Viva Argentina!

Arjantinlilerin ve Arjantin muhiplerinin, ilk günden itibaren Messi’den tek bir isteği var: Maradona’nın yaptığını yapmak ve dünya kupasını Buenos Aires’e getirmek. Kendileri için olduğu kadar, belki ondan da çok Messi için istiyorlar bunu. Çünkü Messi’nin muazzam kariyerindeki tek eksiklik bu; her şeyi var ama dünya kupası yok. Ve Katar-2022 bu eksikliğini gidermesi için son şansı!

Futbol dilencilerinin kısmetinin açıldığı günlere giriyoruz çok şükür, zira Dünya Kupası başlıyor. Perspektif’te işaret fişeğini Ahmet (Çiğdem) Hoca çaktı; evrensel tarafsızlık ilkesini çiğnedi, nerede durduğunu cümle âleme duyurdu. El mecbur, bizim de safımızı belli etmemiz gerek! Hem dört yılda bir gelen ve her seferinde bizi kendisine meftun eden bu ziyafet hakkında birkaç kelam etmezsek, ayıp da olur.

Kupanın bir asra yaklaşan tarihinde top, ilk kez Müslüman bir ülkede yuvarlanacak. Maçlar öncesinde gerek ev sahibinin Katar olarak seçilmesine gerek mevsim şartlarına ve gerek statların inşası döneminde yaşanan hak ihlallerine dair çok sayıda eleştiri yapıldı. Elbette bunların haklı oldukları taraflar var.

Mamafih bugünküne benzer eleştiriler kupanın dününde de vardı ve muhtemelen yarınında da olacak. Futbol artık devasa bir endüstri; hesaba katılması gereken çok sayıda dinamik ve aktör var. Herkesi tümüyle ikna ve tatmin etmenin de olanağı yok. Dolayısıyla hiçbir zaman dört başı mamur, kılçıksız ve herkesi mutlu mesut eden bir kupa organizasyonu göremeyeceğiz; her zaman çeşitli itirazlar dile getirilecek. Getirilsin de, teyakkuzda olmak iyidir. 

Artık tecrübeli bir kupa izleyicisi sayabilirim kendimi; nihayetinde -öyle ya da böyle- kupanın 92 yıllık ömrünün neredeyse yarısına tanıklık etmişliğim var. Kupadan söz edilince, ilk 1978-Arjantin düşüyor aklıma.

Aslında o kupaya dair anımsadıklarım, gerçekten yaşadıklarım mıdır, yoksa sonradan okuduklarımın, izlediklerimin ve duyduklarımın etkisiyle zihnimde kurguladıklarım mıdır, pek emin değilim. Lakin ister kurgu ister gerçek olsun, kendimi üzerinde Kempes forması Diyarbekir sokaklarında top sürüklerken hatırlamak/düşünmek bana iyi geliyor.         

36 yıllık hasret

1982-İspanya’da ise artık ne istediğini bilen, bilinçli bir çocuktum. Gözüm bir Maradona’ya değdi ve bir daha da başka birini aramadı. Futbol sahasında hayatın gizemini çözdüm, gerçi sonu feci bir sukutuhayal ile bitti ama olsun ben kahramanımı bulmuştum. O kahraman, dört yıl sonra, 1986-Meksika’da, bizi mutlu sona ulaştırdı. 1990-İtalya’da, bir kere daha hayallere daldıracaktı ki, Alman panzerlerine takıldı. Onun kupaya uzaktan bakan yaşlı gözleri, futbolda bir devrin kapandığını işaret ediyordu.

Hülasa 1978’de hayal meyal, 1982’den beri de istikrarlı ve kararlı bir Arjantin taraftarıyım. Ne yazık ki Mavi-Beyazlı takımım, 1990’dan sonra pek bir dikiş tutmadı. Maradona’nın son kez sahne aldığı 1994’te, son 16’da kupaya veda etti. 1998’de çeyrek finalde, 2002’de grup aşamasında, 2006’da çeyrek finalde havlu attı.

Güney Afrika’da düzenlenen 2010 Dünya Kupası, birçok Arjantinli için gündüz gözüyle görülen bir rüya gibiydi. Çünkü efsane Maradona takımın başında, onun 10 numaralı forması da halefi olarak gösterilen Messi’nin sırtındaydı. Biri kulübede diğeri sahada iki futbol büyücüsünün işbirliğiyle kazanılacak bir kupanın tadına doyum olmazdı. Fakat rüya erken bitti; Maradona tarihin en iyi futbolcusu olabilirdi ama kötü bir hocaydı; hiç de fena sayılmayacak bir kadrosu olmasına rağmen Arjantin, kupaya çeyrek finalde veda etti.

