“Kadınlar Matinesi”nden “Damsız Girilmez”e

“Aileye Mahsustur” tabelaları, diskoteklerde “Damsız Girilmez”e dönüşüyor. Zira ailenin muhtevasında bir kadının olması şart. Lâkin ailenin inşası/binası öyle bir “dam”la olmuyor. Aile deyince, “dam”ına filan değil önce her kavram gibi neyin üzerinde durduğuna bakmak lâzım. Ki medenî tarihimizin ve onun izdivaçla vücut bulan “medenî hâl” manifestosunun hatırlattığı gibi “Erkek evin, ailenin direği”...

Türkiye’de aile kutsal sayılsa da, ona ayrılan mekânlar dillerdeki/gönüllerdeki yeri kadar geniş sayılmaz. O nedenle bazı kebapçılar, lokantalar, pastaneler ayrıcalıklı itibarı “Aile Salonumuz Vardır”, “Aileye Mahsustur” tabelalarında arıyor. Hatta “Aile Lokantası”, “Aile Çay Bahçesi”, “Bilardo-Okey Aile Oyun Salonu” vurgusuyla suretini külliyen dönüştürmeye çalışanlar da çok.  

İki-üç kelimeyle ana mesajı; “müessesemiz nezih”, yani “pâk, temiz, kötülükten ve kabalıktan uzak”… O kurumsal tabelanın, aile değerlerinden, terbiyesinden en uzak insanı bile o tecritte pirüpâk eylemesi bekleniyor. Ama bu kurumsal eğitim fırsatını, her mekânda bulamıyorsunuz. Mesela ben pavyonlarda görmedim. Gerçi oraya “eşli” gittiğinde seni, senden bile koruyorlar o ayrı.

Aile deyince muhtevasında bir kadının olması da icap ettiğinden öyle tabelalar diskoteklerde yerini “Damsız Girilmez”e bırakıyor. Lâkin ailenin inşası/binası öyle bir “dam”la olmuyor. Her kavalyeden de “aile yuvasının beka ve selâmeti”ni beklemek, zaten mümkün değil.

Aile deyince, “dam”ına filan değil önce her kavram gibi neyin üzerinde durduğuna bakmak lâzım. Ki çok aramaya/araştırmaya gerek yok. Medenî tarihin ve onun izdivaçla vücut bulan “medenî hâl” manifestosunun hatırlattığı gibi “Erkek evin, ailenin direğidir”

“Direklerarası”nın gizli kalmış mânâsı

Her şeyin başı direk tabii… Sosyoekonomik dünyanın bile direklerle tanımlanması, sık sallansa da “orta direk”in o tabloda güzide bir yerinin olması, başka söze gerek bırakmıyor. Öyle ki ekonomik kriz dönemlerinde ağıtı bile yakılıyor: “El veriyor, el veriyor /Orta direk bel veriyor, vay…” Hâlâ tereddüt yaşayanların bayrak direklerine bakmalarını rica ediyorum.

Yeri gelmişken tarihten, “ezberlenen tarihi” kendimce düzelterek örnek vereyim. Mesela başta kanto olmak üzere bir zamanların “Direklerarası eğlenceleri”, bilinenin aksine adını/mânâsını o semtten, İstanbul Fatih’teki “Direklerarası Çarşı”sından almıyor bence.

Saklı tarih, gerçek daha derinde: “Direkler arası”ndan kasıt, fikrimce “erkekler arasında”, “erkek erkeğe” olması. Direklerarası, 19. Yüzyıl’a kadar daha çok seferlerde gözü dönmüş Yeniçerilerin voltaladığı gezinti ve eğlence yeri, gece hayatının alacakaranlık merkezi zaten. Kültürü, sanatı, tiyatrosu, müziği sonradan, katı kurallarıyla, hep “erkekçe” geliyor.

Dâhili-hârici gazelin siyaseten önemi

Uzun yıllar Müslüman kadınların, kantodan tiyatroya o sahnelere çıkması kat’a yasak mesela. Sahne, eğlence, doğuştan günahkâr gayrimüslim sanatçılara emanet… O dönem “nâmüslim takma adlar”la durumu kurtarmaya çalışan Müslüman kadınlar bile, “zaptiye marifetiyle” kendini karakolda buluyor. Tiyatroda Müslüman kadınlara uygulanan sahne yasağını “Jale” takma adıyla aşmaya çalışan Afife Hanım’ın hikâyesi, o yüzden roman. 

