Ana SayfaANALİZLER“Türkiye bir muhalefet krizi yaşıyor, hem de çok ağır bir şekilde”

“Türkiye bir muhalefet krizi yaşıyor, hem de çok ağır bir şekilde”

Ali Bayramoğlu, Serbestiyet kanalında anlattı: “Akşener'in önerisi döner muhalefete bir fatura çıkarır. İttifak sistemine dayalı, ittifak sisteminden azade bir muhalefet oluşur. Zaten siyasetten de oldukça uzak bir muhalefet var. Akşener'in maalesef bu istikamette bir rol oynadığını sanıyorum. Benim kanaatim odur ki Türkiye bir muhalefet krizi yaşıyor hem de çok ağır bir şekilde. Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde görünüyor. Gelecek Partisi'nde görülüyor örneğin. Dolayısıyla böyle bir muhalefet krizi var ve İYİ Parti'nin kartları karış biçimi bu krizi daha ağırlaştıracaktır.

  • Yerel seçimler öncesinde İYİ Parti ‘Hür ve Milli’ siyaset izleyeceğini ve seçimlere kendi adaylarıyla gireceğini açıkladı. Ayrıca hem iktidara hem de muhalefete ‘herkes kendisi girsin, boyunun ölçüsünü alsın’ diyerek bir çağrı yaptı. Siz bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? İYİ Parti’nin  bu tutumu Türkiye siyasetini nasıl etkiler sizce?

İYİ Parti hâlâ Türk siyasetinde kritik bir rol oynamaya devam ediyor. Düne kadar bu rol, Millet İttifakı içindeki rolü, konumu ve oy potansiyeliyle ilgiliydi. Bugün itibariyle baktığımız zaman bu ittifakın işlevini iyice kaybetmesi ve partiler arasındaki ilişkilerin yeniden şekillenmesi bakımından da bir ağırlık ortaya koyduğunu görüyoruz. Yani onun alacağı tavır kaçınılmaz olarak bir baskı üretecektir. Nedir bu tavır diye baktığımız zaman geçen gün ilginç bir laf sarf etti Akşener.  “Bize hep yüzde 10 oy vererek gözümüzün önünde kalın dedi seçmen” meali bir laf. İlginç bir yorum tabii, yani başarısızlığın ya da oy kazanamamanın bu şekilde açıklanması da mümkün tabii ama bunun çok da bir anlamı yok. Burada şunu anlıyoruz -ki Akşener daha önce de söylemişti- Türkiye’nin büyük merkez ve belki de Erdoğan’ı ileride ikame edecek partisi ve aktörü olmaya aday olma hayali var. Bu öyle anlaşılıyor. Partisini buna göre yeniden disipline etmeye çalıştı ve son olarak ortaya attığı ana fikir ‘her partinin gücü gerçekten bu mart ayındaki seçimlerde ortaya çıksın’ oldu.


Bunun arkasındaki mantığın İYİ Parti’nin diliyle şu olduğunu varsayabiliriz: “Benim yüzde 10’da kalmamın nedeni aslında ittifak politikalarıydı. Yalnız başıma hareket etseydim daha güçlü, daha büyük, daha etkili bir siyasi parti olabilirdim. Birilerinin yükünü taşımak ya da birileriyle ilişki kurarak, iş birliği yaparak siyasi kimlikten taviz vermek dışında bir yol izlemeliyim.”


Buradan sonuç alır mı? Onu seçmen söyleyecek. Ben çok kuvvetli neticeler çıkabileceğini sanmıyorum. Bunlar sadece bir takım taktiksel iş birlikleri ile ilişkili, siyasetin tabiatıyla, ruhuyla, toplum siyaset ilişkisiyle bağlantılı şeylerdir. Akşener, acaba bu ilişkiyi yeteri kadar iyi kurabiliyor mu? Buna emin değilim pek. Önemli olan burada senin sorun açısından, eğer böyle bir hatta giderse bunun sonuçları ne olur? Bunun sonuçları muhalefet üstünde daha belirleyici olacaktır elbette. Yoksa Akşener’in kalkıp iktidar cephesine dönüp ‘siz de bakalım ayrı ayrı girin de boyunuzun ölçüsünü görelim’ gibi naif bir önerisinin karşılığı olmaz. Orada son derece güçlü bir ittifak var. Kendileri tarafından ‘gelecek İttifakı’ olarak kendileri tarafından adlandırılıyor ve bunun içerisinde anayasa yapmak da var, Türkiye’nin dünya düzeninde yeniden bir yer bulması hedefi de var. Burada devlet aktörleri; başta silahlı kuvvetlerin siyasi fikir üreticileriyle, MHP gibi siyasi partilerin meseleye bakışları, geleneksel muhafazakar ama aynı zamanda modern eğilimi olan bürokrasinin bu işe bakışı bir yerde kesişiyor. Bu kesişmenin Türkiye’nin yeni bir istikamet çıkardığı seçimlerden önce de söylüyordum. Seçimlerden sonra da bu artan oranda yol almaya başladı. Dolayısıyla burada böyle, ‘Hadi herkes ayrılsın, AK Parti MHP’yi sırtından atsın’ gibi bir durum söz konusu değil. Böyle bir siyasi gerçeklik yok. Türkiye’deki hakim siyasi gerçeklik iktidar etrafında inşa edilmekte olan yeni bir yapılanmadır.  İktidarın çeşitli kurucu unsurlarının buna katkısı ve kendilerini büyütmek gayretleridir.


