Gürültü bitecek ve yine onun şarkıları duyulacak…

Bir tarafta beş yıllık şarkısının lafzında peygambere hakaret bulup, evinin önüne ‘adam’ çağıranlar, Meclis’ten yükselen “serçeliğini bilsin”, camiden yükselen “dilini koparırız” tehditleri... Diğer tarafta da bütün bu yıllar boyunca serçeliğini hiç bilmediği ve dilini hep uzattığı için “Türkiye’yi cehenneme götüren yolu döşeyenlerden biri” olduğunu söyleyenler...

11 Mart 1979 akşamı o günlerde tek televizyon olan TRT’yi açanlar, gazetelerde yayınlanan program akışında olmayan bir Hüseyin Rahmi Gürpınar belgeseliyle karşılaştılar.

Halbuki açıklanan program akışına göre o saatlerde televizyonda Bir Sanatçı-Bir Yorum programı vardı ve programın konuğu da 25 yaşındaki ünlü şarkıcı Sezen Aksu’ydu.

Fakat program son anda iptal edilmiş, yerine bu belgesel yayına girmişti.

Son dakika iptalinin sebebi aslında sansür değildi.

Tuhaf bir formatı olan programda Sezen Aksu, karanlık bir odada, üzerine doğrultulmuş bir ışığın altında bir dış ses tarafından neredeyse sorgulanmıştı.

whatsapp-image-2022-01-22-at-10-20-47-1-copy.jpg

Sorulan sorular karşısında o da dilini tutamayarak İstanbul’daki gazino patronları hakkında ileri geri konuşmuştu.

“Demokratik bir konuşma olacağını bekliyordum” diyerek önceden kendisine tam olarak anlatılmayan program formatından rahatsız olmuş, muhtemelen cesur cevaplarından da pişmanlık duymuştu. TRT’yi avukatları aracılığıyla uyarıp, programın yayınlanmamasını istemişti.

Tek kanallı Türkiye’de, günlerce gazetelerde bu son dakika iptali konuşuldu.

25 yaşındaki Sezen Aksu, devletin kanalına karşıydı.

O yıllarda bir müzisyen için ülkeye açılan tek kanalla kavga etmek büyük bir cesaretti.

Zaten Türkiye de onu 1974’ü 1975’e bağlayan gece yine TRT’nin yılbaşı programında tanımıştı.

Ama 1978 yılında çıkardığı albümdeki şarkı ve aynı yıl aynı adlı Atıf Yılmaz filmiyle nam salmış Minik Serçe, aslında hiçbir zaman serçeliğini bilmedi. İdeolojik bir kimliği olmayan, İzmirli bir ‘hafif müzik’ şarkıcısı olmakla yetinmedi, her zaman ağır meselelere dilini uzattı.

Şarkıları ve kliplerinin takıldığı TRT Denetim Dairesi’nin sansürünü delmek ve dünyaya açılmak için katıldığı Eurovision Şarkı Yarışması elemelerinde 1984’de sözleri Aysel Gürel ve bestesi Onno Tunç’a ait “1945”i söylemişti.

Hiroşima’ya atılan atom bombasını anlatan şarkı o günlerin Türkiyesi için fazla dünyalı, hümanist ve solcu bir şarkıydı.

Zaten Ankara’daki bürokratlar onun yerine Türkiye’yi temsil etmesi için yerli ve milli “Halay”ı seçtiler.

Şarkının şu sözlerinde sadece Hiroşimalı çocukların değil, çoğu 1945 doğumlu ve o sırada hapishanelerde ve sürgünlerde olan 68’li çocukların da anlatıldığı rivayet edilir:

“Onlar biraz terkedilmiş biraz küskün çocuktular

Sanki biraz önce bilmiş

Sanki yetersiz sevilmiş

Sanki utandılar kavgadan ve sustular

Öp incilenen göz yaşları kurusun inançlarında

Sene bin dokuzyüz kırkbeş onlar da hep insandılar”

Sezen Aksu, 80’lerin ortalarından itibaren çıkardığı albümlerle şöhreti yakaladı.

“Sen Ağlama”, “Git” sokaktaki herkesin dilindeydi.

