Batı taklitçiliği

Erdoğan milli eğitimi Batı taklitçiliği ile suçladı. Başta adının milli olması, eğitim sistemimizin pek savunulacak yanı olmasa da biz onun Batı taklitçiliğinden ne anladığını biliyoruz. O Batı'nın sadece emperyalist ekonomi-politik geleneği değil; içinde bilimden, felsefe ve edebiyata Akdeniz’in batı tarafında üretilmiş her şey var.

AKP adına başkanları Erdoğan milli eğitimi Batı taklitçiliği ile suçladı.

Başta adının milli olması,  eğitim sistemimizin pek savunulacak yanı olmasa da biz onun Batı taklitçiliğinden ne anladığını biliyoruz.

O Batı’nın sadece emperyalist ekonomi-politik geleneği değil; içinde bilimden, felsefe ve edebiyata Akdeniz’in batı tarafında üretilmiş her şey var. Bu dünyada Copernicus’un gök bilimi, Newton ve Einstein’ın fiziğinden, Lavasier’in kimyasından, Darwin’in türlerin çeşitlenme kuramından, Machiavelli’nin siyaset biliminden, Freud’un psikolojisinden, Durkheim, Marx ve Weber’in sosyolojilerinden, Descartes, Spinoza Leipniz, Kant, Hegel felsefelerinden, Shakespeare’nin, Goethe, Dostoyevski’nin metinlerinden asgari düzeyde haberdar olunmadan nasıl var olunabilir?

Tabii Akdeniz’in batı tarafının ortaçağ ertesi kültürü, aynı sırada doğusunda Arapça üzerinden yeşermiş kültürü perdelememeli.

Batı’nın fazlalığı bu holistik kültürü dünyaya taşırken benimsenebilir kılmış olmasındadır.

Ama siyasal-islamın bünyesinde yetişmiş olanlar, hele ki, imam-hatiplerde eğitilmişlerse genellikle böyle anakroniktir. Yine Erdoğan’ın ağzından “Koskoca adam olmuş, ölü yıkamayı bile bilmiyor!” lafını da işitmiştik.

Oysa günümüzün vazgeçilmez bilgisi derinlemesine değilse de hala o Batı zannettikleri bilimlerin tortusudur.  

Galileo Galilei

Ortaçağ’da ölü yıkamayı cenaze ve Cuma namazı kılmayı bilmemek mahcup olunacak şeylermiş. Onların yerini tüm dünyada ötekiler alalı çok oldu. Ölü yıkama, bazen yakınlarının da katılımıyla morg kurumundaki uzmanlaşmış personelin işi oldu. Cenaze ritüelinde de çoğumuz içeride namaza durmayıp, cami avlusunda yakınlarına eşlik etmekle yetiniyoruz.   

Sosyal medyada dolaşan bir kayıtta bir hocanın “Şu ilacı alıp iyileştim demek Tanrı’nın inkârıdır. İyileştiren ilaç değil Allah’tır” diyen bir vaazı dolaştı. Biyoloji, farmakoloji gibi bilim alanlarından haberdar birinin gözünde mahcup olunacak şey bu ifadedir. Zaten ciddiye alınarak değil, espri niyetine dolaştırılıyordu.

Erdoğan’ın, yine döviz kurunun yükseldiği bir zamanda, “Biz de dolar, euro yerine altına geçeriz, görürler” sözleri de seküler dünyanın kurallarıyla uzlaşamamanın ifadesiydi.

İmam-hatipler, bugünün vazgeçilmezi seküler dünyaya yabancılaştırdığı için sorunlular.  

Bir problem de seküler eğitimin alternatifine dönüştürülme eğilimi: modern dünyada uzmanlığa dönüşmüş bir zanaat kolu olarak namaz kıldırırken vaaz veren imamlığı bütün topluma yaygınlaştırma eğilimleri nedeniyle: Bütün toplumu imam olmaya hazırlayan bir sistem düşünülemez. Tıpkı marangozluk ya da berberliğe yöneltmenin de düşünülemeyeceği gibi. Zaten bütün toplumu istihdam edecek sayıda cami de düşünülemez.

Önceki İçerikDoktorlar yorgun
Sonraki İçerikAdana’dan bir puslu havalar ve kurtlar hikayesi…