Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Bizim talihsiz menümüz: Rubio’nun Hıristiyan milliyetçiliği, teknopatların idrarı, Cortez’in baklavası

Bizim talihsiz menümüz: Rubio’nun Hıristiyan milliyetçiliği, teknopatların idrarı, Cortez’in baklavası

Münih Güvenlik Konferansı’ndan sonra Trump Amerikası’nın bize sunduğu menü netleşti. Seçenekler biraz tatsız: Rubio’nun şerbetli siyasal Hıristiyancılığı, teknopatların drone ile fırlatmak istedikleri idrarları. Şimdilik tek alternatif ise sosyalist Cortez’in baklavası.
9

“Bir drone alıp, bizi kötüleyenlerin üzerine hafif fentanil katkılı idrar püskürtme fikrine bayılıyorum.”

“Düşmanlarımızı öldürüyoruz.” 

Bu sözlerin sahibi oyundaki rakiplerine öfkelendiği için öfke krizine girmeye meyilli bir bilgisayar bağımlısı ergene ait değil. Geçen sene sadece ABD’de 1,5 milyar dolarlık gelir elde etmesine rağmen Trump’ın vergi muafiyetlerinden dolayı bir centlik gelir vergisi bile ödemeyen en büyük teknoloji şirketlerinden Palantir’in kurucu CEO’su Alex Karp’ın sözleri.

Alex Karp, düşüncelerini kendine saklamayan özgüvenli bir iş adamı. Geçen sene kaleme aldığı “Teknolojik Cumhuriyet” ile görüşlerini kamuoyuna aktaran Karp, Batı’nın üstünlüğüne inanan sıkı bir milliyetçi. Karp’a göre bugüne kadar bireysel tüketime, sosyal medyaya odaklanan Silikon Vadisi büyük bir ihanet içerisinde ve teknoloji şirketlerine her türlü devlet desteğini veren Çin karşısında Silikon Vadisi dezavantajlı. Karp’ın bulduğu çözüm ise tekno-milliyetçilik. Daha önce nasıl ABD savunma sanayi için verdiği teşviklerle Silikon Vadisi’nin temellerini attıysa Karp’a göre şimdi de ABD devleti Silikon Vadisi ile birlikte çalışmalı, Silikon Vadisi’ndeki girişimciler haz odaklı projeler yerine Batı medeniyetini “düşmanlarına” karşı güçlendirecek silah, savunma teknolojilerine yönelmeli, kamu kaynakları teknoloji şirketlerine vergi muafiyeti, teşvik olarak aktarılmalı ve teknoloji şirketleri ulus devletin amaçları doğrultusunda gelişmeli. 

Karp aynı zamanda çok sıkı bir İsrail destekçisi. ABD ve İsrail’i protesto eden öğrencilerin Kuzey Kore’ye yollanması gerektiğine inanan biri. Palantir’in İsrail’e en çok silah ve savaş teknolojisi sunan yapay zeka şirketlerinden biri olması, Palantir’in kurucusu Thiel’in 11 Eylül sonrasında İslam ve Doğu’yu Batı medeniyetinin düşmanı olarak görmesi de tesadüf değil. 

Karp her ne kadar çılgın gibi konuşsa da savunduğu dünya görüşünü hayata geçiriyor. Birleşik Krallık’ın sağlık verilerine erişimi var, Savunma Bakanlığı ile birlikte çalışıyor, İsrail’e silah ve yapay zeka teknolojisi satarak Gazze soykırımına ortak oluyor, Trump yönetiminin kaçak göçmenlere karşı açtığı savaşın en önemli cephesini inşa ediyor, ABD hükümetinin elindeki tüm verilere erişerek herkesin takip edilebildiği bir sistem kuruyor.

Karp’ın düşmanı ise, çok kültürlü bir Batı’ya inanan “woke” (duyarbaz) Amerikalılar, Avrupalılar, Müslümanlar, Doğu ülkeleri, Filistinliler, Çin. Zaten Karp Palantir teknolojisi ile katledilen Filistinlilerin hepsinin “terörist” olduğuna inanıyor, bu nedenle pek de bir pişmanlığı yok. 

Karp’ın sözleri, duruşu ve görüşleri oldukça sert ve endişe verici.

Bu ırkçı teknopatın dünyanın en güçlü iş insanlarından birine dönüşmesi, milyonlarca insanın kişisel verilerine erişimi olması, bireysel sorumluluğu ortadan kaldıran kolektif katliam silahları üretmesi ise çok daha endişe verici. 

Fakat Karp’ın bu sert tonu Trump’ın yeni Amerikası’nda “istisnai küçük bir tatsızlık” değil. 

Aynı görüşü, aynı radikalliği çok daha “kibar” kelimelerle süsleyerek menüye ekleyenler, işin acısı bu görüşleri duyunca aymaz bir saflıkla ayakta alkışlayanlar da var.

“Tatlı” bir Haçlı Seferi

1963’ten beri geleneksel olarak düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı geçen sene ABD başkan yardımcısı JD Vance’nin Avrupa’yı azarladığı ve antidemokratik olmakla suçladığı konuşmasıyla manşeti belirlemiş, Avrupalılar ABD’nin kendilerini yarı yolda bıraktığını nihayetinde fark etmişti. Nitekim JD Vance de Yale Hukuk’ta okurken sihirli bir elle kendisine Palantir’in kurucusu Peter Thiel’in yol açmasıyla zenginleşmiş ve başkan yardımcısı olmasını sağlayan senatör olmasında da Thiel’in bağışlarından faydalanmış bir isim. Bu nedenle Palantir’in Batı üstünlükçü görüşlerini paylaşması pek şaşırtıcı değil. 

Bu sene ABD delegasyonunun başında başkan yardımcısı değil, geçmişte Trump karşıtı Cumhuriyetçilerin başkan adayıyken sonrasında Trump’a biat eden Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ydu. Rubio, kişisel göçmenlik hikayesinden örneklerle Avrupa-ABD ittifakına verdiği önemle Avrupalı liderlerin coşkuyla alkışladığı bir konuşma yaptı, Vance’nin aksine kibar ve diplomatik bir dil kullandı. Fakat verdiği mesaj ne Vance’den ne de Karp’tan farklıydı. 

Rubio da göçmenler tarafından kurulan bir ülkenin göçmen kökenli Dışişleri Bakanı olmasına rağmen Avrupa’yı Vance gibi göç konusunda uyardı, Avrupa’nın kültürünün göçmenlerle bozulduğunu söyleyerek Müslüman kültürünü ima yoluyla eleştirdi, ABD ve Avrupa arasındaki en önemli bağın Hıristiyanlık olduğunu birden fazla kez vurguladı. ABD gibi dini referansların siyasette az kullanıldığı bir ülkeyi temsil eden Rubio’nun bu vurgusu, 2028 hesaplarına yönelik. Daha öncesinde Katoliklikle evanjelizm arasında mezhep değiştiren Rubio, özellikle muhafazakar tutucu Cumhuriyetçiler ve dindar Hispanikler arasında sevilen biri. Bu nedenle kısa bir zaman sonra başlayacak olan 2028 başkan adaylığı önseçim yarışında din odaklı bir dış politikayı savunmak için şimdiden bu tür konuşmalar, politikalarla ipuçları bırakıyor. 

Rubio’ya göre Avrupa; içinde giderek büyüyen ve güçlenen Müslüman nüfusuyla bağlarını koparmalı, göçe karşı duvarlar örmeli, ABD ile sağ muhafazakar tutucu bir Hıristiyan kültürü üzerinden bağlanmalı. Bu noktada Rubio’nun seçimlerde açıkça Macaristan Başbakanı Orban’ı desteklemesi, sağ popülist siyasetçilerin Trump ile arasındaki bağın giderek yoğunlaşması da bu politika tercihinin bir yansıması. 

Kendisini eleştirenlerin üzerinde idrar atma fantezilerini açıkça dile getirmekten çekinmeyen teknopat milyonerlerin, göçmen olmasına rağmen göçmen karşıtlığı yaparak merdivenleri tırmanmaya çalışan ilkesiz siyasetçilerin, Hıristiyan milliyetçiliği ve Batı üstünlükçülüğünü kurumsallaştıran akıl hocalarının bir arada hareket etmesi, Trump’ı müesses nizamı yıkan bir gülle gibi kullanarak muhtemelen 2028, hatta 2026’dan sonrası için JD Vance’i veya Rubio’yu hazırlamaları da büyük bir hikayenin küçük birer parçası. 

Bu hikayeden korkanların menüdeki tek alternatifi ise Kreuzberg’te sosyalist bir Porto Rikolu genç kadına ikram edilen bir tabak baklava. 

Devrimin şerbetli yolunda, Kreuzberg’in göbeğinde

Alexandria Ocasio-Cortez, Münih Güvenlik Konferansı’na geçmişten bugüne katılan belki de nadir sosyalistlerden biriydi. Elbette bu noktada Cortez’in tipik bir sosyalist olmaması, belki de Türkiye’den bakınca sol-liberal veya sosyal demokrat bir siyasetçi denebilmesinin de payı yüksek. Cortez, yükselen sağ popülizm karşısında Hillary Clinton veya ismi Epstein belgelerinde bol bol geçen müesses nizam isimler gibi “kurumlar” masalı anlatmak yerine siyasetin işçi sınıfına seslenmesi, sola yaklaşması gibi önerilerini ortaya koydu, giderek küreselleşen sağa alternatif bir sol enternasyonalin kurulması gerektiğini söyledi. Cortez’e göre Trump’ların karşısına sol popülizm ile çıkılmalı.