Ama yine de bu risksiz şöhreti riske atmaktan, kırmızı çizgili alanlara girmekten kaçınmadı.

1989 yılında çıkardığı “Sezen Aksu Söylüyor” albümünün hit parçası Şinanay’da o yıllarda o konuşulması o kadar da cool olmayan Ada Vapuru’ndaki “Müslümanı, Yahudisi, Urumu”dan bahsediliyordu.

Hala Kenan Evren Cumhurbaşkanıydı ama onun albümünde söylediği şarkılardan “Son Bakış”, Evren’in yaşını büyütüp idam ettirdiği Erdal Eren için yapılmıştı:

“Son bakıştaki o gözler

Kaldı aklımızda.”

Pop müziğine her gün yeni bir yıldızı kazandırdığı, adının “Pop’un Kraliçesi”ne çıktığı 90’larda da serçeliğini bilmedi. Hatta bir ara kendisini güvercin bile sandı.

1991’de Güneydoğu’da kıyametler koparken, bölücülük en büyük suçken, sürgündeki kapatılmış Kürdistan Sosyalist Partisi lideri Kemal Burkay’ın şiirinden bestelenmiş Gülümse’yi söyledi.

“Belki şehre bir film gelir

bir güzel orman olur ağaçlardan…”

Aynı yıl Körfez Savaşı, Berlin duvarının yıkılışı ve savaş görüntüleri eşliğinde klip yaptığı “Hadi Bakalım”da yine lafını esirgememişti:

“Sen seni bil, sen seni

Sen sıkı tut çeneni

Eline diline hâkim ol

Sonra öcüler yer seni”

1993’de Türkiye fail-i meçhul cinayetler, Sivas Katliamı ile sarsılırken Deli Kızın Türküsü’nü yaptı. Yine dilini tutamadı.

“Masum Değiliz” elbette bir aşk şarkısı değildi:

“Eller günahkar

Diller günahkar

Bir çağ yangını bu bütün

Dünya günahkar

Masum değiliz, hiçbirimiz.”

Ve “Dua” neredeyse bir siyasi manifestoydu:

“Ne hükümran kalır ne zulüm ne de kin

Öz değil dostlar öz değil bu biçim

Kulların kullara ettiğini

Etmiyor en zalim harın ateşi

Bugün dua ettim hepimiz için

Yüce Tanrı bizleri affetsin

Ne para ne pul ne iktidar ne de güç

Bu değil gerçek bu değil gerçek

Bu kavga bir hayırsız düş

Uyanır neslim uyanır elbet

Bugün dua ettim hepimiz için

Yüce Tanrı bizleri affetsin.”

1995’de iki senedir Galatasaray Lisesi önünde oturan, her seferinde polisin müdahalesiyle karşılaşan Cumartesi Anneleri için Cumartesi Türküsü’nü yazdı.

“ah ben anayım yanmaz canım dışardan

kora koysalar ümidimi kaybedemezsiniz

ölsem de ahım tarihi karalar.”

Şarkıyla yetinmedi, Aktüel’e verdiği röportaj kapak oldu: “Ben de ‘Cumartesi Annesi’yim”

whatsapp-image-2022-01-22-at-10-20-47-3-copy.jpg

O yılların en çok izlenen ATV Ana haberlerine çıktı:

“Hiçbir anneden farkım yok, Her annenin ciğerinin yandığına eminim. Bu kendi alanımdaki bireysel protestom. Herkes kendi alanında bireysel protestosunu yapabilir.”

Türkiye, Refah Partisi’nin seçim başarılarıyla ile laiklik-din-kimlik meselelerinin içinde boğuşurken 1995 yılında Sezen Aksu “Işık Doğudan Yükselir” albümünü çıkardı.

Albümde Aşık Daimi’nden “Ne Ağlarsın”ı, orjinali bir Ermeni Türküsü olan “Var Git Turnam”ı, Mevlana’nın henüz herkesin dilinde olmayan dizelerinden “Yeniliğe Çağrı” yı söyledi:

“Hergün bir yerden göçmek ne iyi

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Hergün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Dünle beraber gitti cancağızım

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

Aynı albümde o günlerde çok kolay olan “şeriatçı”, “dinci” diye yaftalanmaktan korkmadan Yunus Emre’nin şiirinden ilahi besteledi, albümüne koydu, gazetelerde albümde “Hu çektiği” yazıldı:

“Be hey kardeş hakkı bulam mı dersin

Hakka yarar amel işlemeyince

Bu sırrın ötesin duyam mı dersin

Mürşid-i kamille başlamayınca

Hu hu hu hu…

Hak la ilahe illallah, illallah

Hak la ilahe illallah, illallah”

1999’da çıkardığı “Sarı Odalar” şarkısının klibini Üçüncü Köprü’nün geçmemesi için kampanyalar yapılan Arnavutköy’de çekti.

2002 yılında bölgeden haber yapmanın bile kolay olmadığı, Kürt meselesinde pozisyon almanın prestij getirmediği günlerde, HADEP’in izin verilen Newroz Mitingi’nde Diyarbakır’da 500 bin kişiye Gülümse’yi ve diğer şarkılarını söyledi.

https://www.facebook.com/watch/?v=1445144845557920

whatsapp-image-2022-01-22-at-10-20-47-copy.jpg

O mitingi Gazetem.net’e yazdığı makalede şöyle anlatmıştı:

“Uçsuz, bucaksız bir alanın içinde yüzbinlerce kişiydik. Şarkı söyleyen kadın bendim. Normalde olmayan bir şey oluyordu sahnede. Şarkı söylerken hiçbir şey düşünmek mümkün değildir. Oysa ben hem şarkı söylüyor hem düşünüyordum. Bir meditasyon anı gibi… Düşünceler ben çağırmadan geliyordu. Olağanüstü güvenlik önlemleri, polisler, tanklar, silahlar, telsiz konuşmaları, son derece gergin ve telaşlı görevliler, korumalar, onlarca gazeteci, kameraman… Neredeyse hepsinin yüzünde, her an tatsız bir olay çıkabileceği endişesi…

Ben, yirmi sekiz yıldır sivil hareketlerin dışında, her türlü siyasi görüş ve tavıra eşit mesafede durmaya çalışan Egeli Sezen, Diyarbakır’ın orta yerinde nasıl oluyor da bütün şarkıları yüzbinlerle bir ağızdan söylüyorum. Kelimeler de ben çağırmadan geliyorlar. ‘Bu hüzünlü dünya macerasında hâlâ parçalanmaya direniyorsak, bunun bir tek sebebi olmalı: Ortak duygu, ortak akıl.’ Ben Diyarbakır’da şunu gördüm. Oradaki bütün insanlar çok şey öğrenmişler. Olağanüstü bir iç disiplin ve siyasi bilinci hergün biraz daha geliştirerek ağırbaşlılıkla bekliyorlar. Herkesin beklediğini… Biraz ilgi, biraz sevgi, biraz adalet.”

Bu cesareti cezasız kalmadı. Hakkında milliyetçi ve ulusalcı çevrelerden bölücülük suçlamaları yükseldi, “eski sevgililerinin Ermeni ve Yahudi olduğu” hatırlatıldı.

Ama yine serçeliğni bilmek istemedi ve diline hakim olamadı.

İktidarda DSP-MHP-ANAP koalisyonunun olduğu aynı 2002 yılının yazında daha radikal bir şey yaptı.

Feriköy Vartanant Ermeni Kilise Korosu, Los Paşaros Sefaradis Musevi Müzik Topluluğu, Oniro Rum Müzik Grubu, Enderun Klasik Türk Müziği Topluluğu ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Çocuk Korosu’nu yanına alıp Türkiye Şarkıları konserleri yaptı.

Ermenice, Ladino, Kürtçe şarkılar söyledi, ilahiler okudu.

Efes’te 30 Ağustos’a denk gelen ilk konser dönemin Ege Ordu Komutanı Hurşit Tolon’u çok kızdırmıştı:

“Böyle bir konser için bugünü mü buldular? Türkiye mozaiği adı altında anlamsız bir konser verilmesini şüpheyle karşılıyorum. Garip karşılıyorum.”

whatsapp-image-2022-01-22-at-10-20-45-1-copy.jpg

MHP milletvekili Mehmet Gül de tepki gösterenler arasındaydı:

“Ermeni kökenli rahmetli Onno Tunç’la sevgili-dost olması, şahsi bir olay. Lütfen, kendi özel hayatını, Türk milletinin ebedi hayatıyla karıştırmasın. Takdir ettiğimiz, sevdiğimiz Sezen Aksu’yu böyle görmek istemiyoruz. Sezen Aksu, konserinde ‘Bir şarkıyla ülke bölünmez’ diyor. Bir şarkıyla elbette ülke bölünmez. Ama bir süreçtir. Sezen Aksu, bu tavrıyla bazı çevrelerin oyununa gelmesin. Yugoslavya’da da biz bölünmeyiz diyorlardı. Ama yüzbinlerce insan öldü, o ülke 5 parçaya ayrıldı. Sezen Aksu’ya tavsiyem, bu konserini gidip Kıbrıs Rum Kesimi’nde, Ermenistan’da versin.”

Ama tepkilere rağmen konser Harbiye Açıkhava’da tekrarlandı. Sezen Aksu, bir ara esprilerine gülen seyircilere “Ne o burada gülünecek ne var. Siz bölücü müsünüz’’ diye takıldı, kimseye başka da cevap vermedi.

whatsapp-image-2022-01-22-at-10-20-47-2-copy.jpg

2005’de Türkiye’de Ermeni Konferansı yasaklanırken, Türklüğü hakaretten aydınlar yargılanırken Sezen Aksu “Bahane” albümünü çıkardı, albümde Murathan Mungan’ın şiirinden bestelenen “Eskidendi” şarkısı için Kars’a gidip Ani Harabeleri’nde Uğur Yücel’le klip çekti:

“Hani herkes arkadaş

Hani oyunlar sürerken

Kimse bize ihanet etmemiş

Biz kimseyi aldatmamışken

Hani biz kimseye küsmemiş

Hani hiç kimse ölmemişken

Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken

Eskidendi, eskidendi, çok eskiden.”

whatsapp-image-2022-01-22-at-10-20-46-1-copy.jpg

2005’de yine kız çocuklarının okuması için Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin başlattığı Kardelenler kampanyasına verdiği konserlerle destek verdi. Dersim’e, Diyarbakır’a gitti. Ankara’daki final konserini Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan da izlemişti. Sezen Aksu, o konserde Erdoğan çifti için “içimden geldi” diyerek Lale Devri şarkısını söyledi.

whatsapp-image-2022-01-22-at-10-20-43-copy.jpg

2007’de Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra da Sezen Aksu, yine dilini tutamadı, yine serçeliğini bilemedi.

Cinayetten sonra Dink ailesinin Bakırköy’deki evine gitti, “Güvercinin Ölümü” başlıklı ağıtı yazıp, okudu.

Sonra, bu ağıtı besteledi:

“Bir daha açar mı karanfil korkusuz?

Bir daha uçar mı güvercin şehirde?

Yalancı güneşli bir ocak

Mübarek cuma gününde

Gitti cancağızım gitti

Bitti son İstanbul

Kaldırımlar zabıt tuttu şahidiz hepimiz,

Her yer tetikti.”

2009’da yakınlarındaki karakoldan atılan havan mermisinin isabet etmesiyle öldürülen ve günlerce Taraf gazetesi dışında kimsenin haberini yapamadığı 12 yaşındaki Ceylan Önkol için 2017’de Tarkan’la birlikte şarkı yaptı:

“Gözlerime astılar seni

Ceylanım kör oldum ben

Ne havan topu ne mermi

Senle vuruldum ben

Ah gözümün yaşı sel Selanik

Diyarbekir’e bir türkü selalık

Gezme ceylan bu dağlarda gezme

Gece gerdanlık gündüz mezarlık.”

Ve 2009’da AK Parti hükümetinin başlattığı Demokratik Açılım’a destek için Başbakanlığı arayıp, özel kaleme şu notu bıraktı:

“Ben, Sayın Başbakan’ın açılımını önemli ve cesurca bulduğum için sadece ve sadece ‘Vatandaş Sezen’ olarak aradım. Bu konuda en azından adım atılmasının bile güzel olduğunu düşündüm. Benim de tabii ki bu gelişmeler yaşanırken güzel ülkem ve tüm vicdanlar adına karşı çıkabileceğim veya tamamen destekleyebileceğim noktalar olacaktır. Tek isteğim bu ülkede kardeşçe, birlik beraberlik içinde yaşamak ve gepegenç çocukların artık ölmemesi. Ama nerede durulacağını da çok iyi bilirim. Burada duruyorum. Başka da bir amacım yok. Lütfen bütün bunları, bu duygularımı Başbakanına iletmek isteyen ana kalbi taşıyan bir vatandaşınızın düşünceleri olarak alın.”

Sonra Başbakan Erdoğan onu geri arayıp teşekkür edince de bugünlerde 2010 referandumu için söylenmiş gibi yapılan o sözleri söyledi:

“Annemle, babamla konuştum. Son açılımınızı hep birlikte, canı gönülden destekliyoruz. Sürecin güzel bir şekilde tamamlanması için elimden geleni yapmaya hazırım. Annem ve babam, bu sürecin karşısında duranları iki cihanda lekeli kabul ediyorlar, ben de öyle görüyorum. Türkiye’nin her köşesinde ayrı bir güzellik var. Türkiye’nin her karesi aynıdır, bizim ayrımız gayrımız yok, olamaz da”

https://www.sabah.com.tr/gundem/2009/08/19/sezen_aksudan_basbakana_acilim_telefonu

whatsapp-image-2022-01-22-at-11-20-31-copy.jpg

Bu telefon ulusalcı ve milliyetçi çevreleri ayağa kaldırdı

Cumhuriyet’te Hikmet Çetinkaya, Sezen Aksu’nun babasının Fethullahçı olduğunu, Erdoğan’a destek telefonunu da Fethullah Gülen’in isteğiyle açtığını yazdı:

“Sezen Aksu, Tunceli’ye gitti biliyorsunuz. On binler izledi Minik Serçe’yi. Kürtçe şarkı da söyledi yerel bir sanatçıyla. Belki de Fethullah Gülen amcası “Paranın lafı mı olur” deyip, Minik Serçe’ye “Git oralara” demiştir. Bilemem!.. Dedim ya bunlar hep rivayet! Bilse bilse “F Tipi” bilir, benim işim değil… Dedikoducular, Minik Serçe düşmanları durur mu hiç! Durmadan dedikodu yapıyorlar sağda solda. Sezen’in annesi ve babası şöyle demişler dedikoduculara bakılırsa: Haydi kızım, Tayyip Bey’i ara, tam destek ver, ne de olsa hemşerimizdir. Fethullah amcanın da selamları var sana, hemen arasın diyor. Maddi ve manevi her desteğe hazırmış Hocaefendimiz senin için.” Ben inanmadım, düpedüz Sezen’i çekemeyenlerin sözleri bunlar. Minik Serçe ertesi gün telefon ediyor Başbakanlık’a. Tayyip Bey’e tam destek verdiğini söylüyor… Olmadı Minik Serçe olmadı…”

“Bu sürecin karşısında duranlar iki cihanda lekeli” sözünü demokratik açılım değil, 2010 referandumu için söylediği rivayetinin sebebi ise Yılmaz Özdil’in 2014’de yılında yazdığı bir yazı:

“Hal böyleyken… Fethullah Gülen cemaati, Tayyip Erdoğan açısından “muhterem hocaefendi”yken… Ne diyordu Sezen Aksu? Yetmez ama evet diyordu. Başka ne diyordu? Tayyip Erdoğan’a bizzat telefon edip, AKP gibi düşünmeyen insanlara “iki cihanda lekeli” diyordu… E hadi bakalım, cümleten… Ağla, ağla Firuze, ağlaaaa Anlaat bir zaman neee dayanılmaz güzellikte olduğunuuu.”

Sezen Aksu, daha sonra bu çarpıtma nedeniyle bu yazıya dava açtı. Yılmaz Özdil’in Sezen Aksu, ‘karın ağrısı’ da böyle başladı.

