4 Ekim günü gerçekleşen Brezilya Genel Seçimleri, son yıllarda olduğu gibi yine anket firmalarını yanılttı. Seçim öncesinde yapılan çalışmaların önemli bir bölümünde ilk sırada görünen İşçi Partisi’nin adayı ve mevcut başkan Lula da Silva, geçerli oyların yüzde 45,16’sını alarak ilk turu ikinci sırada tamamlarken Liberal Parti’nin adayı Flávio Bolsonaro yüzde 47,03 ile birinci oldu. Lula’nın yaşından güvenlik sorununa, yoksulluktan dış politikaya kadar pek çok başlık seçimlerde tartışılsa da son aylara damga vuran olay Nossa Senhora Aparecida’nın geleceğine dair iddialar oldu.
Nossa Senhora Aparecida, Katolikler için oldukça önemli bir meryem figürü olarak 1930 yılında ülkenin koruyucu azizesi ilan edildi. 12 Ekim’de onun adına kutlanan dinî gün milli tatil kapsamına dahi alındı. 23 Ağustos’ta Flávio Bolsonaro’nun Brezilya’yı “tekrar İsa Mesih’e ait hâle getirme” vaadi, azizenin koruyuculuk statüsünün kaldırılacağına yönelik iddialarla birlikte tartışılmaya başlandı. Öte yandan Bolsonaro’nun böyle bir girişimde bulunacağını gösteren hiçbir somut kanıt yoktu. Lula ise tartışmayı siyasete taşıyarak kimsenin azizeye dokunamayacağını söyledi. Tartışmanın bir krize dönüşmesi özellikle son yıllarda sayısı giderek artan Evanjelik kiliseleriyle Katolik kilisesi arasındaki gerginliğin siyasete nasıl yansıdığını gösteriyor. Bu konunun derinlerine indiğimizde yüzeyde gözüktüğünden çok daha girift bir çatışmayla karşılaşıyoruz.
Kiliselerin Çatışması
Brezilya’daki Evanjelik hareketin yükselişini anlamak için 1960’ların ortasına dönmek gerekiyor. Dönemin başkanı João Goulart’ın geniş kapsamlı toprak reformu ve kritik sektörlerin kamulaştırılması gibi vaatleri, ülkedeki antikomünist çevrelerin tepkisini çekti. 1964’te anti-komünist hareket, muhafazakâr siyasetçiler ve ordu ortaklığında ABD’nin de desteğiyle bir darbe yapıldı; 21 yıl sürecek askeri cunta dönemi başladı. Katolik Kilisesi’nin bazı kesimleri bu darbeyi destekledi; ancak Kilise içindeki toplumsal adalet odaklı hareketler zamanla farklı bir siyasi çizgi geliştirdi. Kırsaldaki Katolik rahipler ve papazlar, kader veya günah sonucunda insanların fakirleştiğini kabul etmeyip mevcut ekonomik sistemin ayrıcalıklı bir sınıf yarattığını söylemeye başladı. Latin Amerika Katolikleri’nin ortaya attığı Kurtuluş Teolojisi adı verilen yeni fikir, İsa Mesih’i mevcut güç odaklarına meydan okuyan bir figür olarak okuyordu.
Yıllar sonra ortaya çıkan belgelerde; Kurtuluş Teolojisi’nin hızlıca örgütlenmesinin ardından dönemin Amerika Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’ın Katoliklerin Brezilya’da artık güvenilir bir müttefik olmadığına dair ABD Başkanı Richard Nixon’ı uyardığı görülüyor. Bunun ardından Summer Institute of Linguistics (SIL) adında İncil çevirileri organizasyonu ve benzeri yapılanmalar aracılığıyla o zamanlar ABD’nin yakın müttefiki olan Evanjelik kiliseleri bölgede örgütlenmeye başlıyor. Bu kiliselerden ayrılan eski bir rahibin Thy Will Be Done adlı bir çalışmaya yaptığı açıklamalara göre SIL, bahsedilen dönemde ABD’nin en önemli dış politika araçlarından olan USAID tarafından fonlar alıyordu. İlk başta akademik ve hümanist bir çizgide kurulan bu kiliseler, 3000 yabancı misyonerin desteğiyle Kurtuluş Teolojisi’nin yükselmesine karşı mücadele yöntemi olarak İncil’deki kısımları anti-komünist bir bağlamda okuyor ve cunta yönetiminden çok önemli bir destek alıyordu.
