Oyun, set, maç: Zeynep Sönmez

Zeynep Sönmez, Avustralya Açık ana tablosunda elemelerden gelerek aldığı galibiyetlerle bu seviyede kalıcı olabileceğini açık biçimde gösterdi. Sahadaki oyunu ve maç ritmi, bu başarının bir sürpriz değil, hazırlığın sonucu olduğunu ortaya koydu. Korttaki atmosfer ve tribün desteği, bu performansın karşılıksız olmadığını gösterdi. Zeynep Sönmez artık Grand Slam sahnesinde ciddiye alınması gereken bir oyuncu.

Melbourne Park’ta bazı maçlar daha ilk andan kendini belli eder. Skorla değil, havayla. Tribünlerin hareketiyle, insanların koltuklarına nasıl yerleştiğiyle, alkışların ne zaman yükseldiğiyle. Zeynep Sönmez’in Avustralya Açık ana tablosunda kazandığı maç da tam olarak böyle bir gündü. Bu, bir anda olup biten bir an değildi. Maç ilerledikçe belirginleşen, herkesin yavaş yavaş aynı noktaya baktığı bir andı.

Bu galibiyet, sadece bugünün skoruna bakılarak açıklanamaz. Bu maç, Zeynep Sönmez’in bu sahnede neden kalabileceğini gösteriyor. Çünkü bazı maçlar vardır; kazandığınızda sadece bir tur geçmezsiniz. O seviyede kalabileceğinizi, oraya ait olduğunuzu gösterirsiniz. Zeynep Sönmez’in Avustralya Açık’taki yürüyüşü tam olarak buradan okunmalı.

Hikayenin başına gidelim. Zeynep bu turnuvaya elemelerden gelerek dahil oldu. Elemeler tenis dünyasında romantize edilmez. Orada hikaye değil, ritim vardır. Ya oyunun içine girersiniz ya da turnuva sizin için biter. Zeynep bu süreci acele etmeden geçti. Her maçta biraz daha kortu tanıdı, zemini öğrendi, rüzgarı hissetti. Turnuvanın temposuna adım adım yerleşti.

Ana tabloda karşısına çıkan ilk rakip, bu yerleşmenin ne kadar kritik olduğunu hemen hatırlattı: dünyanın 11 numarası Ekaterina Alexandrova. Grand Slam seviyesinde, elemelerden gelip ana tabloda böyle bir rakiple başlamak çoğu oyuncu için zihinsel olarak çok ağır bir sınavdır. Sıralama oradadır, beklenti oradadır, baskı oradadır. Ama Zeynep bu ağırlığı sahaya taşımadı. Oyunu değiştirmedi, planını bozmadı. Baskıyı yönetti, oyunu yönetti ve bu büyük sınavı başarıyla geçti.

Anna Bondár karşısında alınan galibiyet ise, o ilk maçın bir tesadüf olmadığını net biçimde gösterdi.Elemelerden gelmiş olmak bazen fiziksel yorgunluk gibi anlatılır ama tenis dünyasında bunun başka bir karşılığı vardır. Eski dünya 1 numarası Andy Roddick’in de altını çizdiği gibi, elemelerden gelen ve maç ritmi yakalamış bir oyuncu, ana tabloda her zaman küçük ama kritik bir avantaja sahiptir. Çünkü kort artık yabancı değildir. Atmosfer tanıdıktır. Sahada nasıl kalınacağı öğrenilmiştir.

Bugün sahada gördüğümüz Zeynep’in en önemli artısı da buydu. Kortu tanıyordu. Atmosferi biliyordu. Bu sahnede nasıl durması gerektiğini deneyimlemişti. Skor baskısının arttığı anlarda acele etmedi. Oyunu rakibinin temposuna bırakmadı. Uzun rallilerde sabırlı kaldı, riskleri doğru anlarda aldı. Rakip oyunu hızlandırmak istedi, Zeynep buna girmedi ve kendi planında kaldı. Bu da karşı tarafta ciddi bir mental baskı yarattı.

Beden dili çok netti. Puan kaybettiği oyunlardan sonra bile oyundan kopmadı. Bir sonraki sayıya aynı sakinlikle girdi. Teniste bu, rakibe verilen çok güçlü bir mesajdır. Bugün Zeynep sahada sadece rakibini değil, maçın psikolojisini de kontrol etti.

Ve tribünler… Bu hikayenin en canlı yerlerinden biri de orasıydı.

Zeynep korta çıktığında tribünler hareketliydi. Alkışlar maç boyunca hiç düşmedi, her iyi puanda enerji yükseldi. Kort Türk bayraklarıyla doluydu. Biz de oradaydık. O bayrakların arasında duruyorduk, o alkışların bir parçasıydık. Bu bir gösteri değildi. Açık bir sahiplenmeydi. Bir Grand Slam şehrinde, Melbourne’de yaşayan Türkler olarak, bu maçı uzaktan izlenen bir başarı gibi değil, doğrudan yaşanan bir gurur olarak yaşadık.

Gürültü vardı. Ama bu gürültü oyunu bastıran bir gürültü değildi. Oyunu taşıyan, doğru anlarda yükselen, doğru anlarda durulan bir enerjiydi. Ne slogan vardı ne de oyunu boğan bir tezahürat. Alkışlar oyunun ritmiyle aktı. Biz tribünde oyuna eşlik ettik. Bu, sahadaki oyuncuya alan açan bir destekti.

Bu atmosfer, Zeynep’in oyunuyla da örtüşüyordu. Gösteriş yoktu ama sağlamlık vardı. Büyük jestler yoktu ama süreklilik vardı. Avustralya Açık çevresinde ve yabancı basında kullanılan dil de bunu yansıtıyordu. Turnuvanın resmi kanallarında Zeynep için kullanılan “dangerous qualifier” ifadesi, yani “elemelerden gelen ama son derece tehlikeli oyuncu” tanımı boşuna değildi. Bu, sürpriz yapan bir oyuncuyu değil; hafife alınmaması gereken, maçın içinde kalabilen bir oyuncuyu tarif eden bilinçli bir tenis diliydi.

Şimdi sırada çok önemli bir eşleşme var. Zeynep, Kazak tenisçi Yulia Putintseva ile karşılaşacak. Putintseva yalnızca oyunu değil, psikolojisiyle de rakiplerini zorlayan bir isim. Maçları kolayca tenis dışına çekebilen, mental olarak yıpratabilen bir oyuncu. Kolay bir maç olmayacak. Ama bugüne kadar gördüğümüz soğukkanlılık, Zeynep’in bu seviyedeki baskıyı taşıyabildiğini açıkça gösteriyor.

Bir detay daha önemli. Zeynep’in bulunduğu tabloda turnuvanın en büyük favorilerinden biri, dünya 1 numarası Aryna Sabalenka da yer alıyor. Bu, yolun ne kadar zorlu olduğunu hatırlatıyor. Ama aynı zamanda Zeynep için çok net bir vitrin anlamına geliyor. Çünkü bu tabloda oynanan her maç, dünya tenisinin en üst seviyesinde oynanıyor.

O yüzden bugün alınan bu galibiyet, yalnızca bir tur geçmek değil. Zeynep Sönmez’in Grand Slam seviyesinde bu oyunun bir parçası olduğunu, bu tabloda kalabileceğini açık biçimde göstermesi açısından çok daha büyük bir anlam taşıyor. Bu, “buradayım” demenin bağırmadan da mümkün olduğunu hatırlatan bir an.

Ama bu hikaye sadece sahada yazılmadı. Tribünde de yazıldı.

O gün o kortta, bu hikayenin içindeydik. Bayraklarımızla oradaydık. Alkışlarımızla, sesimizle, enerjimizle oradaydık. O tribünde olmak, o bayrakların arasında durmak, Zeynep’in her puanına eşlik etmek tarifsiz bir gururdu. Uzun zamandır özlenen bir heyecanı, tam da ait olduğu yerde yaşadık. Dünya tenisinin merkezlerinden birinde, “Biz de buradayız!” demekti bu.

Bugün Avustralya Açık’ta sadece bir maç kazanılmadı.
Bugün, Türk tenisinin en büyük sahnelerden birinde görünür olduğu bir gün yaşandı.

Bugün, bu seviyenin bize de ait olduğunu hissettiren bir an yaşandı.

Zeynep Sönmez, kendine bu tabloda bir yer açtı.
Biz de tribünde, o yerin tanığı olduk.

Ve bu kez biliyoruz:
Bu sadece bir başlangıç değil, güçlü bir varoluş.

Önceki İçerikKandil: “Bayrak indirilmesi provokasyon”
Sonraki İçerikTrump’ın Gazze Barış Kurulu’nun imza töreni yapılıyor