12 Eylül 2010’daki referandumda “Evet” oyu vereceğini açıklayınca yine tepkilerin hedefi oldu.

CHP milletvekili Süheyl Batum, Sezen Aksu’ya “Biz onu Sezen Aksu zannediyorduk. Ne bilelim onun ‘Sazan Aksu’ olduğunu” diyerek hakaret etti.

whatsapp-image-2022-01-22-at-10-20-45-copy.jpg

İzmir’de adını taşıyan sokakta oturanlar sokağın tabelasını indirdi.

2010’da bir kez başörtüsü tartışmaların ortasına düştü.

Başörtüsüne özgürlük için mücadele eden AKDER’in “Bizler ‘bu ülkede kadınların kıyafetleri yüzünden aşağılanmasını, haklarının gaspedilmesini, tacize uğramalarını istemiyoruz’ diyen herkesi bu ahlaksız yasağa karşı sesini yükseltmeye ve ‘ama’sız bir mücadeleye çağırıyoruz. Hükümeti de bu vahim yasağı hayatın her alanından kaldırması için derhal göreve davet ediyoruz. Başörtülü kadınların sabırla yaşayacağı bir 987 yılı daha yok!” diyen bildirisinin ilk imzacılarından biri Sezen Aksu oldu.

whatsapp-image-2022-01-22-at-10-20-46-copy.jpg

2013’de ise Gezi Olayları’na destek verdi, Gezi için “Yeni ve Yeni Kalanlar” adlı bir şarkı yaptı:

“Gelenlere, gidenlere

Gönülden sevenlere

Ümidi yeşertenlere

Bir şiirden süzerek

Ekmeği bölüşerek

Hayatı yüceltenlere

Kavganın, barışmanın

Zamanla yarışmanın

Değerini bilenlere

Doğanın, düşüncenin

Hayatın, hakikatin

Önünde diz çökenlere

Selamlar olsun

Şerefine kalksın bütün kadehler

Selamlar olsun

Çok yaşasın, yaşasın, yaşasın

Hep yenilenenler.”

Gezi’nin birinci yıldönümü için bir yazı yazdı:

Birbirini anlamaya gerçekten niyetli, içinde şefkat barındıran, herkesi kucaklayan yepyeni bir vatandaşlık önerisiyle tanıştık geçen yıl. Sadece masallarda olduğunu sandığımız o dayanışma ve paylaşmaya tanık olduk. Yıldırım Türker’in şiirindeki gibi, ‘şiddetin önünde saz gibi duranlar’ı gördük. Ortak vicdanın plansız bir eylemiydi tüm yaşananlar… Bu ruhun kaybolması mümkün değil artık…”

Bir kez de Berkin Elvan’ın ölümünün ardından sitesine bir yazı koydu:

“Soğukkanlılığını, muhakeme yetisini kaybetmiş bir kibir, iktidar ve güç zehirlenmesinden doğan bir vicdan tutulması Berkin’i de aldı… Küçücük Berkin’i. Gülüşünü, çocukluğunu, gençliğini, hayallerini, hayata katacağı artıları, değerleri…”

Ama iktidarın otoriterliği arttıkça başkaları gibi Sezen Aksu da muhaliflerin suçlamalarına hedef oldu.

Ama o yıllar sonra referandumdaki ‘Evet’ini şöyle savundu:

“Benim kuşağım büyük acılardan geçti. Darbelerden, faili meçhullerden, ‘Cumartesi Anneleri’nden, işkencelerden gelir adaletsizliğine kadar… Hangi birini sayayım. Bütün bu acılardan süzülüp damıtılmış bir umuttu benim ‘evet’im… Gerçek bir muhasebe, akademik düzeyde bilimsel kaynak ve referansa dayandırılmadan yapılamaz. “Pişman mısın” gibi soruları ya da “Özür dile” gibi buyurgan yaklaşımları özgürlükçülük bağlamında henüz yeteri kadar olgunlaşmamış oluşumuza bağlıyorum. İnsan umudundan pişman olmaz…”

Gerisi malum…

Hala muhalif çevrelerde tiyatro olup olmadığı tartışılırken 15 Temmuz’a karşı demokrasinin yanında olduğunu söyleyen bildiriyi imzalamasına rağmen, darbeden önce Tarkan’a verdiği Cuppa şarkısıyla aslında Cunta mesajı verdiği gibi aptallıklarla sınandı.

