Cumhurbaşkanı’nın oğlu Bilal Erdoğan’ın "Yeniden bu toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısını güçlendirmek zorundayız" ifadesi, basit bir siyasi temenni olarak okunup geçilemez. Bu cümle, aslında derin bir yarılmanın, farkında olunsun ya da olunmasın, toplumsal bilinçaltına sızmış bir çöküşün itirafıdır.
Bu çıkışı yargılamak yerine kıymetli bulmak gerekir. Zira en koyu karanlıkta bile birinin "ışık sönüyor" demesi, gerçekliğe olan bağın henüz tamamen kopmadığını, vicdan kırıntılarının hala bir yerlerde titreştiğini gösterir.
Avrupa, son bir yılda Gazze konusunda gösterdiği yüksek sesli tepkiyi, İran için aynı ölçekte tekrarlamıyor. Çünkü şu anki İran Rejimi’nin zayıflaması, İsrail’in yararına. Avrupa Solu da İsrail’in kazançlı çıkmasını istemiyor. Dolayısıyla, Avrupa Solu, İran’daki protestoculara dönük bir dayanışma ortaya koyma noktasında tereddüt gösteriyor. Gazze, Avrupa Solu’nun zihin dünyasında merkezi bir konuma yerleşmiş durumda. Ancak İran konusunda Avrupa’nın sesi kısık.
Esad’ın devrilmesiyle Rojava’yı bir hayal olarak var eden parametrelerin neredeyse hepsi değişti. Sahadaki radikal değişimi yanlış okumanın sonu da Suriye ordusunun askeri müdahalesine karşı sessiz kaldığı için Haseke’deki ABD üssünün demir kapılarını tekmelemek oldu. Ortadoğu’da artık her yer direniş devri kapanıyor, her yer müzakere devri açılıyor.
Maduro’nun kaçırılması dünyada çokça tepkiyle karşılandı; öyle ki eline Venezuela bayrağı alıp sokağa çıkan, “uluslararası hukuk nerede?” diyen anarşistler bile gördük. Uluslararası hukuk dendiğinde benim aklıma New York City’nin Doğu Yakası’nda yaşayıp 14 yıl boyunca Michelin yıldızlı Daniel’de akşam yemeklerini yiyerek sürdürdüğü hayatı, rejimin bir gün ansızın çökmesiyle nihayete eren ve şu aralar Rusya’da politik mülteci olan, Esad rejiminin BM eski daimî temsilcisi Beşar Caferi geliyor.
SDG içinde 2021’den beri süren ayrışma Halep’te görünür oldu.
Sonuç; hendeklerdeki gibi hiçbir başarı ihtimali olmayan, halkın direnişe katılmayıp terk ettiği kuşatılmış bir şehirde “direndik, teslim olmadık” cümlesi için yitirilmiş hayatlar…
Artık Batı’da da etkili olmayan
propagandalar…
Elinin altındaki gücü ve kozlarını ve insan sermayesini beyhude direnişler için harcayan bir örgüt.
Kürtlerin menfaatinin artık her yerde direniş değil, her yerde müzakere etmek olduğu çok açıkken üstelik.
Tuhaf olanı Türkiye’de barışan Kürtlere burun kıvıranlar, yapma diyenler, direnen, savaşan Kürtlere bastır, pes etme diyorlar.