Paris’te aşk gibi özgür gazetecilik de bir başka yaşanıyor. Aslında gerçek bir tatil bu. Birkaç günlüğüne de olsa ülkeden uzaklaşıp Paris’te muhalifliğin, ifade hürriyetinin, gazeteciliğin, protesto hakkının keyfini çıkarıyorsun. Ne de olsa Paris’te Fransız polisini eleştirmek, protestocuları tutmak, “iç savaş”, “savaş gibi”, “turistler şehri terk ediyor” demek, Fransa’nın sömürgeci geçmişinden girip, Fransızların kibrinden, Macron’un ırkçılığından çıkmak serbest. Bunları bilmek ne büyük konfor ve güvence.
Kılıçdaroğlu sağcıysa Deniz Baykal CHP’si bu durumda daha solcu mu sayılacak? Kürtçe TV’ye kim karşı çıktı? Dersim katliamını kim uygarlık eylemi olarak kabul etti? Azınlıkların mallarının iadesine kim en sert ırkçı tepkiyi gösterdi? Bunları söyleyen Baykalcıların hangisi daha solda? Kılıçdaroğlu elbette eleştirilsin ama eleştiriler daha sağlıklı bir zeminde gelişse keşke.
2 Temmuz 1993 Sivas katliamında suçlananlardan birisi Erdal İnönü’ydü. Yıllar sonra İnönü’yü Anadoluhisarı’ndaki evinde ziyaret ettim. Bu sohbetimiz sırasında kendisine “Sivas Katliamı”nı da sordum. Bu konuda kendisine haksızlık yapıldığını düşünüyordu. Sivas’ta devletin seyirci kalmasına dair şunu söyledi: “Bir MİT yetkilisine ben de neden geç kalındı sorusunu sordum. Bana, ‘bazen bazı kuvvetlerin gazını almak için olayların gelişmesi kendi haline bırakılır’ şeklinde bir cevap vermişti.”
Makyavel, ünlü eseri Prens'te, iktidarla ahlakî ve dinî değerler arasında kurulan bağları reddetti, iktidarı kendinde bir amaç olarak tarif etti. Ona göre bu amaç o kadar meşru idi ki ona ulaşmak ve korumak için baş vurulacak bütün araçları da otomatik olarak meşru hale getiriyordu. Makyavel’e göre iktidar sahibinin kullanması meşru olan araçların başında da ‘korku’ geliyordu; yönetilenler ‘hükümdar’dan korkmalıydı… Yine Makyavel’e göre bir hükümdar sevilmeyi değil kendinden korkulmasını önemsemeliydi.
Geçen hafta sosyal medyaya düşen bir video çok ilgi gördü. Videoda İsviçre’den arabalarıyla Hakkari’ye kadar dağlardaki buzulları görmeye gelmiş bir çift vardı. Onların bu merakı ve cesareti haklı olarak takdir edildi. Biz iki kadın da bayram tatilini Hakkari dağlarında geçirdik. Toprak yollarda uçurumlardan dönerek yol aldık, tekerimiz patladı. Yolda hiç İsviçreli turist görmedik, bir de geçen yıllarda bolca olan güvenlik noktalarını. Sonuç: 3200 metre yükseklikte 20 bin yıllık buzulların üzerinde mangal yapan yüzlerce insan ve çöpler. Oradan ayrılırken valiliğin festivali için ses sistemleri ve sahne kuruluyordu. Sessiz dağlarda 15 bin kişi bangır bangır çalan müzik eşliğinde halaya durdu. İstanbul’dan davet edilen ınfluencerlar bölgeyi tanıttı. Ben Diyarbakırlı olarak İsviçreli akranlarımın kilometrelerce uzaktan görmeye geldiği güzellikleri beş yıl önce keşfetmiştim, siz daha fazla geç kalmayın.