Turgay/ kalecinin akordeonik kısa tarihi

 

Zihnim, sonrasına hatıra bırakacak şekilde dünyaya açıldığında, 60’ların başıydı. 27 Mayıs’60 darbesini, Kennedy suikastini, Küba devrimini hatırlarım. GS’nin kalecisi Turgay’dı. Anılarımdan önce “Berlin Panteri” olmuştu. Oysa Fenerli Yavuz’un Manchester fatihliğine tanık oldum.

 

 

Turgay’ın Fenerli akranı Özcan(Arkoç)  Avrupa’da ilk tutunanlardan olup, Beckenbauer öncesinin milli kaptanı; Gerd Müller öncesinin milli golcüsü Uwe Seeler’le birlikte Hamburg’un emektarı bile olmuştu. O zamanın global rol modeli Sovyetler kalecisi Lew Yaşin’di. 70’ler dönemecinde Meksika’70’de yarım yüzyılın hafızalardan silmeye yetmediği, Pele’nin kale sahası köşesinden yere çaktığı kafayı, top yere çarpmaya fırsat bulamadan araya sokan kurtarışıyla İngiliz Gordon Banks oldu. 

 

 

GS’de 70’lerin kalecisi Yasin&Gökmen kardeşlerin Yasin’i, Fener’de Datcu’ydu, Takım değiştirmenin adetten olmadığı zamanlardı. Trabzon’un 70’ler kalecisi  Şenol(Güneş)’in Beşiktaş’a -hem de- oyuncu değil, teknik direktör olarak geçmesi için yarım yüzyıl gerekmiş: Oysa yakınlarda yan-gözle Beşiktaş maçına bakarken, hayretle, Trabzon kalecisi Tolga’nın Beşiktaş kalesinde olduğunu farketmiştim. 70’lerin milli kalecisi, lig tarihinin herhalde en istikrarlı iyi takımı Adnan Süvari tasarımı Göztepe’nin Ali(Artuner)’iydi. GS, 80’leri Simoviç’le geçirdikten sonra Avrupa kupasını Brezilyalı Taffarel’le aldı. Fener’de kale Oğuz-Aykut’lu Sakaryalı’ların kalecisi Engin’den Rüştü’ye geçerkenki gürültüsüzlüğüyle, Rüştü’den de Volkan’a aktarılırken, Rüştü’nün dünya kupası  üçüncülüğünün nimetilerinden olarak Barcelona’da bir sezon geçirdiğini hatırlayan bile kalmadı. Engin de o aralarda Beşiktaş’ta oynamıştı bile.

 

Zaman, anlattıkça açılıp  art arda sıralanan dönüm noktası efsanelerin değil, sesleri açılıp-kapandıkça salıveren akordeon körüğü benzeri bir zamanın aralarına sızmışların tarihine dönüşüyor. Çağrışımın kronolojisi olmadığı gibi her şeyin de anlatılmaya yatkın tarihi olmuyor.

 

Turgay’ı milat belleyip öncesini kurcalarsak, Cihat(Arman)’dan da gerisi yok. 60-70 dönemeci Beşiktaşı’nın erken eliçabuk nöbet değişimi mirası Necmi-Sabri her şeyden çok istikrar paylaşımıydı.

 

 

 

Kalecileri sayıp da Eskişehir’in efsane takımını tamamlayan İzmirli Mümin’le erkenden Beşiktaş’tan Altay’a geçişiyle ilgisiz olmayan renkli kişilik abidesi Altaylı Varol’u anmadan olmaz.

 

 

Seyretmesem de işin ehlinden duydum, Euro’16’da eşleşip penaltılara kalan   Almanya ile İtalya’nın kalecileri Neuer ve Buffon’un performansları o kadar göz korkutmuş ki, karşılıklı üçer penaltıyı ellerine uzak köşe niyetiyle dışarılara savurtmuşlar. Kazanan yine Murphy olmuş :  “Futbol sonunda Almanların kazandığı 90 dakikalık bir oyundur.”