O hassas ama net denge, öyle mekânların başköşesine asılan “Hariçten şarkı istemek, gazel okumak zabıta emriyle men edilmiştir” tabelalarıyla da zapturapt altına alınıyor. Sahnedeki iktidarın dâhilinde yahut hâricinde olmak, siyaseten gazel okuyabilmenin de hâlâ değişmeyen şartı. Bu naçizane girişimin, bir dönem “Aile Gazinoları” başlığıyla tarihe yerleşen muammayı çözmeyi de nispeten kolaylaştıracağını sanıyorum.

Eğlence Ana Bilim Dalı’nın laboratuvarı

Nevalesi, curcunası, ritüeli, atmosferi, “halk ve kadın matineli” sahnesindeki yıldızlar geçidiyle temsilen, dönem mankenleriyle muhafaza edilse, butik müzenin feriştahı olur. Ülkem nostaljisine merak salan bahtsız ama sebatlı araştırmacılar, “Açıkhava Gazinoları”na uğramadan 12 ciltlik ansiklopedisini bitiremez. 

Bir zamanlar öyle bir “Eğlence Ana Bilim Dalı” ki, kendi içinde de muhtelif dallara ayrılıyor. Halk Gazinosu’dur, Aile Gazinosu’dur, VIP faslından sadece “Casino”dur, “Açıkhava”dır, “kapalı-havalı”dır, hatta bir dönem Gar Gazinosu’dur ki, o trene herkes binemez.

“Her keseye” ayarı ise belli günlerde “Halk”, genellikle çarşamba günleri de “Kadınlar” matineleriyle yapılıyor. “Kadınlar Hamamı Nizamnamesi”yle o matine, kadınlar dışında sadece boyuyla posuyla, sivilceleriyle henüz ergenliği bağırmayan oğlan çocuklarına açık. Daha büyük olanlar sereserpe oturan, sahnede eteklerini savuran kadınlara ergenlikte oluşan yan gözleriyle bakabileceği için yaş sınırlamasının çok çok “- 10-12” olması îcap ediyor.

İstiridye kabuğundan çıkan sürpriz

Kaynaklara göre “Kadınlar Matinesi”ni 1960’da “Şahane kadın” Sevim Çağlayan başlatmış. Ankara Göl Gazinosu’nun “erkeklere mahsus” programında, sahneye istiridye kabuğundan çıkarak, şeffaf (transparan henüz dile yerleşmemiş) kostümüyle gelince karakolluk oluyor. Çağlayan şöyle anlatıyor o günleri:

“Bir gün Kazablanka’da (İstanbul) söylüyorum. Yine sadece erkekler toplanmış eğleniyorlar. ‘Niye eşlerinizle gelmiyorsunuz?” dedim, “Burada kadının ne işi var?” dediler. Bunun üzerine çarşamba günlerini kadınlara yaptım, 2.5 lira. Evde dolma saran, köfte yapan kadınlar tencerelerini kapıp geliyorlardı.”

Bornozla sahne almanın rahatlığı

Dolmalı-köfteli-börekli, bebeli-göbekli, bol döktürmeli manzarasıyla çarşamba günleri saat 12.00-17.00 arasındaki matine, kadın sanatçılar için de “kabul günü” serbestiyeti. Çağlayan da derin yırtmaçlı, transparan, hoplayınca yerinde duramayan dekoltelerini o matinede, “zaptiye baskısından azade” rahat rahat giyiyor.

“Kadınlara dair” yasaklı şeyler sadece orada mubah. “Harem Ağası” tedirginliği ya da “Kadın Kuaförü” rahatlığıyla dolaşan garsonları saymazsan, her şey kadın kadına… Direksiz ailenin ne kadar keyifli, rahat eğlenebileceğinin de ispatı.  Kem göz/söz bile erkeğin lanetinden, garabetinden uzak, kadın kadına.

Programını bitiren kadın sanatçıların uzun alkışların, ısrarlı “bis”lerin ardından sahneye bornozuyla sereserpe çıkmasının dahi mahsuru yok. Lâkin bazı iyimser yorumlardaki gibi bunları “erkeklerin sahnesi”nde kazanılan bir mevzi olarak değerlendirmek zor.

