Kısa film ve fotoğrafla göç

 

Ankara’da üç yıl önce faaliyete geçen KABİP (STK’larda Kadın Birliği Platformu) kadınların kurduğu sivil toplum örgütlerinin bir araya gelerek oluşturdukları bir çatı şemsiye. Birçok kadın buluşmasında ve dayanışmasında gördüğümüz gibi çözüm odaklı bir yaklaşımları var, zaten insanları harekete geçiren, umut ve güç veren de bu. Sayısız sorunlarla yüklü günümüz dünyasında hayıflanmak, şikayet etmek, çaresiz hissetmek, umutsuzluk salgını yaratmak yerine enerjimizi bir işin ucundan tutmaya seferber edebilsek, belki de kötülük olarak karşımıza çıkan birçok meselenin üstesinden daha kolay gelebiliriz. Birliğinin sitesinde kendilerini anlatmak için seçtikleri kelimeler etkileyici ve inandırıcı; dünyada ülkemizde ve şehrimizde gelişen toplumsal olaylar karşısında kadın bakış açısıyla etkin rol almak, sonuç odaklı çalışıp çözüm üretmek, stk’ların katılımcı demokrasinin önemli bir paydaşı olarak politika üretmesine, etkin olmasına zemin sağlamak, sevgi ve hoşgörünün hakim olduğu köklü medeniyet mirasına yaslanmak…

 

Çatı altındaki her bir inisiyatif Ankara’da eğitim faaliyetleriyle, toplumsal yaraları sarmakla, yalnızlığı gidermekle, mültecilerin yardımına koşmakla meşgul. Solfasol, Baraj, Yeşilöz, İskitler, Karapürçek gibi birçok yerde mültecilere maddi yardım sağlamakla kalmıyor, onlarla arkadaşlık ediyor, göz hizasından eşitler olarak insanca ilişkiler geliştiriyorlar. Büyük acıların içinden çıkıp gelmiş ailelere, kadın ve çocuklara, en çok ihtiyaç duydukları şeyi, ırkçılıkların ortasında itibarlarının iade edilişini, varlıklarının eşitlik v insaniyet içinde onaylanmasını sağlıyorlar. Birlikte okudukları kitapların yazarlarıyla buluşarak tartışan kadınlar bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirdikleri Kabip Kısa Film ve Fotoğraf Yarışması’na da imza atıyorlar. Bu çalışmada yerel yönetimlerin destek vermesi, mesela bu sene Mamak Belediyesi’nin ve Yunus Emre Enstitüsünün katkıları sanata verilen değerin göstergesi. Başkan Nagihan Çıtak’n dediği gibi gelenekselleşecek sanırım bu çalışmalar.   

 

Daha önce Aile olmak, Komşum ve Ben temalarının işlendiği yarışmanın, jüri olarak katıldığım bu seneki konusu Göç idi. Genç sanatçılardan seçmekte çok zorlandığımız filmler ve fotoğraflar geldiğini söyleyebilirim. Fotoğraflar tek kareyle ne büyük ruh fırtınası yaratılabileceğini bir kez daha kanıtladı.  Sadece birkaçının ismini anabiliyorum bu sınırlı alanda, isimlerin bile çağrıştırdıklarını anarak. Yarım Kalan Hayatlar, Hayata Kaçış, Sırtımdaki Evim, Göç Çocukları, Ekmek Dağıtımı, Yardım Beklerken, Siyah Pabuç, Umut Telleri, kuşların göçünü anlatan Boran Camii. Birinciliği kazanan Şadiye Yaralı’nın Suriyeli Mahmut çalışmasında dağ başında bezlerin üst üste atılmasıyla oluşmuş bir çadırın önündeki üç yaşlarındaki mülteci çocuğun unutulmaz yüzü var.

 

Kısa film birincisi Ramazan Kılıç’ın Penaber filminde tarihi yapının önünde biraz da el açarcasına oturan Suriyeli anne kızın hikayesi bir dakikaya sığdırılmış. Halep’te genç annenin üniversite mezuniyetine, minik kızın neşeli doğum gününe, şen şakrak ev ortamlarına dair fotoğraflar, kaçarken çantaya atılabilmiş kırık bir makineden geçiyor. Fotoğraf filmi yakılıp yıkılmış bir şehrin insanlarının göçmeden önce şehrin eski güzelliğini yansıtan bir resmin önünde sırayla poz verişlerinin geçidi. Mum Işığı bir toplum için en yıkıcı göçlerden birini, beyin göçünü temsilen yanan ve sönen mumları metafor olarak kullanmış. Biz İki Kişiyiz filminde babanın, iki oğluyla sınırdan geçebilmek için küçük olanını bavula koymasını, bavul açılınca yaşanan dramı izledik. Kelebek Adam ise hayal göçü denilebilecek bir hikaye. Bir kelebeğe özenip sörf yapmaya heves eden Mardin’in köyünden genç adamın, hayallerinin peşinden Güney Afrika’ya göçü ve Cape Town’da dünyanın en ünlü sörf hocalarından biri oluşu. İnsanlık Göçmedi’de yardımlaşan ekmeklerini paylaşan Türkiyeli ve Suriyeli gençler, Sek Sek filminde ise neşeyle oynayan, seken bir çocuğun bomba sesinden sonra bacağını kaybedip, koltuk değneğiyle sekmesi var. Tabip filminde bir sokakta boyacılık yapan adamın kendi ülkesinde doktor oluşuna dair gerçek hikayeyi, Mavi filminde kocasıyla birlikte yıkılmış evini terk eden bir kadının durup arkasına, eşyalarına, anılarına, geride kalan her şeye son kez bakışını unutmak ne mümkün. Savaşın türlü çeşit yansımalarına ışık düşüren, bunu bir dakikaya sığdıran filmler. Katılımcıların ilgisine şahit olunca bu çalışmaların ne kadar kıymetli olduğunu, ruhun incelikle bilgilenmeye, bilinçlenmeye ne çok ihtiyaç duyduğunu bir kez daha anlıyor insan.

Önceki İçerikO geceki ‘parazit’ nasıl ortaya çıktı?
Sonraki İçerikTahir Elçi cinayetinde üç polis “şüpheli”