Ana SayfaGÜNÜN YAZILARIKılıçdaroğlu yasa teklifiyle yanlış mı yaptı?

Kılıçdaroğlu yasa teklifiyle yanlış mı yaptı?

Aslında konu doğrudan kadınlar, insan hakları, yaşam tarzı başta olmak üzere genel olarak özgürlük ve demokrasiyle ilgili. İnanç, kimlik ve hayat tarzının kamplaşma konusu olmasından her kesim çok çekti. CHP geçmişinden taşıdığı yükün ve sorumluluğun farkına varmış durumda. Cumhuriyetin giderek demokratikleşmesi için önemli bir çaba içerisinde. AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın yaptığı ise bunun önüne geçmek ve kadınların yaşam alanına müdahale imkânını elinde tutmaktan ibaret.

İktidar gözünü karartmış, tam gaz gidiyor. Bütün haklı uyarı ve eleştirilere rağmen sansür yasasını Meclisten geçirdi. Sırada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence kazandırma girişimini çelmelemek var.

CHP son yılların en önemli adımını atarak, başörtüsü konusunu yasal güvenceye kavuşturmak istedi ve TBMM’ye yasa teklifi verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise tam karşı köşeden meydan okuyup “Anayasal güvence getirelim” dedi.  Ailenin korunmasını da işin içine kattı, hattâ konuyu CHP’ye gol atmaya kadar vardırdı.

CHP yasa teklifini niye verdi?

CHP’nin teklifinin hem helalleşme, hem de iktidarın değişmesi halinde kimi kazanımlarını (başörtülü olarak kamuda çalışma ve eğitim görme, vb) kaybetme endişesi taşıyanlara güvence verme amacı taşıdığını biliyoruz. 

Halbuki AK Parti, yıllardır iktidarda olduğu halde başörtüsünü yasal bir güvenceye kavuşturmak için bir adım atmamıştı. CHP’nin teklifiyle telaşlanıp harekete geçmesi ise yaklaşan seçimlerle ilgili olup, ilişkisinin zayıfladığı seçmenleri tamamen kaybetme korkusundandı.

Şüphesiz rahatsızlık sadece ondan değildi; başörtüsü meselesine köklü çözümün, CHP gibi inanç şekillenmesi çok farklı bir siyasal odaktan gelmesini seçmenlerine anlatmak kolay değildi.

AK Parti şimdiye kadar niye bekledi?

AK Parti’nin sanki çok daha muhkem bir şey yapıyormuş gibi konuyu anayasa maddesi haline getirme hesabı hem gereksiz, hem de yorgunu yokuşa sürmek anlamına geliyor. Çünkü AK Parti ve MHP’nin meclisteki milletvekili sayısı 360’ı bulmuyor. Anayasal prosedür de ortada.

Hatırlayalım, çok uzaklarda kalmış bir tarihte değil, radikal İslamcı çevre ve grupların baskısıyla AK Parti, kendisinin de yoğun emeğiyle hazırlanan İstanbul Sözleşmesi’nden imzasını 1 Temmuz 2021’de çekti. Bu nedenle, CHP’nin son derece sade yasa teklifine karşı çıkması; durumu fırsat olarak okuyup, “aileyi koruma” bahanesiyle anayasaya LGBTİ’lere hayatı zindan edecek maddeler koymaya çalışmak gibi dolambaçlı yollara sapması kimseyi şaşırtmadı.

Olan biteni bütün boyutlarıyla ele aldığımızda, Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence teklifi, demokrasi ve özgürlük kriterleri bakımından, bir yönüyle siyaset dünyamızın ve halkın önüne konulan bir fırsat, diğer yönüyle turnusol niteliğinde.

Bu gelişme karşısında diğer partilerin gösterdiği tepkiler de çok şey anlatıyor.

Diğer partiler ne diyor?

