Türkiye ve Türkiye siyaseti uzun zamandır iflas eden umudun yeniden inşasına dair üzerine düşeni yapmamıştır. Kullanılan dil, ortaya konulan eylemler, yaşananlara dair verilen tepkiler, sorunlar karşısında çaresizce debelenmeler, gevelemekten yorulmuş ve durmadan büyüyen bir geyik muhabbeti.. Yarından bihaber, günü ıskalayan terennümler..
6 Şubat depremleriyle ilgili açılan bir davada AFAD’ın Hatay 3. İdare Mahkemesine yazdığı 10 sayfalık savunma üzerine kitap yazılmasını hak edecek bir metin. AFAD’ın savunma metnindeki belediyeleri üstü kapalı da olsa suçlayan bölümünü kabul etmekle birlikte AFAD’ın sorumsuzluğuna katılmam mümkün değil. Hepiniz oradaydınız beyler!
Kemal Gözler’in sunuş ve çevirisiyle Türkçeye kazandırdığı Kurbağa Manastırı, bir kurmaca, alegorik bir eser. Ülkemizin önde gelen anayasa hukuku hocalarından biri olan Gözler, içinde bulunulan vaziyeti pür bir hukuki metinle tasvir etmek yerine edebiyatla anlatmayı seçmiş. 14’üncü yüzyılda bir dünya kurmuş ve Türkiye’de üniversitenin başına gelenleri bir manastır ve bir rahip üzerinden Latince aktarmış.
Adaya yıllar önce gelip yerleşmişler ve şehirliden farklı bir yaşam ve davranış biçimi geliştirmişler. İşte bu insanların sesine kulak vermelisiniz. Gördüğünüz gibi, protestoları bırakıp gitmediler. Adalı ısrarcıdır… Sessiz gibi görünür gerektiğinde hak aramak için harekete geçer. Adalı olmak farklı bir yaşam tarzını benimsemektir. Bunu anlamak gerek.
Bu ülke, “Yaşasın hayat!” diyemeyenlerin ülkesi. Hayat değil, ölüm kutsanıyor bu ülkede. İhmallere bir şekilde mazeret bulunuyor, karartılamaz hale geldiği durumlarda ise kabahat sorumlulara değil ‘kader’e ve ‘fıtrat’a yazılıyor. Bu ülkede bir çığlığa, bir haykırışa ve silkinişe ihtiyacımız var. “Yaşasın hayat!” diyen ve önlenebilir her ölüm için sorumlulardan hesap soran bir haykırış ve silkinişe...Yaşasın hayat! Kahrolsun sorumsuzluk!