Türkiye’de bir insanın umudundan pişman olması için her şey oldu.

2016’da yasaklı Onur Yürüyüşü’ne destek için kaleme aldığı mesajda hayal kırıklığı görülüyordu:

“Bir arada yaşamak ve farklılıklara hoşgörü ile yaklaşmak, naif bir dilek ya da çağrı olarak kalıyor her gün yaşadıklarımız karşısında. Oysa bu içi boşaltılmış kelimeler bir arada yaşamak için çok değerli anlamlar ifade eder. Bize benzemeyene tahammül geliştiremiyor, ölümün öncü ayak sesleri gibi gelen tehditlere giderek kayıtsızlaşıyoruz. Günbegün şiddete biraz daha alışıyoruz. Hiçbir şiddet dönüştürücü olamaz. Hiçbir şiddet birini doğasından, inandığından koparamaz. Bir süre bastırabilir ama yok edemez. Bir canlının varoluşsal doğasına saldırı, nafile bir çırpınıştır. Şiddetin, kazananı olmaz; eninde sonunda aşk kazanır.”

Sezen Aksu uzun yıllardır siyasi ve toplumsal konularda konuşmuyor.

Ama bu sessiz kaldığı anlamına gelmiyor.

Son beş yıldır yaptığı yeni şarkılarda ve albümlerinde bugün söylemek için seçtiği eski şarkılarda dikkatli dinleyicileri bu zamanlara söylenmiş sözleri buldular:

“Ne masallar ninniler söylediler

Dünya üstüne

Aldatıldık aldatıldık

Dünya böyle değil

Ufalana ufalana kaç kuşak

Eridik bu yollarda

Kimimiz yerle yeksan

Kimimiz zor ayakta

Ufalana ufalana kaç kuşak

Eridik bu yollarda

Kimimiz yerle yeksan

Kimimiz zor ayakta

Kolu kanadı kırık kuşlar gibiyiz

Ayrı diyarlarda

Bize saadet nasip şimdi

Uçuk rüyalarda” (Aldatıldık-2003)

“Rüzgar kırdı dalımı

Ellerin günahı ne

Ben yitirdim yolumu

Yolların günahı ne

Erken ağardı saçlar

Yılların günahı ne?” (Rüzgar Kırdı Dalımı- Selahattin Erköse-1958)

“Bu şehrin sokaklarında

Taşlarında eskidi gençliğim

Kaldırımlar arasında

Aykırı açan çiçektim” (Aykırı Çiçek-2018)

Artık çok fazla konuşmuyordu ama şarkı sözlerinde küçük “Manifesto”lar gizliydi

“Niye herkes bu kadar ciddi?

Okunmamış kitaplar ama ciltli

Asık asık yüzlü insanlar

Ta yüreğine kadar kilitli

Ne gülümseme ne günaydın, yok

E tabi üçüncü sayfada olay çok

Haberler hep son dakika şok şok

Yaşamak inadına hemen şimdi

Yaşıyoruz desinler diye

Bizi çok sevsinler diye

Oof… oof…” (Manifesto-2018)

Oklarını olan bitene sessizce yöneltmeye devam etti:

“Bu kördüğüm eski bir yara

Ta çocukken kestiler beni

Bir gün bile iyileşmedi ki

Ben kopardım hep kabuğundan

Aynı yerden vurulmuşuz biz

Aynı sele kapılmışız

Usanmadan hep ummuşuz biz

Defalarca unutulmuşuz

Lakin…

Hayat fışkırır damarlarımızdan

Onca şeye rağmen

Doyasıya… ölesiye…

Ve biz bir yandan yüzü kızaran insan

Hayvan gibi atlarız avımızın üstüne

Hem katil

Hem kurban.” (Kördüğüm-2017)

Lafza takılmayanlar bu son yıllardaki sufi meşrep Sezen Aksu’daki maneviyatı çok az şeyde bulabilirler, pek çok hocada bulamayacakları ise kesin:

