İnsanın insana edebileceği kötülüğün bir sınırının olmadığını bir defa daha kafamıza dank ettiren tanıklıkların tümünü burada anlatmanın imkânı yok. Ancak birkaç örnek, nasıl bir dehşet tablosu ile karşı karşıya bulunduğumuzu idrak etmeye yeter.
Erkek bireylerin mutlaka seyretmesi gereken, epeyce sert bir hikâye bu. Cinsiyet rollerinin tam tersine dönmesi ve kadınların her coğrafyada, her yaşta, her gün, her saat, her dakika maruz kaldığı sözlü ya da fiziksel şiddeti, ayrımcılığı hissettirmesi ilginç bir deneyim yaşattı bana.
Çok güzel bir mahalle değil burası. Bir kere ağaçlı bir yoldan geçip gelmezsiniz buraya. Kışın ilk buraya kar yağar. Hiç ısınmayan evlerin içine kar başka yağar.
“İlk adım sol öne, ardından sağ paralel, sol arkaya, sağ arkaya ve beşinci adım cross” şeklinde çapraz “yürüme” satrancının temel adımlarıyla sürüp giden tangoya, sadece kuğuların hakkıyla yaptığı “vals”e göre Slow Dans nimettir. İnsanı esir alan aşkta, bari eller serbest olmalıdır.
Toplum söz konusu olduğunda bu tür tepeden inme kalkınmacı projelerin, gerçek hayatın içinde, başlarda öyle gözükmese bile çok kısa bir süre sonra nasıl bir batağa saplandığını ve ölümcül etkiler yaratabildiğini anlatmaya çalışır Scott.