Evanjelik kiliseleri, sınırlı hiyerarşi ve arkalarındaki maddi destek sayesinde kırsal bölgelerde hızlı bir şekilde örgütlendi. 40 yıl içerisinde Brezilya’da Evanjeliklerin oranı yüzde 5’ten yüzde 25’in üstüne çıktı. Bu dünya tarihindeki en hızlı din değişimlerinden biriydi. Bu hızlı büyüme ve hareketin ABD’yle olan ilişkileri Evanjelik hareketi siyasetin en güçlü aktörlerinden biri hâline getirdi.
Jair’in Yükselişi
Evanjeliklerin Brezilya’daki hikayesini ileri sardığımızda bu siyasi gücün gittikçe giriftleştiğini görüyoruz. 2018 Genel Seçimleri’nde Sosyal Liberal Parti’nin başkan adayı Jair Bolsonaro, aşırı sağ değerleri savunan ve uzun süredir görev yapan bir meclis üyesiydi. 2016 yılında Ürdün Nehri’nde Evanjelikler tarafından vaftiz edilmesinin ardından Evanjelik kiliseleriyle önemli bir yakınlaşma kurdu. Bu ilişkide diğer önemli figür Silas Malafaia ise Brezilya’daki en büyük Evanjelik kiliselerinden birinin papazıydı. Malafaia’nın kilisesi Dominionizm adı verilen, Hristiyanların sosyal ve siyasi hayatın her yerinde örgütlenmesi gerektiğine inanan bir dini gelenekten geliyor. Bu nedenle Malafaia, 2002 Genel Seçimleri’nden itibaren çeşitli başkan adaylarına desteğini açıklıyor, kilise mensuplarını o adaylara yönlendiriyordu. 2018 Genel Seçimleri’nde de Jair Bolsonaro’ya desteğini açıkladı. Bolsonaro’ya kampanya sırasında suikast girişiminde bulunulmasının ardından Malafaia, Bolsonaro’nun “tanrı tarafından Brezilya’ya seçilmiş lider” olduğunu söyledi. Seçimleri Bolsonaro’nun kazanmasının ardından ikili arasındaki bağlar arttı; Malafaia, Bolsonaro’nun kararlarını etkilemeye Evanjelik senatörler aracılığıyla hem başkana hem de parlamentoya baskı yapmaya başladı.
Mecliste güçlü bir Evanjelik grubunun bulunması kürtaj, LGBTIQ+, İsrail’le ilişkiler gibi konularda muhafazakâr sağı güçlendirdi. Öte yandan bir grup Evanjelik rahip, Malafaia’nın siyasetin bu kadar içinde olmasından rahatsızdı. COVID-19 dönemi bu açıdan bir kırılma noktası oldu. Bolsonaro, virüse karşı mucize yaratamayacaklarını söyleyerek tıbbi önlemler almak yerine, Malafaia’yla birlikte bütün Hristiyanları sokaklarda dua etmeye çağırdı. COVID-19 salgını sırasında Brezilya’da 700 binden fazla kişi hayatını kaybetti; Brezilya, virüs nedeniyle dünyada en çok kaybı olan ikinci ülke oldu. Salgın yönetimine ve din-devlet ilişkisinin artmasına yönelik eleştiriler nedeniyle 2022 Genel Seçimleri’nde bazı Evanjelik rahipler ve papazlar Bolsonaro’ya karşı İşçi Partisi adayı eski başkan Lula da Silva’yı destekledi. Bu rahiplerin bir kısmı kiliselerinden ihraç edildi. Anket firmaları Lula’nın açık ara farkla seçimi kazanacağını düşünürken seçim ikinci tura kaldı ve Evanjeliklerin yaklaşık yüzde 70’i yine Bolsonaro’yu destekledi.
