Aşk, bir tür yanılsama olsa da, birini yüceltme ve biricik kılma özgürlüğüydü. Şimdi ise, sevgiliyi değil; kendimizi yüceltme ve ölümsüzleştirme devrindeyiz. Bunun içindir ki, “sevgilin saçının teli” değil, kendi öz-çekim (selfie) fotoğraflarımız ön plandadır.
HDP’nin AKP ile mücadele adına çözüm sürecine karşı da soğuk bir tutum takınması bu kesimleri endişeye sevk ediyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çoğunlukla Demirtaş’a oy veren bu kesim, HDP’nin sürece mesafeli durduğu algısını kuvvetlendirecek tavırlar sergilemesinden rahatsız.
Türk olsun Ermeni olsun, aslına bakarsanız hepsi eski kutuplaşmanın olanca sertliğiyle sürmesinden yana; faraza Şükrü Elekdağ ve Onur Öymen’ler, Yusuf Halaçoğlu, Hikmet Özdemir ve Kemal Çiçek’ler, Ümit Özdağ’lar ve Kemal Gürüz’ler geçmişteki kurum ve konumlarına dönseler ve AKP hükümetinin de bütün yaptığı illâ soykırım değil demekten ibaret kalsa, çok daha rahat edecekler.
Marksizm müktesebatından beslenmiş, sosyalist sol kimlikten gelen çevrelerin önemli bir kısmının AKP’ye muhalefetlerini temellendirirken kurdukları anlatı, bu partinin iktidarı elde etmesiyle birlikte “devletleştiği”, dönüştürücü enerjisini kaybedip ezen sınıfların yeni sözcüsü olduğu üzerineydi.
Seçmenin hangi dileği tuttuğundan daha çok, burada önemli olan HDP'nin sihirli lambasından çıkan cinlerin hangi dileği tuttuğuydu. Seçmeni nasıl çarpacak veya dolandıracaklar, doğrusu onu merak ettim.