Maalesef çoğu kişi tatlı yalanları acı gerçeklere tercih ediyor. Tatlı olduğu için yalana karşı kendini savunmasız bırakan bu tür kitleler doğal olarak fırsatçı demagogların eline düşerler.
İstanbul Anadolu Adliyesi’nde bir savcının silahından çıkan kurşunlar, yalnızca bir yaralanma olayını değil; yargı sistemindeki derin mülkiyet ve statü tartışmalarını da yeniden alevlendirdi. Kaderin cilvesi bu ya; ceza yoluyla ıslah edilmeye çalışılan bir hükümlü, ıslahla görevlendirilen aktörlerden birini fiilen ıslah etmek zorunda kaldı. Çoklu baro sisteminden savunma makamına örülen barikatlara kadar uzanan bu süreç, yargının bir bacağını kırma çabasının açık bir yansımasıdır. İktidarın tahakküm altına alamadığı savunma, adeta kendi evinde “kiracı” mahcubiyetine itilmek isteniyor. Oysa bilinmelidir ki; avukatlar adliyelere çekirdek çitlemeye gitmiyor!
Film, bir de belki, günümüzün toplumsal rolleri hakkında samimi bir sorgulamaya yol açtığı için bize iyi hissettiriyor. Yalnız hissediyorsan yalnız değilsin ya da yalnız değilken de yalnızsın. Karışık mı? O zaman, içinde yaşadığınız/karşılaştığınız toplumsal rolleri bir düşünün: Hangisi gerçek, hangisini kısmen ya da tamamen, isteyerek ya da istemeden giyindiniz ya da aldınız kabul ettiniz? Siz gerçekten her an kanıtlamaya çalıştığınız o fedakar insan mısınız yoksa bu rolü oynamamanın bedelini ödemeye gücünüz yetmiyor mu?
Bana göre okumak kurmaca dışı, inceleme eserler söz konusu olduğunda böyle olabilir belki oysa edebi eserler tam aksine bütünüyle bizim yönetmemize izin veren metinlerdir. Dolayısıyla, kendi düşüncelerimiz kuruduğunda değil tam tersine en canlı halindeyken bunu yapmak ve sürdürmek gerekir -kurumaması için tam da! Bu, insanın üstat otoritelerinden sıyrılması ve Schopenhauer’in de çok önemle vurguladığı “kendi kafasıyla düşünebilmesi” için oldukça mühimdir. Başka bir ifadeyle, insanın düşünebilmek için bilgiye, hikâyeye ve veriye ihtiyacı vardır.
Bu yıl da 15 Ocak’da andık Nâzım’ın doğum yıldönümünü. Görevdeyken gözaltına yahut Adalet Bakanı’nın deyişiyle -iki polisin kolunda- “ifadeye” alınan, hakkında “5 yıl 3 aya kadar” hapis istenen TÜSİAD Başkanı Orhan Turan da andı. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”la suçlanan Turan aynı gün görevini Nâzım’ın “Dâvet”i, dizeleriyle devretti: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür /Ve bir orman gibi kardeşçesine”… Ama o günü öyle “idrak ettik” mi bilemiyorum.