Şüphesiz, partilerin tepkileri arasında en ibret verici ve hazin olanı MHP’nin pozisyonudur. Genel Başkan Bahçeli, son grup toplantısında bu teklifi getirdiği için CHP ve Kılıçdaroğlu’nu bir güzel eleştirdi. Demediğini bırakmadı. “Başörtüsü sorunu yoktur” dedi.  Sonra da dönüp AK Parti’nin getireceği anayasal teklife oy vereceklerini açıkladı. Doğrusu ‘Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu’ dedirtecek bir durumla karşı karşıya kaldık.

Saldırgan taşra milliyetçiliğinden kopmakla beraber, halen onun ideolojik etkisinden tam sıyrılamamış olan İYİ Parti ve Genel Başkanı Meral Akşener de, sanki başörtüsüne yasal güvence ile ekonomik sorunlar birbirinin alternatifiymiş gibi, ekonomik sorunları öne çıkardı ve diğerini zamansız buldu. Akşener, çarşı pazar dolaşmasının başörtülü seçmenler için yeterli olacağını düşünüyor gibiydi.

Ulusalcılar, sosyalistler…

Sosyalistlere gelince… Seçimleri filan boşlayıp kendilerini seçim sonrasının sol muhalefeti olmaya hazırlayan ortodoks solun ‘anti-emperyalist ve laik’ güçbirliği partileri hemen alarma geçtiler. ‘Cumhuriyet ve laiklik’ ikilisinden laikliği tehlikede gördüler. Gecikmeden laiklik bayrağını daha da yükseklere çıkarmanın tam zamanı olduğuna karar verdiler.

Ulusalcı solun gazeteleri, televizyon yorumcuları ve yazarları ise, çok deneyimli ve ‘hassas’ oldukları bu temel konuyu ilgilendiren gelişme karşısında, doğal olarak kayıtsız kalmadılar. Yasa teklifini taviz olarak gördüler ve arkasından yeni talepler geleceğini ileri sürdüler. Yüz yıllık tarihi ve mirası hareket noktası alıp, Kılıçdaroğlu’nu bir güzel eleştirdiler. Ona açık mektup kıvamında yazılar yayınlayıp, girdiği yoldan dönmesini istediler. Teklifin AK Parti’ye yaradığını iddia ettiler.

‘Emek ve Özgürlük İttifakı’ içinde yer alan TİP ise esas itibariyle laiklik hassasiyeti yüksek kesimlere paralel bir tavır içinde. Yasa teklifini laiklik ve kadın bedeni üzerinden söz kurma anlayışı yönünden eleştiriyor. Genel Başkan Erkan Baş, kadın örgütlerinin sözü sözümüzdür, diyor. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW) gereğini yapmanın yeterli olacağını belirtiyor. 

Millet İttifakı, HDP ve DSİP

Millet İttifakı’nın diğer ortakları DEVA, Gelecek, DP ve SP tam destek veriyorlar. Özellikle yasa teklifinin CHP eliyle verilmesinin öneminin farkındalar. Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler bahsi bir yana, artık kronik hal almış olan kutuplaşmanın ve başörtüsünün iktidarlarca siyasal araç olarak kullanılmasının önlenmesi yolunda atılmış bu adımı ciddi bir aşama olarak değerlendiriyorlar. İYİ Parti’yi bir yana bırakırsak, Millet İttifakı partilerinin topluca teklifin arkasında olduğunu söyleyebiliriz.

Malum, CHP’de oldum bittim Kılıçdaroğlu’nun değişim çabalarına direnenler var. Yasa teklifini de “Nereden çıktı şimdi bu!” hayretiyle karşıladılar. Ama bu kez tepki halkası sanki biraz daha geniş gibi. Ancak parti yönetimin sıkı duruşu ve iktidarın teklifi boşa çıkarmak için yaptığı karşı atak daha fazla hareketlenmelerini önlüyor. Bununla beraber, CHP’nin yaşadığı ideolojik ve politik değişim ve dönüşümün partinin örgütsel bünyesine ve üyelerine nüfuz etme gücünün yetersizliği bu olayda da kendisini gösterdi.

HDP ise ister yasa ister Anayasa değişikliği olsun, TBMM çatısı altında atılacak adıma destek vereceğini açıkladı. HDP programı ve politikaları itibariyle bu konularda demokratik ve özgürlükçü bir hatta duruyor.

DSİP de Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımını genel hatlarıyla olumlu buluyor ve CHP’nin yasa teklifini “Yetmez ama …” mantığıyla destekliyor. Konuya ailenin korunması değil temel hakların genişletilmesi çerçevesinde ele alıyor.

Başörtüsüne yasal dayanak demokratikleşmenin önemli parçasıdır

Aslında konu doğrudan kadınlar, insan hakları, yaşam tarzı başta olmak üzere genel olarak özgürlük ve demokrasiyle ilgili. İnanç, kimlik ve hayat tarzının kamplaşma konusu olmasından her kesim çok çekti. CHP geçmişinden taşıdığı yükün ve sorumluluğun farkına varmış durumda. Cumhuriyetin demokratikleşmesi için belli bir çaba içerisinde.

AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın yaptığı ise bunun önüne geçmek ve kadınların yaşam alanına müdahale imkânını elinde tutmaktan ibaret.

Bu bakımdan, bütün yetkileri tek adamda toplayan; partisiyle devleti iç içe geçiren; hem getirdiği yeni yasalarla, hem de politik uygulamalarıyla özgürlükleri ağır baskı altına alan; yarattığı yoksulluk ve hayat pahalılığıyla milyonları yıllardır çaresizliğe sürükleyen bir iktidarın ülke için yapabileceği pek bir şey kalmadığını söylemek yanlış olmayacaktır.

CHP kadınlar için çok isabetli bir adım attı ve yasalaşmasını umuyorum.

***

Kitap: Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ve Doktriner Sosyalist Siyaseti

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin (TSİP) tarihsel bir dizin içerisinde, açık ve kapalı dönemine ait önemli bütün belgelerinin bir araya toplandığı iki ciltlik kitap geçtiğimiz günlerde Belge Yayınları tarafından yayınlandı.

Genel başkanlığını Ahmet Kaçmaz’ın yaptığı TSİP, 12 Mart darbesi sonrasında kurulan ilk sosyalist partiydi. Örgütsel ve siyasal ömrü toplam 16 yıl sürdü.

TSİP, 1974 yılındaki kuruluşundan başlayıp 1990 yılında kendini feshedinceye kadar, faaliyetlerinin esasını Türkiye sosyalistlerinin birliğine hasretti.

Özellikle 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında, Kuruçeşme Tartışmaları’nda, Sosyalist Birlik Partisi (SBP), Birleşik Sosyalist Parti (BSP) ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) kurulmalarında önemli rol oynadı.

Bu süreç, Çağatay Anadol’un geçtiğimiz aylarda İletişim Yayınları’ndan çıkan, “Şu Bizim Sosyalist İşçi Partisi” isimli kitabında ayrıntılarıyla okurun ilgisine sunulmuştu.

Bu kez, partinin açık (1974-1980) ve kapalı dönemine (1980-1990) dair programlar, kongre kararları, seçme metinler ve makaleler bu siyasi yapının içinden gelen Bülent Uyguner ve geçtiğimiz günlerde vefat eden Cengiz Uzuner tarafından titiz bir çalışmayla, iki hacimli cilt olarak, bir koruma kutusu içinde okura sunuluyor.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ve Doktriner Sosyalist Siyaseti, Hazırlayan: Bülent Uyguner-Cengiz Uzuner, Belge Yayınları, İstanbul, 2022.

1. cilt, TSİP’in İdeolojik ve Politik Hattı (1974-1980), 730 s.

2. Cilt, 12 Eylül Faşizmi Koşullarında TSİP (1980-1990), 828 s.                                           

- Advertisment -