Şimdi bu sebeple Akşener’in önerisi döner muhalefete bir fatura çıkarır. İttifak sistemine dayalı, ittifak sisteminden azade bir muhalefet oluşur. Zaten siyasetten de oldukça uzak bir muhalefet var. Akşener’in maalesef bu istikamette bir rol oynadığını sanıyorum. Daha önce de mesela Kürt meselesine bakışında da bazı sorunlar vardı. Kürt meselesinin masaya getirilmesinin oy kaybettirdiğini söyleyen aktörlerdendi. Dolayısıyla bu konuda baktığınız zaman iktidara çok yakın duruyor. Başka konularda iktidardan uzak duruyor, belki ama. Yakınlık giderek artıyor. En son mesela tezkere oylamasında sadece olumlu oy vermekle yetinmedi, Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüp almış olduğu “hayır” oyundan dolayı ciddi eleştiriler getirdiler bazı İYİ Partililer.


Dolayısıyla yalnız başına kalacak, güçlenecek ya da yüzde 10’luk bir güçle varlığını sürdürecek bir İYİ Parti’nin özgür siyaset, kendi kimliğine uygun siyaset anlayışı, onu aktör olmaktan, güçlü bir aktör olmaktan uzaklaşıp iktidara daha yakınlaştıracak bir resim de bize çıkarabilir. Bu bugün, yarın böyle olmaz ama bir süre sonra, 1-2 sene sonra milli meseleler arttıkça bu konularda İYİ Parti tavır koymaya çalıştıkça iktidar ile parlamentoda en azından birlikte hareket etmeye başladıkça karşımıza böyle bir kesim çıkar. Bu, İYİ Parti’nin şu anda ortada durması ama bir tarafının iktidara doğru ağırlık kazanması demektir. Tabii diğer tarafı hep muhalefetle kalacaktır. Muhalefet derken muhalefet alanından bahsediyorum. Muhalefet partileriyle ilişki değil.


Bunun ikinci büyük sonucu şu olur: Biz Türkiye’de ayrı ayrı siyasi partilerin yarıştığı bir düzenden çıktık. Yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte bir ittifaklar sistemine girdik. Seçimler itibariyle İYİ parti bundan rahatsız ve burada oyun bozucu bir rol oynadığı zaman, bu ittifak politikalarına sarılana yarar.


Benim kanaatim odur ki Türkiye bir muhalefet krizi yaşıyor hem de çok ağır bir şekilde.  Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde görünüyor. Gelecek Partisi’nde görülüyor örneğin. Git gide bir Davutoğlu’na has bir parti olma yönünde ilerliyorlar. Özellikle bu Ortadoğu savaşında almış olduğu tavır, doz, renk, zamanlama itibariyle bir Davutoğlu resitali izliyoruz. Yani eski başbakanın, eskiden bu işlerin içinde olmuş ya da Gazze’deyken şehrin bombalanmasını yaşamış bir Türk siyasetçinin bir siyasi parti üstünden siyaset yapmasını izliyoruz. Fevkalade antipatik bunun, siyaset açısından ve oy getireceğini hiç sanmıyorum. Bu dil aynı zamanda iktidarla bütünleşen de bir dildir. Ali Bey’in ne yaptığını göreceğiz. Belki en rasyonel, en liberal parti olarak karşımızda duran o ama müşteri az orada da. Dolayısıyla böyle bir muhalefet krizi var ve İYİ Parti’nin kartları karış biçimi bu krizi daha ağırlaştıracaktır.

- Advertisment -