Bir ara, “şanlı ecdadımız nüfus memurlarına bile ‘avret’ diye kadınların isimlerini söylemezlerdi” diye bir söylenti çıkmıştı da nikah davetiyelerine kadınların isimleri baş harf ve nokta şeklinde yazılır olmuştu. Tek tük gazetelerde köşe yazan, sayfa hazırlayan kadınların isimleri eğer müstear değilse, bazı çok bilmişler tarafından takvalı olmamakla, isimlerini “teşhir etmek”le suçlanırlardı.
Akıncı’yı Kıbrıs’ta çözüm için “Topraklarımızdan bir kısmını Rumlara vermeliyiz.” demesinden dolayı kansızlıkla, vatan hainliğiyle suçlayanlar AK Parti’nin mimarı olduğu, hararetle savunduğu Annan planında Maraş, Erenköy ve ara bölgenin 100 gün, 30’a yakın yerleşim biriminin de 6 aydan 3 yıla kadar bir süre içinde Rumlara verildiğini hatırlamıyor mu?
Bizim kuşak uçaklara yetişemedi ama otobüslerde sigaraların fosur fosur içildiği günleri gördü; kimi keyfini çıkardı kimi ıstırabını çekti. Diyarbekir’den Ankara’ya gidiyorsunuz. Nerden baksan 14 saat yolculuk. Yanına bir amca oturuyor. Daha merhabasını vermeden tabakasını çıkarıyor. “Yeğenim bu Ğurs* tütünüdür” diye önce bir cakasını satıyor, ardından dünyanın en ciddi işini yapar bir edayla tütünü sarıyor ve zevkini çıkara çıkara dumanını üflüyor.
Belçika'lı yönetmen Jaco Van Dormael'in "Yeni Ahit" (Le Tout Nouveau Testament - 2015) filminde Tanrı'nın kızı EA babasını anlatırken kuruyor bu cümleyi. İnsanı günaha sokan bir filmle yeniden karşınızdayım.