Çorap işçileri hükümet devirir mi?

Belki öncesi de vardır, ama ben André Gorz’un 1980’de yayınlanan Elveda Proletarya kitabından beri bu tür görüşler duyar dururum. İnatçılıktan mıdır, nedendir bilmem, duyar dururum ama hiç inandırıcı bulmam. Bana hâlâ toplumu işçi sınıfı değiştirecekmiş gibi gelir, artık olmadığı söylenen ama nedense benim ne zaman istesem kolaylıkla görebildiğim işçi sınıfını önemli bulurum.

Herkesin bildiği gibi, dünyada artık işçi sınıfı yoktur. Zaten artık üretim yapılmamaktadır; çağımız üretim çağı değil enformasyon çağıdır. Üretim yapılıyorsa da zaten işçiler değil robotlar tarafından yapılmaktadır. Ve tabii ki, yine herkesçe bilindiği gibi, işçi sınıfı gibi modası geçmiş, geçersiz hâle gelmiş kavramları ısrarla kullanmak anlamsızdır.

Bu arada, dünyada işçi diye bir şey kalmadığına göre, sendika da biraz gereksiz bir şeydir. Olmayan işçileri örgütleyen sendikalar olamaz elbet.

Belki öncesi de vardır, ama ben André Gorz’un 1980’de yayınlanan Elveda Proletarya kitabından beri bu tür görüşler duyar dururum. İnatçılıktan mıdır, nedendir bilmem, duyar dururum ama hiç inandırıcı bulmam. Bana hâlâ toplumu işçi sınıfı değiştirecekmiş gibi gelir, üstelik işçi sınıfı toplumu parlamentoya gönderdiği CHP’li vekiller yoluyla değil kendi kitlesel eylemiyle değiştirecekmiş gibi gelir. O nedenle de ben CHP’nin oylarını, CHP’li vekillerin sayısını değil, artık olmadığı söylenen ama nedense benim ne zaman istesem kolaylıkla görebildiğim işçi sınıfını önemli bulurum.

Zaten şu son günlerde işçi sınıfını görmemek mümkün değil! Üç gün önce marksist.org sitesi için işçi eylemlerini toparlamaya ve eksiksiz yansıtmaya çalışıyorduk. “Şimdiye kadar yazmadıklarımız” diye Faruk’tan şöyle bir liste geldi:

“Şimşek Çorap ve Erdal Çorap işçileri mücadeleye başladı… İstanbul’da Alpin Çorap işçilerinin talep ettikleri hakları mücadele sonucu kazanmasının ardından, Şimşek Çorap ve Erdal Çorap işçileri de ücret artışı talebiyle iş bırakma eylemine başladı.

“Digiturk çalışanlarından alkışlı protesto… İstanbul Beşiktaş’ta Genel Merkez önünde toplanan Digiturk çalışanları, işverenin yüzde 3 ile 17 arasında değişen zam yapması karşısında 10 dakikalık alkışlı protesto gerçekleştirdi. İşçiler, ‘Enflasyonun altında ezilmek istemiyoruz’ dedi.

“Kızılay işçileri iş bıraktı… Kızılay İçecek Erzincan Fabrikası işçileri, maaş zammı ve özlük haklarında istedikleri iyileştirme taleplerine karşılık verilmemesi üzerine dün iş bıraktı. İşçiler, ‘Haklarımızı talep ediyoruz, sonuna kadar buradayız’ dedi.

“Zafer Tekstil’de işçiler sefalet zammına karşı ayaklandı… Gaziantep’te Zafer Tekstil fabrikasında işçiler vardiya giriş çıkışlarında toplanarak verilen zamma tepki gösterdi, işveren geri adım attı, bir hafta süre istedi. İşçiler bir haftanın çok uzun bir süre olduğunu söyledi. Bunun üzerine fabrika yönetimi cuma gününe kadar açıklama yapacağını duyurdu. Fabrika işçilere zamlı ücreti 4840 TL olarak açıklamıştı. İşçiler ise 5500 TL’den aşağı bir zammı kabul etmeyeceklerini ifade ediyor.

“Akkuyu’da iki aydır maaş alamayan işçiler iş bıraktı… Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımı süren Akkuyu Nükleer Santrali’nde taşeron bir firmada çalışan 250 işçi iki aydır maaşlarının ödenmemesi üzerine iş bıraktı. İşçiler beş gün önce başlattıkları iş bırakma eylemini sürdürüyor.”

Aynı akşam Twitter’da şöyle bir liste gördüm: Trendyol, Farplas, Yemeksepeti, Yurtiçi Kargo, Çimsataş, Oppo, BBC, Kayı İnşaat, Uğur Tekstil, Özak Tekstil, Beks Çorap, Mitsuba, Carrefour, Migros, A101, Şok…

Bu listeler, işçi sınıfının bu hareketliliği bana üniversite yıllarımı, sosyalist oluşumu ve ilk devirdiğim hükümeti hatırlattı.

İngiltere’de okuyorum, 1970’lerin ilk yılları, Marx okumuş ve çok fena halde ikna edici bulmuşum, örgütlü olmak gerek diye düşünüp Socialist Workers Party’ye üye olmuşum.

Doğrusu hiç beklemiyordum, üye olmamla birlikte inanılmaz bir faaliyet temposu içinde buluvermiştim kendimi. Hemen her gün grevde olan bir işyerine gidiyor, işçilerle konuşup tartışıyor, gazetemizi satıyor, üyelerimiz olan işyerlerinde para toplayıp grev yapan işçilere götürüyorduk.

Bir yandan, 1968’den beri İngiltere işçi sınıfının sendikalaşmayan, eylem yapmayan hiçbir kesimi kalmamıştı; bir yandan da Muhafazakâr Parti hükümeti sınıfın belki de en örgütlü kesimi olan kömür madencileriyle itişiyordu. Madenciler 1972’de yaptıkları grevi kazanmış, %27 zam almışlardı, ama 1974’e girilirken grev tekrar gündemdeydi.

Edward Heath hükümeti grev ihtimaline karşı kömür stoklarını muhafaza etmek için elektrik tüketimini azaltmak amacıyla “üç günlük hafta” sistemine geçti: İşyerleri haftada üç gün çalışıyorlardı.

Grev oylamasında %81 olumlu oy çıkmasının ardından sendika 5 Şubat günü grevi başlattı, hükümet de iki gün sonra erken seçim ilan etti.

Seçim kampanyasında hükümet, “Ülkeyi madenciler sendikası mı yönetiyor, hükümet mi?” sloganını kullandı. Seçmenin verdiği cevap “Sendika yönetiyor” olmadı gerçi, ama “Hükümet yönetmiyor” oldu! Seçimleri İşçi Partisi kazandı, ama hükümeti deviren İşçi Partisi değil, başta kömür madencileri olmak üzere yıllardır müthiş bir mücadele sürdüren işçi sınıfıydı.

O gün bugündür ben grev yapan, alkışlı protesto gerçekleştiren, iş bırakan işçileri çok ciddiye alırım.

İlginç bir özelliği vardır çünkü işçilerin. Yemeksepeti işçileri Trendyol işçilerine bakar, Şimşek Çorap ve Erdal Çorap işçileri Alpin Çorap işçilerine bakar, birbirlerinden öğrenirler, ilham alırlar, cesaret bulurlar. Ve mücadele çorap söküğü gibi gelişir.

Sonra da bir bakarsınız, çorap işçileri hükümet devirmiş.