“İç hisseder hakikat sırrını

Ağırdan al yargını yar aman

Sesimi suya bıraktım

Nefesimi semaya

İçine herşeyi kattım

Şarkılar benzer duaya” (Aykırı Çiçek-2018)

“Gelmişler geçmişler, kimler kimler

Ya seçmişler firarı, ya kalıp ısrarı

Ya semah bi salih dönmüşler ışığa

Ya şaşıp elden ele düşen pula

Nedir bu kavgan kendinle be belalı

Rahat bırak kalbini, o sevdalı

Bi soluklan, bi dinle, bi bak ne söylüyor

Bi duy içimdeki çığlığı feryadı” (Her Şey Fani-2018)

“Biz gülleri severdik dikenleriyle

Koklardık kanayana dek ellerimiz

Gül dikensiz olur mu? ah etmezdik

Bekle bekle, hiç pes eder miyiz?

Bir nasihat gibi bu sancılı hasret

Miadını doldurup biter bir gün

Karanlık aydınlığa kavuşur elbet

Siz o gün bayramı kutlamayı görün” (Bekle-2018)

“Hâlimiz darmaduman

Sırrını gel çöz

Sönmeyiz de, ah, inceden

Tüter, oluruz köz” (Köz-2017)

“Yol bitti çoktan galiba

Yol bitti çoktan.” (Yol Bitti Çoktan- 2018)

Aslında 2018’de genç yaşta vefat eden vokalisti ve menejeri Yaşar Gaga’nın Alakasız Şarkılar albümünde okuduğu “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısı da lafzına takılmayanlar için bir “cahillik” edip cennetten kovulan ve bizi bir “kıyamete doğru” giden bu dünyaya getiren Hz. Adem ve Havva’ya küçük bir sitemden fazlası değildi:

“Acısıyla tatlısıyIa

Ne şahane bir şey yaşamak

Dibe vurmak dimdik durmak

Bin bahane bin oyun kurmak

Binmişiz bir alamete

Gidiyoruz kıyamete

SeIam söyIeyin o cahiI

Havva iIe Ademe

Aha yine aha yine

Önümüz uçurum ardımız dağ

Aha yine aha yine

İIIe yanacağız

YanacakIar eIbette”

Ama “Hani şarkıların bizi bu kadar incitmediği” yıllar eskide kalmıştı.

Sezen Aksu, bugün iki ateş arasında.

Bir tarafta beş yıllık şarkısının lafzında peygambere hakaret bulup, evinin önüne ‘adam’ çağıranlar, Meclis’ten yükselen “serçeliğini bilsin”, camiden yükselen “dilini koparırız” tehditleri…

Diğer tarafta da bütün bu yıllar boyunca serçeliğini hiç bilmediği ve dilini hep uzattığı için “Türkiye’yi cehenneme götüren yolu döşeyenlerden biri” olduğunu söyleyenler…

Üstelik bunu söyleyenlerin çoğu da o cehennemlere her devir odun atmışlar, herkesin önüne koydukları o sınav kağıtlarından asla sınıfı geçemeyecek olanlar, yalnız bir şarkıcıya uzattıkları dilleri zamanında haksızlıklar karşısında dilsiz şeytana dönmüş olanlar…

Şimdi de Türkiye o cehennemlerden geçerken her seferinde üzerine vazife olmamasına rağmen su dökmüş, konforunu bozmuş, elini ateşe sokmuş, serçeliğini bilmemiş bir sanatçıyı suçluyorlar, onu camilerden, Meclis’ten tehdit ediyorlar.

Neyse ki Sezen Aksu bu iki ateş arasında yani tarihin doğru tarafında duruyor yine.

Evinin önünde toplanan büyük bedenli az akıllı adamlar, Meclis’ten, camiden yükselen tehditler serçeyi yine ürkütemiyor, çünkü o yine serçeliğini bilmiyor, dilini kavgaya uzatmadan sessizce bu gürültünün geçmesini bekliyor.

Çünkü herkes gibi biliyor ki bu gürültüden sonra yine onun şarkıları çalacak…