2014’te finalde bir kere daha Almanya’ya takılan Arjantin, 2018’de de son 16 turundan sonra evine döndü. Yani -az buz değil- tam 36 yıllık bir hasret var. Artık bu hasreti daha fazla uzatmamak lazım, Arjantin şampiyon olmalı!

Avrupa merkezciliği aşmak için Arjantin

Ahmet Hoca, Tangocuları neden desteklememiz gerektiğine dair dört sebep sıralamış: Bir, “Latin Amerika’nın kesik damarlarından akan yoksulluğun acısını dindirecek bir ilaç henüz icad edilmemiş durumda.” İki, Latin Amerika’nın futbol dışında dünyaya kafa tutmasını sağlayacak bir silahı yok. Üç, Avrupa merkezciliği aşmak istiyoruz ve bunun en gerçekleştirilebilir olduğu yer de futbol sahası. Ve dört, Messi.

“Bu adam, oynadığı futbolun, Barcelona’daki şampiyonlukların unutulacağına dair bir inanç taşıyor. Elindeki son imkân ve son fırsat bu dünya kupası.”

İlk üçüne de katılırım ama doğrusu ben en çok Messi ile alakadarım. Messi, Maradona’nın Arjantin adına son dünya kupasını kaldırmasından bir yıl sonra, aynen Maradona gibi, fakir bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası her Arjantinli futbolsever gibi bir Maradona hastasıydı. Adeta futbol için yaratılmış oğlunu daha adım atar atmaz topun arkasına taktı, ona büyük bir destek verdi.

Messi’nin inanılması güç bir futbol zekâsı ve yeteneği vardı. Topu ayağına aldığı anda farkını hissettiriyordu; hızlıydı, çabuktu, güçlüydü. Onu durdurmak, ondan topu almak imkânsıza yakındı. En zor hareketleri basitleştiriyor, akıl almaz golleri sanki topu boş kaleye yollarmış rahatlığında atıyordu. Göz kamaştıran bir özveri ile oynuyor, çarpıcı bir sadelikle taraflı tarafsız herkesi kendine hayran bırakıyordu. 

Halkın gönlündeki sarsılmaz taht

Sahip olduğu özellikleri sayesinde Messi, kısa sürede önlenemez bir yükselişe imza attı. Barcelona’ya, İspanya’ya ve bütün bir Avrupa’ya damgasını vurdu. Bir Real Madrid taraftarı olarak onun Barcelona için ter döktüğünü görmek az acı vermiyordu. Teselli, onun Arjantin için de oynayacağını bilmekti; onu Mavi-Beyaz forma içinde izlemek yürek yangınını biraz dindiriyordu.

Arjantinlilerin ve Arjantin muhiplerinin, ilk günden itibaren, Messi’den tek bir isteği var: Maradona’nın yaptığını yapmak ve dünya kupasını Buenos Aires’e getirmek. Kendileri için olduğu kadar, belki ondan da çok Messi için istiyorlar bunu. Çünkü Messi’nin muazzam kariyerindeki tek eksiklik bu; her şeyi var ama dünya kupası yok. Ve Katar-2022 de bu eksikliğini gidermesi için son şansı!

Eğer kupayı kaldıramadan sahalardan çekilirse, bu hem onun hem de onu sevenlerin yüreğinde hep bir sızı olarak kalır. Oysa Messi gibi birinin futbol hayatı böyle bitmemeli; o, dünya kupasını almadan defteri kapatmamalı. Evet, belki bir kupayla tescil edilmeye ihtiyaç duymayacak kadar “büyük” oynuyor ama yine de dünya kupasını kazanmak bir başka.

Velhasıl Messi’nin kupayı almasını, bu son vazifesinin altından da yüzünün akıyla çıkmasını ve kariyerini müthiş bir sonla taçlandırmasını çok ama çok isterim. Çünkü onun da Maradona gibi halkın gönlünde sarsılmaz bir tahta oturabilmesi için Ortadoğu’daki son tango, mutlulukla bitmeli! Lamı cimi yok, Messi o kupayı Katar’dan alıp Arjantin’e getirmeli!

O halde, Vamos Messi, Viva Argentina!

Perspektif, 20 Kasım 2022

https://www.perspektif.online/viva-argentina/