Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Çözüm Süreci arafta asılı duruyor

Çözüm Süreci arafta asılı duruyor

Türk-Kürt birliği, siyasetsiz bırakılmış bir denklemde yaşayamaz. Bu birlik, ancak demokratik siyasetin, ortak aklın ve karşılıklı meşruiyetin zemininde güçlenebilir.

Çözüm süreci, Abdullah Öcalan’ın basına yansıyan son Şubat ayı açıklamalarında da net bir şekilde görüldüğü üzere, şu anda “Araf’ta asılı” bir konumda duruyor.

Bu asılı durumdan kurtulmak için iki temel yol öne çıkıyor: Ya iktidarın somut “yasal adımlar” atması gerekiyor, ya da başta DEM Parti olmak üzere muhalefetin, iktidarı adım atmaya zorlamak üzere süreci “toplumsallaştırması” şart.

Aksi takdirde, şiddet döneminin fiilen geride kalması olumlu bir gelişme olsa da, siyasal sorun çözülmeden kalacak ve gerilim başka biçimlerde birikecektir.

Öcalan’ın Şubat 2026’daki mesajlarında vurguladığı gibi, “negatif aşama” büyük ölçüde tek taraflı bir irade ve pratikle aşılmış durumda.

Silahlı mücadele stratejisine son verilmiş, PKK’nin feshi ve silah bırakma yönündeki kararlar hem resmen hem de fiilen hayata geçirilmiş. “Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz” vurgusuyla Türk-Kürt birliğinin siyasal zeminde inşası çağrısı yapılmış; “pozitif aşamaya” yani demokratik siyaset, hukuk ve demokratik Cumhuriyet inşasına geçiş istenmiştir.

Ancak bu çağrıların pratikteki karşılığı hâlâ havada asılı duruyor. Birinci yılın sonunda silahlar susmuş, provokasyonların önüne geçilmiş ve Kürt tarafı yükümlülüklerini yerine getirmiş olsa da, barışın “ikinci kanadı” –yani devletin atacağı demokrasiye geçiş yasaları, anayasal güvenceler ve hak iadeleri– ortada yok.

DEM Parti cephesinde durum daha da belirgin bir paradoks taşıyor.

27 Şubat 2025 çağrısından bu yana, partinin 14 aylık şiddetin bitişiyle birlikte içine girdiği “siyasetsizlik” ruh hali dikkat çekici.

Suriye’de Ocak 2026’dan itibaren yaşanan gelişmeler (SDG-Şam gerilimi, Türkiye’nin Şam’la yakınlaşma çabaları) bu hareketsizliği daha da derinleştirmiş görünüyor.

Partinin, içinde bulunduğu tecrübeye rağmen bu ruh halinden bir türlü çıkamaması, süreci toplumsallaştırma potansiyelini sınırlıyor.

Oysa DEM Parti’nin, süreci “Yasal Adım Şimdi” gibi kampanyalarla veya daha geniş toplumsal seferberlikle baskıya dönüştürmesi, iktidarı harekete geçirebilecek en etkili araçlardan biri olabilir.

Süreklilik arz edecek, Türkiye’nin genel siyasal gündemiyle de bağlantılı bir siyaset tarzı geliştirilmediği sürece, bu bekleyiş hali devam edecek ve partinin kendi tabanında bile “siyasetsiz Newrozlar” veya apolitik kitle mobilizasyonları gibi sonuçlar doğuracaktır.

İktidar açısından ise tablo biraz daha karmaşık. Türkiye’de ve Suriye’de PKK/YPG’yi silahsızlandırma hedefi ile İran Kürtlerini siyasetsiz bırakma stratejisi, kısa vadede tutmuş gibi duruyor.

Şiddet olayları dramatik biçimde azalmış, güvenlikçi yaklaşımla sağlanan sükûnet bir ölçüde tesis edilmiş. Ancak bu stratejinin devamı, Kürtleri yasal ve meşru siyasal zeminde muhatap almadan mümkün değil.

İmralı ile kurulan diyalog, eğer siyasetsizliği öngören bir yaklaşıma indirgenirse tutmayacaktır.

Evet, şiddet ve silahsızlanma bir stratejidir; ama bunu “Kürtlerin kürtsüzleşmesi” şeklinde sahaya yansıtmak, çok vahim sonuçlar doğurur.

Çünkü tarihsel deneyim gösteriyor ki, sadece güvenlik odaklı politikalar kalıcı barış üretmiyor. Meşru siyasal temsil, hukuki güvence ve demokratik reformlar olmadan, çözülmeyen sorunlar başka kanallardan (sosyal, kültürel, bölgesel) birikerek yeni gerilimlere yol açıyor.

Türk-Kürt birliği, siyasetsiz bırakılmış bir denklemde yaşayamaz. Bu birlik, ancak demokratik siyasetin, ortak aklın ve karşılıklı meşruiyetin zemininde güçlenebilir.

Öcalan’ın son mesajlarında “cumhuriyetle zihnen barışma” ve “demokratik entegrasyon” vurgusu da tam bu noktaya işaret ediyor.

Sadece terörü tasfiye mantığıyla yaklaşan bir siyaset, çözümü değil çözümsüzlüğü ifade eder.

Suriye’deki gelişmelerin süreci “baltalama girişimi” olarak değerlendirilmesi de boşuna değil; çünkü bölgesel dinamikler, Türkiye’deki çözümü doğrudan etkiliyor.

Türkiye’nin Şam ile SDG arasında yapıcı, kolaylaştırıcı bir rol üstlenmesi çağrısı, hem iç barış hem de dış politika açısından kritik bir fırsat penceresi sunuyor.Sonuç olarak, çözüm süreci bugün Araf’ta asılı duruyor.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın