Gidici olan belli! Peki gelen kim?

Efendim bu hafta başında, tam olarak pazartesi günü 19:30 itibariyle Serbestiyet yayın kurulu toplantısı yapıldı. Yazarların bile bilmediği bu olayı sen nasıl biliyorsun diye sorabilirsiniz. Cevap bende mahfuz kalsın, ama Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile hiçbir ilgisi yok, bu kadarı yetsin.

Hemen yazmadım, iş biraz soğusun diye bekledim. Aynı doğrultuda yüzlerce mesaj almama rağmen! Hepsi Alper Görmüş’ün Oğuzhan Asiltürk ile ilgili bel altından vuran yazısına öfkeliydi. Yine de bir iki gün geçsin dedim, çünkü nihayette Serbestiyet’in ta kalbinden sesleniyor olacağım. Durum biraz çapraşık. Kronolojik gidelim…

Efendim bu hafta başında, tam olarak pazartesi günü 19:30 itibariyle Serbestiyet yayın kurulu toplantısı yapıldı. Yazarların bile bilmediği bu olayı sen nasıl biliyorsun diye sorabilirsiniz. Cevap bende mahfuz kalsın, ama Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile hiçbir ilgisi yok, bu kadarı yetsin.

O toplantıda yazıları yönetim tarafından kesilen Etyen Mahçupyan beklenmedik bir çıkışta bulundu. Elimde kayıt da var ama mealen şöyle dedi: “Geçen yıl ısı çok artıp nem de düşünce bütün dünyada ve bizde orman yangınları olmuştu. Önümüzdeki hafta da ısı yükselecek, nem düşecek. Orman aynı orman, çam aynı çam, yöneten yerli milli kafa aynı kafa. Yani her tarafta yangın çıkacak ve suç PKK’ya atılacak.”

Tahmin edileceği üzere buz gibi bir hava esti. Sözünü geri al demelerine rağmen almadı ve toplantıyı terk etti. Bunun üzerine yayın organının bilge insanları (kollektif örgütlü hareketlerden gelen, siyasi deneyimi güçlü, demokrat eğilimli kişiler) bir gün sonra (Salı) dar bir toplantıda durumu Genel Yayın Yönetmeni’nin bilgisi dışında değerlendirdiler. (Bunu nereden biliyorsun diye sormayacaksınız herhalde…)  Etyen Bey’in aklı bir karış havada, yalan yanlış bilgilerle dolu yazılarından zaten gına getirdikleri için yerine ‘insanın sinirine dokunmayan’ yeni bir yazar getirmeye karar verdiler.  

İşte Alper Bey’in yazısı bu girişimi öğrenmesiyle kaleme alındı. Kel alaka değil mi? Ama değil işte… Zaten yazının ‘kalitesi’ esas kaygının başka olduğunu gösteriyordu. Asiltürk’ün iki cümlesi üzerine kurulmuş, onları da yanlış anlamış bir yazı…

Birincisi şu: “Sizden inançlarımıza uygun bir şey yapmanızı istersem, itaat edeceğinize söz veriyor musunuz?” Çok doğal bunu sorması, çünkü Asiltürk dindarların tıynetinden emin değil. İnançlarına uygun olsa bile itaat etmeyebileceklerini biliyor. Dahası dindarların asıl inançlarına uygun olmayan isteklere itaat edeceğinin farkında. (Nitekim şu anki hükümete dindar desteği Asiltürk’ü doğruluyor). Kısacası Alper Bey’in ‘eleştirisi’ abes…

İkincisi de şu: “En önde dalgalanan bayrağımız ahlâkî ve mânevî değerlerimizdir.” Apaçık değil mi? Dindarlar inançlarına uygun davranmadığına göre nasıl davranacaklarını nereden bilecekler? Ahlâk ve maneviyat nereden gelecek? Tabii ki ‘en önde giden’ bayraktan. Alper Bey yine yanlış anlamış; mesele bayrak değil, en önde gidenin ne olduğu. Yani Asiltürk hem çoğulcu hem liyakatçi bir tutum alıyor. En öndeki kim ise onun peşinden gidelim, ahlâkı yakalayalım diyor. 

Gelelim işin bam teline: Alper Bey (belli ki üzerine pek düşünülmemiş olan) bu yazıyı niye alelacele çarşamba günü yayına soktu dersiniz? Neyi engellemek istemekte? Evet bildiniz… Etyen Mahçupyan’ın yerine Oğuzhan Asiltürk’ü Serbestiyet sayfalarında görme ihtimali umarım sizin de gözlerinizi parlatmıştır.

Bekleyip göreceğiz. Acaba Genel Yayın Müdürü mü kazanacak, yoksa kollektif hareketlerden gelen, siyasi deneyimi güçlü, demokrat eğilimli bilgeler mi? Ben aklın yolu bir diyorum… Yakında Sayın Asiltürk’ü sayfalarımızda görebiliriz. Tabii kendi imzasıyla değil… Mahlas kullanmaktan hoşlanmaz ama tanıdık birinin imzasıyla yazarsa doğrusu hiç şaşırmam!