Lula’nın ikinci turda küçük bir farkla seçimi kazanmasının ardından Bolsonaro önce sonuçları kabul etmedi, ardından ABD’ye gitme kararı aldı. Tepkilerin sürmesiyle 8 Ocak 2023’te Bolsonaro yanlısı grupların Kongre’yi, Yüksek Mahkeme’yi ve başkanlık sarayını basması, bu hareketin yarattığı tehdidi gözler önüne serdi. Bu olanlar, Brezilya demokrasisi yönelik oluşan tehlike sonucunda oldukça endişe duyan Yüksek Mahkeme’yi harekete geçirdi. Diğer delillerin ortaya çıkmasıyla Jair Bolsonaro ve 80 devlet yetkilisi, darbe girişimde bulunma suçlamasıyla yargılandı. Bolsonaro’ya 11 Eylül 2025’te 27 yıl 3 ay hapis cezası verildi, ardından bu ceza ev hapsine döndürüldü. Fakat Bolsonaro ailesinin Evanjelik kiliseleriyle bağları devam etti.
Flávio’nun Sınavı
Jair Bolsonaro’nun ev hapsi nedeniyle tekrar başkanlığa aday olamaması Liberal Parti açısından bir liderlik sorunu ortaya çıkardı. Bir grup Jair’in eşi Michelle Bolsonaro’nun adaylığını savunuyordu. Fakat Jair, Evanjeliklerle güçlü bir ilişkisi olan Michelle’i aday göstermek yerine oğlu Flávio Bolsonaro’yu işaret etti. Jair’in dostu Malafaia, başta başkanlık makamının aile mirası olmaması gerektiğini söyleyerek Flávio’nun adaylığını eleştirse de mayıs ayında kendisine desteğini açıkladı.
Yine de araştırmalar incelendiğinde Flávio’nun babasına göre Evanjelik seçmene ulaşmakta güçlük çektiği görülüyor. Kendisinin hayat tarzının Hristiyan dünya anlayışına yakın olmadığı ve “Tanrı tarafından seçilmiş lider” imajına uymadığı düşünülüyor. Malafaia’nın Flávio’yu oldukça geç desteklemesinin ve pek çok Evanjelik kilisesinin tarafsız kalmasının nedeni olarak da bu durum gösteriliyor. Önceki seçimde Evanjelikler yüzde 70 ile Jair Bolsonaro’yu desteklerken 2026 Genel Seçimleri’ne ilişkin yapılan araştırmalarda Flávio Bolsonaro’ya verilen destek ise yüzde 52. Baba ile oğul arasında verilen destekte açık bir fark bulunuyor.
Nossa Senhora Aparecida tartışması bu nedenle büyük önem taşıyor. Lula destekçilerinin önemli bir kısmı, Flávio’nun Evanjeliklerde kaybettiği desteği geri kazanmak amacıyla böyle bir açıklama yaptığını düşünüyor. Bolsonaro seçmeni ise Lula’nın Katolik seçmeni konsolide etmek için yalan iddialar ortaya attığını öne sürüyor. Nitekim, 2026 Genel Seçimleri sadece bir başkanlık seçimi değil ayrıca bir senato ve parlamento seçimi. 4 Ekim günü sonuçlanan seçimde Evanjelik grupların yasama organlarında ağırlığını artırdığı görülüyor. İkinci turda hangi aday kazanırsa kazansın bu grupların İsrail ve ABD ile ilişkiler, kürtaj, LGBTIQ+ gibi başlıklarda yürütmeye oldukça yoğun baskı yapacaktır. Hem Katoliklerin hem de Evanjeliklerin oy tercihlerini etkileyecebilecek bu durum, solun adayı Lula’yı başkanlıkta tutabilecekken tersine Bolsonaro ismini tekrar “Hristiyan bir yönetim” fikriyle iktidara da taşıyabilir.
Elbette, somut pek çok sorunun varlığında dinî aidiyet bu seçimlerin tartışma başlıklarından sadece biri. Fakat Brezilya’da 40 yılı aşkın süren din-siyaset ilişkisi yine de en önemli faktörlerden biri olarak karşımızda duruyor. 25 Ekim’de gerçekleşecek olan seçimlerin ikinci turunda belki de önümüzdeki yıllarda dünyanın pek çok yerinde kendini gösterecek teopolitikanın Brezilya’ya nasıl yansıdığını görebiliriz.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.