeni Zelandalının, dünyanın farklı yerlerinden de fiziksel olarak bizimle olmayan ama manevi olarak bizimle olan milyonlarca kişinin gözlerinde, kalplerini dolduran sevgi ve merhameti görüyorum.

Bu terörist, uğursuz bir ideolojiyle milleti birbirinden ayırmaya çalıştı. Fakat biz Yeni Zelanda’nın ayrılmaz olduğunu gösterdik. Ve dünya bizde bir sevgi ve birlik örneği görebiliyor.

Kalbimiz kırık ama biz kırılmadık, ayrılmadık, ayrılığa düşmedik. Biz, bizi bölmeye çalışanlara karşı ayaktayız, beraberiz ve kararlıyız. Biz, birbirimizi sevmeye ve birbirimize destek olmaya kararlıyız. …

Onlar bizim en iyilerimizdi; bizden en kutlu mübarek günde alındılar.  En mübarek yerde, en mübarek eylemi (namaz) gerçekleştirdikleri bir vakitte… Onlar sadece İslam’ın şehitleri değildirler; aynı zamanda bu milletin, Yeni Zelanda’nın da şehitleridirler.

(…)

Yeni Zelanda halkına sesleniyorum. Gözyaşlarınız için teşekkür ederim. Haka’nız (Yerli Mauri halkının sergilediği bir çeşit dans) için teşekkür ederim. Çiçekleriniz için teşekkür ederim. Sevginiz ve merhametiniz için teşekkür ederim.

Başbakanımıza sesleniyorum: Liderliğiniz için teşekkür ediyorum. Tüm dünya liderleri için bir ders oldu. Teşekkür ederim ailelerimizi kendinize yakın tuttuğunuz ve bizi bir başörtüsüyle şereflendirdiğiniz için. Teşekkür ederim sözleriniz ve şefkat gözyaşlarınız için. Teşekkür ederim bizden biri olduğunuz için. Teşekkür ederim Yeni Zelanda hükümetine ve diğer tüm müthiş insanlara, bizleri önemli gördüğünüz ve unutmadığınız için.

Polisimize ve öncü kişilere teşekkür ederim. Hayatlarımızı her gün kendi hayatlarınızdan önce gördüğünüz için.

Teşekkür ederim komşulara, kapılarını bizi katilden korumak için açanlara. Arabalarını durdurup bize yardıma koşanlara teşekkür ederim.

Ayakta durmakta zorlandığımız o anlarda bize yemek getirip bize yardım edenlere teşekkür ederim.”

Hiçbir pişmanlık duymadıklarını ellerine fırsat geçerse aynısını tekrarlayacaklarını söyleyen canilere ve sayısız destekçilerine karşı en iyi mücadele iyiliği benzerimiz olan ve olmayan herkes için dileyebilmektir. Zayıf ya da güçlü olduğumuz her koşulda, elimizde imkanlar varken ve yokken, kalbin doğru akışına kararlılıkla riyasız teslim olmaktır en iyi mücadele.

Önceki İçerikRudaw muhabiri Rawin Sterk Yıldız ilk mahkemede tahliye edildi
Sonraki İçerikSırada yerli ve milli hukukun keşfi mi var?