 “Doğal güzellik”te mahrem dedikodular

Bu sereserpelik, sanatçıların mahrem güzelliklerinin, kadınlar arasında-“kadın gözü”yle kıyas mevzusu olmasının da kapısını aralıyor. “Doğal güzellik”e dair övgüler/yergiler, dedikodular, göğüs dekoltesinden bel altına uzanıyor. Magazin dergileri zaten pusuda…

Doğal güzellik kıymetli… O günlerde botoks filan keşfedilmediği, silikon da sadece Sanayi’de kullanıldığı için Allah ne verdiyse. Sonra başta Türkan Şoray ve Filiz Akın’la “hokka model” burun estetikleri başlıyor. BestModel şampiyonu ise elbette Ajda Pekkan.

“Umuma açık” Halk ve Kadınlar matineleri, “Konsomasyon (içki-yemek servisi) mecburi değildir, herkes yemekleriyle gelebilir” ilanları, normal biletin yarısı kadar ücretiyle de cazip. İlgi kuyruklara sığmıyor. Öyle ki matinelerde ailelerin çocuklu-gençli öncü kuvvetleri erkenden sıraya girip, arkadan gelecek kafileye hırkalarla, nevale sepetleri-torbalarıyla yer tutuyor.

“Birleşmiş Türk Müziği Sanatçıları”

Başta “Kadınlar Matinesi”ne karşı çıktığı söylense de, “Sanat Güneşi” Zeki Müren o sayede halkın da üzerine doğuyor: “Benim aziz, muhterem dinleyicilerim, dünya güzellerim…” Gazinoların programında, Türk Sanat Müziği’nden türküye, fasıldan dansöze, Pop müzikten Anadolu Rock’a, fasılından dansözüne, sihirbazından “Bal Arıları”, “Ateş Böcekleri” gibi komedi ikililerine, sahnelerin bir bakıma “ilk stand-up”çılarına, Orhan Boran’a kadar, yok yok…

Birkaç şarkılık repertuarıyla Filiz Akın’dan İzzet Günay’a, Fatma Girik’ten Fikret Hakan’a, Yeşilçam ünlülerinin hemen hepsi de o sahnede. Bazısı sahnede öylece durup, boyunu posunu gösterse yeterli… Ancak sanatçıların geniş, assolistliğe her daldan konan yelpazesi, Türk Sanat Müziği’nin saf temsilcilerinin bu “başıbozukluğa” karşı tepkisini, hatta örgütlenmesini yaratıyor.

Direnişçiler, bir zamanlar daha çok tek müzik dalına endekslenen “assolistlik müessesi”ndeki türküden Pop’a -oradan kimbilir nereye- savrukluğa karşı, o mekânda organize oluyorlar. Gençlik Parkı’ndaki bazı gazinolar programlarını “Birleşmiş Türk Müziği Sanatçıları” gibi kitle örgütlerinin “tertiplediği” konserlere ayırıyor. Tevâtür değil afişi yukarıda…

Ama doğudan batıya her telden “Solistler Geçidi”nin yeri ayrı. Ayrıca bazı insanlar sevdiği tek sanatçıyı sahnede görebilmek için “bir dirhem bal uğruna keçiboynuzu çiğneyip” tüm programa katlanıyor. “Muazzam fasıl heyeti”yle başlayan eğlence, aslında bir nevi her telden TRT programı akışı, mezhebi geniş “Yurttan Sesler”.  Ama çok daha özgür, hem de canlı… (¹)

Yazı dilinde Tabelacı ve Nüfus Memuru

Canlı canlı eğlencenin tek adresi gazinolar değil elbette. Dario Moreno’nun “Her akşam votka, rakı ve şarap”ı da “Club, Klüp, Klüb, Kulüb, Kulüp”lerle hayata geçiyor. Yazılışındaki bu çeşitliliğin bir bölümü “mürettip” hatası… Örneğini eline versen de Sanayi’deki  bazı Tabelacılar, dönemin ad-soyadlarında bildiğini okuyan Nüfus Memurları gibi kendi yazım kurallarını uyguluyor.

Mizah yapmıyorum; misal bacanağımın soyadı… Öz be öz kardeşlerinin soyadları sırasıyla Kayhan, Kayahan, Kayıhan… Soyağacı aslına en küçük kardeşte kavuşuyor. Düzeltmek bir dert, öyle bırakmak başka dert… Bürokrasi korkulu rüya olduğu için öylece kalıyor.