15.02.2026, Berlin: Alexandria Ocasio-Cortez (M), US-Kongressabgeordnete der Demokraten, steht zwischen Berlins Wirtschaftssenatorin Franziska Giffey (l, SPD) und Isabel Cademartori (SPD) in der TU Berlin. Thema der Diskussion ist unter anderem der Zustand der Politik in den USA und die Rolle junger Menschen im Einsatz für eine bessere Zukunft. Foto: Annette Riedl/dpa +++ dpa-Bildfunk +++

Cortez’in formülü son zamanlarda Trump gibi siyasetçilere karşı başvurulan en yaygın reçete. Zohran’ın azınlıklar, gençler ve yoksul kesimleri birleştirdiği kampanyası; İsrail’i sıkı bir şekilde destekleyen İşçi Partisi karşısında İngiltere’de Yeşillerin benzer bir koalisyon ve politika setiyle anketlerde yükselmesi bunun en bariz örnekleri. Özellikle sol siyasetçiler, gündelik hayattaki geçim sıkıntısı, büyük şirketlerin tekelleşmesi, Gazze soykırımına Batı ülkelerinin maddi destekle ortak olması gibi meseleleri siyasi söylemlerinin merkezine taşıyarak aynı anda işçi sınıfına ve kentli genç orta sınıf seçmenlere ulaşmaya çalışıyor.

Tam da bu nedenle Cortez, sadece konferansta sol dış politika vizyonunu sunmakla yetinmedi, aynı zamanda Almanya’daki SPD ve Die Linke gibi sol partileri de ziyaret etti. Die Linke, Cortez’i göçmenlerin yoğun yaşadığı Kreuzberg’teki seçim merkezinde ağırladı. Bu seçim merkezinin Türklerin yoğun yaşadığı Kreuzberg’te olması raslantı değil. Sosyal demokrat SPD’ye göre daha solda bir parti olan Die Linke’nin yaklaşan eyalet seçimlerinde belediye başkanı adayı Elif Eralp.

Elif Eralp; gündelik hayattaki geçim sıkıntıları, konut kiraları, enflasyon üzerinden Zohran Mamdani’ye oldukça benzeyen bir kampanya ile seçmeni ikna etmeye çalışıyor. Eralp ve Die Linke’nin Kreuzberg’te Cortez’i ağırladıkları seçim ofisinin adı ise “hayalhane”. Halkın gelip oturabildiği sosyalleşebildiği bir kamusal alan, Die Linke’nin fikirleriyle özdeşen bir seçim ofisi.

Hayalhanenin en ağır konuğu ise 2028’de ABD başkan adayı olmak ve Trump’ın dünyadaki sağcıları desteklemesi karşısında dünyadaki solcuları birleştirmek için kolları sıvayan Cortez oldu.

Cortez’e Türk mezeleri, baklavası ve sigara böreği ikram edildi. Cortez de arkasında Elif Eralp’in sosyalist vaatlerini anlatan Türkçe posterler eşliğinde yaşıtı genç kadın siyasetçiler dünyada yükselen sağ ve sol popülizmi konuştu.

Rubio’nun nefretini şerbetleyip Avrupalılara sunduğu Münih’in ardından, Cortez Trump ve Rubio’ların siyaseti karşısında başka bir şerbetin muhabbetine sığındı.

Dünyaya da Türkçe posterler önünden mesaj verdi.

Cortez’in mesajı da derdi de netti: Siyaset işçi sınıfından elini ayağını çekerse Trump’lar meydanı boş bulur ve koltuğu alır ve tam da bu nedenle de meydanı boş bırakmamak, renksiz merkez siyaseti biraz sola kaydırmak lazım. 

Belki birçok kişi için Cortez çok tecrübesiz, naif; sosyal liberalizm, demokratik sosyalizm gibi ideolojiler çok çelişkili, basit. Ama Trump karşısında eldeki en iyi alternatif.

Belki pek işe yaramayacak, sonu hüsranla bitecek. Fakat denemekte fayda var. Zira Cortez’in kendinden şerbetli baklavasının, Rubio’nun şerbetle süslenmiş, teknopatların yalın nefret tatlısından daha lezzetli olduğu kesin. 

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın