Yeni yayına başlayan ve bir anda ülkenin en çok satan gazetesi haline gelen Serbesti gazetesinin başyazarıydı. İttihat Terakki’nin henüz iktidara tam egemen olmadığı ama olmaya çalıştığı bir dönemden geçiliyordu. 2. Abdülhamit, İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Meclis'i açmayı kabul etmişti. Hasan Fehmi, 2. Abdülhamit döneminde yurtdışına çıkan muhalif aydınlar arasındaydı. Hürriyet günleri gelince İstanbul’a dönmüştü.
Kız Kulesi gibi “sosyal anıt”lar yalnızca erk tarafından temsil edilen, şekil verilen, gösterilen, istedikleri gibi anlam verilen nesneler olarak değil, canlı imgeler olarak insanların belleğinde yaşamlarını sürdürürler. Bu tür kolektif bellekte yer alan anıtlarla ilgili projelere yapılan müdahaleler erk sahipleri için kolay işler değildir. Kız Kulesi restorasyonunda da böyle oluyor.
Kitabın sonunda Necip Fazıl şöyle bir hükme varıyor: “Malum davada Hazreti Ali mutlaka haklı, Hazreti Muaviye de haksız değildir!!!” Bu gerekçesini ise şöyle savunuyor: “Tezat gibi görünen bu hükmün inceliğini ancak sır idrakine malik bir vicdan sahibi anlar. İçindeki su yarı yarıya dolu bir bardağa bakınca iyimser 'yarı yarıya dolu', kötümser ise 'yarı yarıya boş' der. Aynı incelik…”
Eskiden biliminsanlarının popülerlik kazandığı yerlerin başında saray, zengin hane çevreleri ve manastır, medrese gibi dini kurumlar gelmekteydi. Bugünse medya: başta tv olmak üzere geleneksel ve yeni (sosyal) medya. Bu durum Türkçeye bile yansıdı: TVye çıkmak, internete düşmek! TV ekranı bilimle uğraşan bazı kimseler için hala çok büyülü; oraya “çıkmak” ve bir daha “inmemek” en büyük gaye! Utanç verici! Tiksinç bir hal! Hatta bazılarının TV kanallarında uyuduğuna dair şüphelerim bile var!