Emirgan Balta Limanı’nda “Kulüp Alpay”da Alpay, Cumhuriyet Gazinosu ve “Kulüb Batı”da Ajda Pekkan, Durul Gence 5’lisi eşliğinde Gönül Yazar… As Kulüp’de her gece Barış Manço… Küçük Moda Klüb Restoran’da Cem Karaca ve Apaşlar… Playboy’da Zaliha, Füsun Önal, Selma Güneri…

Her gece peş peşe iki program

Ayten Alpman, Berkant, Selçuk Ural, Ay-feri, Gönül Turgut, Ayla Dikmen, Ertan Anapa… Daha niceleri. Anadolu Pop ve Anadolu Rock’un genç temsilcileri de, sadece böyle mekânlarda değil düğün salonu, çay bahçesi, sinemalara kadar bulduğu her yerde sahne alıyor.

Hem de çoğu kez peş peşe… Erol Büyükburç her gece İstanbul “Gar Gazinosu seansı” bittikten sonra teri kurumadan Suadiye Atlantik Sineması’nın terasındaki “Bizim Sokak”ta orkestrasıyla birlikte sahnede. Her gece ve arka arkaya iki program… Ki çoğu sanatçının programı benzer; her gece en az bir program, bazen haftasonu da gece-gündüz… Demek her gün müşterisi de var bu çılgın temponun.

O günlerde, “Yok ben müziğe seyirci kalamam, sahneye çıkar, kendim oynarım” diyorsanız… O da mümkün. Caddebostan Gazinosu’nda her salı, ilandaki vurgusuyla “Ananevi Dans Müsabakası”, her köşede “Danslı Gençlik Çayları” var. Twist, cha cha, samba, mambo, calipso, rock’n roll değil de oryantalciyseniz, o da hazır mönüde. Farklı mekânlar, lokal yarışmayla “Dansözler Kraliçesi”ni bile seçiyor.

Hızlı-dumanlı hayatın mucize ilacı

Sesine güvenenler için de şöhret kapısı Hürriyet’in “Altın Mikrofon”, Ses Dergisi’nin “Altın Ses” ve birçok mekânda daha lokal olanları. Küçük yaştan sazı eline alanlar için de Milliyet’in “Liselerarası Müzik Yarışması” Ankara’da Atatürk Spor Salonu’nu hıncahınç dolduruyor. İstanbul’un gözde liselerinin grupları, hemen her ilin genç müzisyenleri de orada sahne alıyor. Milliyet bir süre “liseli folklor ekipleri”yle de genişletiyor kapsamını.

Gazete ilanlarında “Yarı geceden sabaha kadar eğleneceğiniz” kulüpler, her köşede… Bu hızlı-dumanlı hayatın ilacı da, aynı sayfadaki kocaman bir ilânda: “Şiddetli baş ağrılarına karşı Gripin: 4 saat ara ile günde 3 adet alınabilir.”

Sokakta, tezgâhta, bakkalda, dükkânda, her yerde satılıyor. Her kutuda bir adet satılan o kocaman hapı, sokakta ateş ister gibi birini çevirip istesen cebinden çıkarır verecek. “Baş, diş, asabi ağrı, nezle, grip” her şeye deva… Tezgâhta görünce “tedbiren” alanlar da çok. Ama öyle tedbir hapları o dönemde henüz mavi değil.

“Soğuk hava tertibatlı, Non-Stop striptiz”

Daha bir heyecan arayanlar için, Vagonblö, Pariziyen gibi mekânlarda her gece 22.00 ve 24.30’da “şahane strip-tease” olduğunu duyuruyor, gazete ilanları…“Non-Stop” olduğu belirtilen programı izlerken, herhalde terleyenler olacağı düşüncesiyle ilana bir cümle eklenmiş: “Soğuk hava tertibatımız vardır”.

Gelecek pazar eğlence hayatında bir başka gezegene gideceğiz. “İçkili Aile Lokantaları”na… Onların da bazısı sahneli, yani bir bakıma gazino. İçkili lokanta deyince rakı-votka-şaraptan ibaret sanılmasın, menüsünde “Gariban Şampanyası” da var.

(¹) Radyoların her telden çalabilmesi de, kendi çapında devrimler tarihi. Mesela Ankara Radyosu’nun ilk yıllarındaki musiki programı evlere şenlik…“Saat 12.30-13.30: Gramofon. 18.00: Riyaseticumhur Filarmoni Orkestrası. Saat 18.40: Gramofon. 19.35: Viyolonsel konseri. Saat 20.10: Haberler ve kapanış.” O nedenle bazı evlerde radyolar, üzerindeki dantel örtüsü “ajans haberleri”nde kaldırılan mobilyalar.

Önceki İçerikYarım simit…
Sonraki İçerikBioNTech bulunduğu Mainz şehrinin belediyesine bir milyar avro vergi ödeyecek