Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Memleketin kahkahayla sınavı

Memleketin kahkahayla sınavı

Din değerleriyle ilgili şakalar kültürümüzde yok mu? Dinin olduğu yerde, din üstüne konuşulur. Konuşuldukça sözün içine şaka da karışır. Bektaşi fıkralarına, Evliya’ya, Nasreddin Hoca’ya, Mevlana’ya baktığımızda, yeri geldiğinde Deniz Göktaş’ın esprilerini aratmayacak bir hadsizlikle, insanın gözlerini yerinden uğratan bir ifade cesaretiyle karşılaşırız.

Deniz Göktaş, Türkiye’yi zorlu bir sınava soktu. Sosyal medyada geniş bir yankı bulan “Ölü Deniz” gösterisinin neredeyse her dakikası memleketin şu ya da bu kesimini sınayan ifadeler içeriyor. İktidara, CHP çevresine, Atatürkçülere, Celal Şengör’e, İslamcılara basitçe şunu söylüyor: Konuşmak istiyorum, ama konuşmama tahammül edebilecek misiniz? Göktaş’ın mizahı dünyanın birçok yerinde benzeriyle karşılaşabileceğiniz unsurlar içeriyor aslında, az çok stand-up kültürü olan biri için, Türkiye’ye özgü durumlara uygulanması dışında yeni bile değil; ama sesi kısılmış bir kültür dünyasında şok etkisi yaratabiliyor. Çünkü Göktaş’ın serbestliğinde konuşabilmek Türkiye’de büyük bir cesaret istiyor. Ama tersinden bakarsak bu meselede Türkiye’yi sınayan bir taraf da var: Türkiye’de toplum, bu konuşmayı tolere edebilecek olgunluğa ve cesarete sahip mi? İfade özgürlüğü ve demokrasi kültürümüz Göktaş’a ya da benzer herhangi bir sanatçıya ‘Konuşabilirsin’ deme erdemini gösterebilecek mi? Çünkü muhtemelen Göktaş son olmayacak.

Meselenin herkesin gördüğü ‘ifade özgürlüğü’ kısmına ilişkin söylenecek çok şey var; ama çokça soruşturulacağı için şimdilik başka bir yansımaya dikkat çekmek istiyorum. Dikkat ettiniz mi? Deniz Göktaş’la ilgili sosyal medyayı saran yorumlardan bir bölümünde ‘Siyasal Alevicilik’ diye bir tanım geçiyor. İslamcı çevrelerin sanırım ‘Siyasal İslam’ kavramına rövanş olarak ürettiği bir tanım bu. Tam neyi içerdiğini açıkçası bilmiyorum; ama rahmetli Ece Ayhan’ın zamanında uydurduğu ve galiba İslamcı şairlere yakıştırdığı ‘sünni şair’ tanımına benzeyen bir yanı var. Diğer bir deyişle dönüp dolaşıp Alevi/Sünni ayrımının stand-up gibi söz serbestliğinden beslenen bir sanat dalında bile boy göstermesiyle karşı karşıyayız. Sünni stand-up’çı olarak da Doğu Demirkol zaten uzun bir zamandır meydandaydı. Hatta din değerlerini mizahla işlemek meselesinde Göktaş’tan daha agresif olduğu bile söylenebilir; ama anlaşılan hukuk karşısında Göktaş, Demirkol kadar şanslı olmayacak.

Konuşmak hepimizin hakkı. Değerler meselesindeyse şu atlanıyor. Toplumun konuşmak istediklerini dokunulmaz putlar gibi yorumlarsak sadece bakmakla yetineceğimiz tozlu bir züccaciye dükkanına dönüşürüz. Böyle bir dükkanda insan ancak robotlaşarak, ritüellere ve kör bürokrasiye bağlı kalarak hareket etmeye mecbur olur. Aksi takdirde nereye dönse bir şeyler devrilip kırılacaktır. İşte gülme ihtiyacı da bu mekanikliği kırmak arayışıdır. Değerler topluma aittir. Konuşulmadıkça, sınanmadıkça, üstünde düşünülüp tartışılmadıkça cılızlar, önemsizleşir ve hafızamızdan silinirler. Öyle bir zaman gelir, orada duran şeyin neden kırılmaması gerektiğini bile unuturuz. Konuşmanın formları çeşitlidir: Alay etmek, dalga geçmek ya da daha hafif ifadeyle bir şeyin gülünecek yanına işaret etmek bunlar içindedir. Kahkaha zaten baskıdan beslenir. Gülmek, kalın halatlarla sabitlenmiş olan şeyi serbest bırakmaktır.

Din değerleriyle ilgili şakalar kültürümüzde yok mu? Dinin olduğu yerde, din üstüne konuşulur. Konuşuldukça sözün içine şaka da karışır. Bektaşi fıkralarına, Evliya’ya, Nasreddin Hoca’ya, Mevlana’ya baktığımızda, yeri geldiğinde Deniz Göktaş’ın esprilerini aratmayacak bir hadsizlikle, insanın gözlerini yerinden uğratan bir ifade cesaretiyle karşılaşırız. Halkın yüzyıllardır köy odalarından kentlerdeki kahvelere kadar, hatta zaman zaman vaaz kürsülerinde açık açık anlatıp güldüğü şeyleri konuşmayı yasaklamak neye yarar? Bu değer tapıcılığıyla kamusal alanda birilerinin konuşması geçici olarak kısıtlanabilir; zaten bu “Aman değerlerim incindi!” söyleminin din geleneğiyle de pek ilgisi yok. Tam tersine modernleşmeyle azmış bir şımarıklıktan başka şey değil. Ama söz, her seferinde daha sert, daha keskin bir refleksle geri dönecektir. Batı’yla bir karşılaştırmaya giderek orada stand-up sanatçılarının Katolik kilisesi ya da yahudilikle ilgili esprilerinden örnekler vermeyeceğim. Memleketimiz zaten mizah konusunda zengin, insanımız neyin mizah olduğunu kavrayacak kadar ariftir. Susmak ya da söylemek için şundan ya da bundan icazet alacak değildir.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın