Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / AB’nin destek vermesi gereken esas inanç araştırması…

AB’nin destek vermesi gereken esas inanç araştırması…

TÜBİTAK’ın destek verdiği “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” başlıklı akademik proje sosyal medyada bazısı geleneksel İslamofobik, bazısı iktidara gıcıklıktan kaynaklı eleştiri ve mizah malzemesi günlerdir. Enis Doko, Urartu Şeker gibi akademisyenlerin düzeltmeleri de bir işe yaramamış gözüküyor. Muhtemelen bu konu üzerine köşe yazıları çıkacak, Youtube konuşmaları yapılacak, daha yıllarca sosyal medyada bol emojili “TÜBİTAK yağmur duasına 3 milyon vermiş” diye cahillerle dalga geçen aydınlanmacı ukalalıkların konusu olacak.

TÜBİTAK’ın destek verdiği “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” başlıklı akademik proje sosyal medyada bazısı geleneksel İslamofobik, bazısı iktidara gıcıklıktan kaynaklı eleştiri ve mizah malzemesi günlerdir

Enis Doko, Urartu Şeker gibi akademisyenlerin düzeltmeleri de bir işe yaramamış gözüküyor.

Muhtemelen bu konu üzerine köşe yazıları çıkacak, Youtube konuşmaları yapılacak, daha yıllarca sosyal medyada bol emojili “TÜBİTAK yağmur duasına 3 milyon vermiş” diye cahillerle dalga geçen aydınlanmacı ukalalıkların konusu olacak.

Oysa akademide dalga geçilecek, iktidara haklı olarak kızılacak tonlarca şey olsa da bu onlardan biri değil. 

Ve yürek soğutan yalanları, hoşa gitmeyen hakikatlere tercihten daha kalıcı ve tedavisi zor bir cehalet türü de yok.

Öncelikle TÜBİTAK’ın verdiği bir fon değil bu. 3 milyonu, yağmur duası demeden AB veriyor.

Avrupa Birliği’nin COST yani Avrupa’da Bilim ve Teknoloji’de İşbirliği adlı ağının destek verdiği bir proje bu. 

COST, Avrupa’daki araştırmacıları ortak temalarda bir araya getiren ağ sistemi. Dört yıl süren bu ağlarda farklı ülkelerden akademisyenler birlikte çalışıyor, konferans yapıyor, yayın üretiyor, veri paylaşıyor.

Labaratuvara, ekipmana değil, seyahat, yol, toplantı harcamaları için veriliyor bu bütçe.

3 milyonu tek biri almıyor, muhtemelen içinde asistanların, doktora öğrencilerinin olduğu bir araştırma ekibi alıyor.

Bilim ve teknoloji duyanlar TÜBİTAK’taki gibi sadece fen bilimlerini düşünüyor. 

Sosyal bilimlerin de desteğe ve para harcamaya değer bir bilim olduğu fikri Türkiye’de anlatılması zor bir mesele.

Neyse ki Avrupa’da öyle değil. 

Peki burada TÜBİTAK ne yaptı?

COST’un bütçesi AB fonlarından geliyor. Türkiye’de bu programın ulusal koordinasyonunu ise TÜBİTAK yürütüyor. TÜBİTAK daha çok başvuru, koordinasyon, temsil ve katılım süreçlerini yönetiyor. 

Açık olan AB fonlarına başvuru yapıyor akademisyenler. Özel olarak şu projeye para verelim demiyor TÜBİTAK

Son yıllarda açılan ve araştırma projelerinin fonlandığı COST ağlarının bazılarının adlarına bakalım: 

EuroFam-Net: Aile destek politikaları, ebeveynlik, sosyal refah modelleri. 

ENRESSH : Sosyal bilimler ve beşeri bilimlerde araştırma değerlendirme sistemi. 

⁠Born-Digital Art Conservation: Doğuştan dijital sanat eserlerinin korunması

Science Diplomacy: Bilim diplomasisi: ülkeler arası ilişkilerde bilim işbirliği.

Monitoring Permafrost: Eriyen donmuş toprak bölgelerinin takibi.

Tartışılan projenin destek aldığı ağın adı: PRAYTICIPATE: Pray (dua etmek) ve
Participate (katılmak) kelimelerinden bir kelime oyunu. Tam adı: Geç Orta Çağ ve erken modern dünyada dua yoluyla toplumsal katılım. 

Bu ağda 38 ülkeden yüzlerce araştırmacı yer alıyor. Projelere hala açık ağ. 

Şöyle bir tanıtım metni var. Türkiye’de yazılsa bir tur da bu linç yerdi:

“Yüzyıllar boyunca dua, insanların dünya görüşünün, eğitim ve yetişme süreçlerinin, din ve ilahi olanı deneyimleme biçimlerinin, toplumsal cemaatlerin oluşumunun ve Avrupa genelinde gündelik hayatın örgütlenmesinin merkezinde yer aldı. Beşeri bilimlerde yaşanan “dini dönüşe” rağmen dua hâlâ çoğu zaman sıradan ya da kendiliğinden açık bir olgu gibi görülüyor. Bu durum, geç Orta Çağ ve erken modern dönemde son derece güçlü ve karmaşık bir olgu olan duanın tarihinin derinlemesine anlaşılmasını şimdiye kadar engelledi. Avrupa perspektifinden bakıldığında bu dönem, duanın kamusal alandaki rolü ile insanların kişisel hayatlarındaki yerinin şekillendiği kurucu bir dönemdi.

Bu olgu çoğulluk ve çeşitlilikle karakterizedir. Dua üzerine dağınık halde yürütülen araştırmalar, geç Orta Çağ ve erken modern dönemde Latin Hristiyanlığı içindeki dua çalışmalarına ortak bir çerçeve kazandıracak güçlü, uluslararası ve işbirliğine dayalı bir araştırma ağına ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Duayı çok katmanlı bir katılım pratiği olarak incelemek örneğin toplu ya da toplumsal bir pratik olarak; zihin dünyasında büyüyen ve çoğalan etkiler yaratabilen çeşitli maddi araçlar (medya, nesneler) kullanılarak icra edilen bir eylem olarak duanın çoğul yapısını daha iyi anlamayı sağlayacaktır. Böylece dua ile birlikte tahayyülün, umudun ve tefekkürün tarihi de daha iyi kavranabilecektir.”

Peki, Türkiye’den destek alan araştırma dışında başka ne tür projeler destek almış?

Resmî PRAYTICIPATE sitesinde görünen kabul almış bazı örnekler şunlar:

Dr. Despina Iosif – “Prayer Inside Prisons According to the Christian Martyr Acts”

Durham University’deki araştırmacı erken Hristiyan şehitlik metinlerinde hapiste dua, acı, kimlik, cemaat bağı ve hapishanenin “kutsal mekân” gibi kurulması inceleniyor. 

Dr. Emine Bilgiç Kavak – “Epigraphic Traces of Participatory Prayer in Late Antique Anatolia

Sakarya Üniversitesi’nden tarihçi; Oxford’da Bodleian Library ve epigrafik veri tabanlarını kullanarak Geç Antik Anadolu’daki dua pratiklerini kitabeler üzerinden çalışacak.

Dr. Carolin Gluchowski – “Languages of Devotion: A 15th-Century Latin-Low German Psalter from the Cistercian Convent of Medingen

Hamburg Üniversitesi’nden araştırmacı, New York University’deki Early Book Society konferansına bu çalışmayla katılmak için destek almış. 15. yüzyıl Latince–Aşağı Almanca mezmur kitabının dua, eğitim ve manastır dindarlığındaki işlevini inceliyor. 

Dr. Vladimir Cvetković – “On the Future of the Una Sancta: Incarnate Reality and Eschatological Hope” konferansı
Belgrad Üniversitesi’nden araştırmacı katıldığı konferansta Katolik-Ortodoks diyaloğu, yaşayan teoloji, bedensel/dini pratikler ve eskatoloji başlıklarını ele almış. 

Peki, “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” projesini yürüten ortaçağ tarihçisi Doç. Dr. Öznur Özdemir ne yapacak? 

7. ile 11. yüzyıllar arasında İslam coğrafyasında özellikle Arap yarımadası ve çevresinde ortaya çıkan yağmur duası literatürünü inceleyecek. Ama bunu bir ibadetin doğruluğunu sınamak için değil; geçmiş toplumların kuraklık dönemlerinde nasıl tepki verdiğini, afet karşısında nasıl örgütlendiğini, yöneticiler ile halk arasındaki ilişkilerin nasıl şekillendiğini ve insanların doğa olaylarını nasıl anlamlandırdığını araştırmak için yapacak.

Bunu nereden anlıyoruz?

Eko-teoloji kavramından. 

Eko-teoloji, 20. yüzyılın ikinci yarısında çevre krizlerinin büyümesiyle ortaya çıkan disiplinlerarası bir çalışma alanı. 

Özellikle 1967’de tarihçi Lynn White Jr.’ın yayımladığı “The Historical Roots of Our Ecologic Crisis” makalesinden sonra akademide yaygınlık kazanmış. 

Başta Hristiyanlık olmak üzere İslam, Yahudilik, Budizm’de çevre ahlakı, insan-doğa ilişkisi üzerine çalışmalar yapılıyor bu alamda.

Mesela Avrupa üniversitelerinde Orta Çağ kuraklıklarında yapılan dini törenler, salgın dönemlerinde toplu dualar, manastır kayıtlarından iklim verisi çıkarılması gibi araştırmalar yapılıyor. 

Ama Türkiye’de bir proje başlığında “dua”, “İslam”, “ritüel” ya da “cemaat” kelimesi geçince klasik refleksler devreye giriyor. 

Oysa aynı kişiler “Orta Çağ Avrupa’sında veba döneminde kilise ayinleri” başlıklı İngilizce bir makaleyi görünce bunu ciddi akademi sanabiliyor.

Proje başarıyla biterse erken İslam toplumlarında kuraklık krizlerine dair yeni veriler ortaya çıkacak.

Belki popüler kitaplar, belgeseller olarak önümüze gelecek. 

Olsun, hakettiler, yakıştı, kesin başörtülü akademisyen torpille gelmiştir gibi gerekçeler ileri sürenlerden daha bilimsel olacağı kesin. 

Neyse bu da çok uzun oldu. 

Yağmur duasına 3 milyon vermiş TÜBİTAK’a inananlar için yapacak bir şey yok.

Belki bu keskin inanç sistemi üzerine yapılacak bir araştırmaya da destek vermeli AB.

En azından onların dinle ilişkisi artık daha makul, soğukkanlı.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın