Siyah-Beyaz

Fransa’daki seçim sonuçları en çok katılım oranının görülmemiş ölçüdeki düşüklüğüyle tartışılıyor. Bir tür “Ne olacak bu Fransa’nın hali” sorusuna cevap aranıyor. Muzip öneriler dile getiriliyor. Çareler arasında “Seçimde oy kullanmayanları Bastille’e hapsetmek” de var.

Fransa’da 20 Haziran 2021’de yapılan “Bölge Meclisi” ve kimi vilayetteki “İl Özel İdaresi” / ”İl Meclisi” seçimlerinin ilk tur sonuçları kamuoyu yoklamalarının ve “uzmanların”, siyasetbilimcilerin yanıldığını gözler önüne serdi: Irkçı parti, kamuoyu yoklamalarının, aşırı sağcı “uzmanların” ileri sürdüğü gibi “güçlü” çıkmadı. Beş yıl önceki seçimlere oranla sekiz puan yitirdi. Bir “Bölge”de seçimi kazanması olasılığı sürüyor ama solcu adayın ve yeşil adayın “cumhuriyetci dayanışma” adına ikinci turda bu parti adayını yakından takip eden sağcı adayın lehine çekilmeleri, aşırı sağcı ve ırkçı parti adayının kazanma şansını azaltıyor…

Birinci turun en önemli ve en çarpıcı özelliği, katılım oranının görülmemiş biçimde düşük olması: Ülke düzeyinde katılmayanların oranı yüzde 66,7. Şimdiye kadar böylesi görülmemişti. Fransa Cumhuriyeti gibi “demokrasi” liderliğine oynayan bir devlette seçmenlerin sadece yüzde 33,3’ü oy vermeye gitti. Yöneticilerin, bu işi bilenlerin kimine göre “demokrasi tehlikede.”

Bu oran seçmen yaşı azaldıkça daha da yükseliyor: 18-34 yaşları arasında oran % 82, 18-24 yaşları arasında ise biraz daha fazla: % 87. Bu yüzden “fatura” yine gençlere çıkarıldı/çıkarılıyor…

Uzmanlar, siyasetbilimciler, toplumbilimciler, tarihçiler, psikologlar ve daha niceleri ve elbette kamuoyu yoklamalarını yapan ve maalesef hep sınıfta kalan kurumların yöneticileri, iyi saatte olsunlar ve bilhassa istihbarat birimleri ve bütün yöneticiler, ŞİMDİ SADECE ŞİMDİ, gençlerin oy sandığına gitmeme NEDENLERİNİ araştırmak için kafa yormaya başladılar. Demokrasi gerçekten tehlikede mi? Geçici bir olay karşısında mıyız yoksa kalıcı bir tercih mi söz konusu? Gençler bugünkü siyasetten ve siyasetcilerden “hiçbir şey ummadıklarını” mı dile getirmek istediler? Bu bir mesaj mı? Bu bir mesajsa bu mesajı Fransızcaya nasıl çevirmeli?

Pek çok ve türlü çeşitli nedenleri var, birkaçını sıralamak mümkün:

Gençler bugünkü siyasi yöneticilerden hiçbir şey beklemiyor. Siyasete küfrediyorlar. Siyasetçilere “küsüyorlar…“

Bölge Meclisi, bölge yönetimi, bölge meclisinin yetkileri konusunda bilgileri yok. Gençler siyasetle ilgilenmiyorlar. Ana-babalar çocuklarını “siyasetten öte” tutmak istiyorlar…

Gençler seçimi meçimi umursamıyor. Varsa yoksa seks, sevişmek, eğlenmek, müzik dinlemek, tatile çıkmak, evde tatil yapmak, vur patlasın çal oynasın…

Gençlerin kimine bakılırsa, seçimlerin, ülke yönetiminin, Covid-19’un, yaz başında kent ve kasabaları su basmasının, yolların tıkanmasının, sahanda yumurtanın iyi pişmemiş olmasının ve aklınıza gelecek her şeyin sorumlusu “yaşlılar”, “bırakalım moruklar kendi sorunlarını kendileri çözümlesinler…”

Bunlara eklenebilecek daha binbir neden bulunuyor. Ama bu kadarı bir fikir vermek için yeter sanıyorum. Dahası her nedenin her genci içine almadığını da belirtmeliyim.

Ama seçim sandığına gitmemek alışkanlığı sadece gençlerin tekelinde değil. Seksenine merdiven dayamış kadim dostlarımdan Françoise ile bu işleri konuşurken, kendini “temize çıkarmak” için, masum bir biçimde boynunu sola çevirip, ne dese beğenirsiniz: “Ben şimdiye kadar seçim kütüğüne bile kaydolmadım.” İşte Fransız tarzı demokrasiden bir manzara: Bir parça siyah-beyaz. Veya sadece siyah. “Siyahın ressamı” Pierre Soulages’ı davet etsem, “Olsun siyah da bir renktir. Hatta renklerin anasıdır. Siyahta her rengi bulabilirsiniz ” deyiverir ve çenemizi kilitler. Kusura bakmasın Soulages’ı davet etmiyorum.

Seçime katılmama hastalığı bugünkü boyutları alınca yöneticilerimiz (ne iyi ki uyumuyorlar) ÇARE-LER aramaya koyuldular. Atı alan Üsküdar’ı geçmeden (mi?). Kimi çareyi dikkatinize sunmak istiyorum. Hani bir gün veya başka bir gün hepimizin işine yarayabilir:

Seçme hakkının zorunlu hale getirilmesi. Seçimde oy kullanmayanları Bastille’e hapsetmek. Yok, bütün François ve Françoise’lar “Seçmeme hakkımıza el konuluyor, özgürlüğümüz sınırlanıyor” diyerek gösteri ve yürüyüş yapabilirler; yürümez bu çare Paris sokaklarında…

Para cezası verilmeli: Örnek olarak komşu devletlerden Belçika Krallığı alınıyor: Brüksel’de (Buruk-Sel’de) oy vermeyene kırk öro ceza veriliyor. Tekrar halinde para cezası iki yüz öroya kadar çıkıyormuş. Ama yetkilinin (kim? Seçim sandığı başkanı mı? Polis Amca mı? Cafe sahibi mi? Bakkal mı? Kim?) seçim sandığına gitmediğinizi bir belge ile saptamış olması lazım. Böyle bir işle kimse ilgilenmiyor. Belçika’da. Ama Fransa’da belki bir yetkili bulunur. Belki yeni bir kurum bile yaratılabilir: Dalgın Seçmenleri Uyandırma veya Uyarma Ulusal Kurumu gibi bir isimle… Bürokrasinin yaratıcısı kadim devlet bundan mı çekinecek?

Uyku deyince aklıma geldi: Fransa’da seçimi PAZAR GÜNÜNDE DEĞİL BAŞKA BİR GÜNDE YAPMAK. Pazar sabahı uyanmak, oy sandığına kadar gitmek için iki ay çöreği yemiş, iki kahve içmiş olmak lazım: Bu ise her Pazar nâ-mümkün. Bu konuda en iyi önek İngiltere Krallığı. Seçimler hafta içinde düzenlendiğinden, evden işe giderken iki adımda yol üstündeki seçim sandığına uğramak ve oyu sandığa atmak olası. Boris için değil Krallık için. Maksat spor olsun. Bakarsınız bu yıl Euro20’de (korona belası nedeniyle ertelendiği için 2021’de yapılıyor ya) İngiltere milli takmı kazanır. İyi de olur hani. Brexit’i kaybetti bari kupayı kazansa. Ya seçimleri kim kazanacak?

Reis 18 yaşına yeni girenleri “tavlamak” için birçok şey yaptı:  Saray’da güya en ünlü iki “komik-artisti” kabul etti: Onlardan biri Saray bahçesinde resmen kameralar önünde takla atınca az daha Reis de takla atacak diye nefesimiz kesildi. Ne iyi ki atmadı. Cumhurrreis’e de yakışmazdı hani. Ama 18 yaşına girmiş ve ilk kez oy kullanacakları “kazanmak” için epey uğraştı. “Fransa Turu”na da bu amaçla başladı. Ama Fransa’nın havası en iyi, insanları küstürülmüş şirin bir kasabasında “Tok-At” faslıyla “Turu” yarıda kesildi… Artık kütüphanelerde, ünlü bir sinema oyuncusuyla, “Okumanın Fazileti” konulu on veya yirmi kişilik küçük müsamerelerle yetiniyor. Yeter be! Oy sandığına gitmemek belasının üstesinden gelmek için çare arıyoruz: SON İKİ ÇARE İLE BİTİRECEĞİM. Bunlar da uymazsa acil servise lütfen.

İnternet aracılığıyla oy kullanılabilir. Ama Kuzey rüzgârlarına dikkat etmek şart. Korsanlar artık denizde değil karada. Ve genel olarak kuzey rüzgârlarıyla geliyor. İnanmayan sorsun.

Veya postayla: Oyunuzu zarfa, zarfı posta kutusuna atıyorsunuz ve “demokrasi” diriliyor. Harika. Bu yöntem ABD’de öteden beri kulanılan geniş ve derin bir deneyimdir. Bilmeyenler bilenlere sormalı.

Reis’e atılan tokat, bundan önce ve bundan sonra dozu artan siyasi şiddet ve ırkçıların, aşırı sağcı parti ve örgütlerin, web sitelerinin, yayın organlarının şiddeti güncelleştirmeleri çabalarına rağmen birinci tur gerçekleştirildi. İkinci tur 27 Haziran Pazar günü: Gençler kelimenin bütün anlamıyla UYUMAYI mı tercih edecekler OY SANDIĞINI mı? İşte bugünkü sorumuz! Gençlere ve daha az gençlere, herkese tavsiyem: Kahvaltıdan sonra köpeği gezdirmeye çıkınca seçim sandığına da uğramak ve oyumuzu sandığa teslim etmek. Tümü, tamamı beş dakika. “Demokrasiyi kurtarmak” için bundan mı kaçınacağız!

Önceki İçerikİHA muhabirini darp olayında şüphelilerin ifadeleri ortaya çıktı: ‘Hiç görmedik’
Sonraki İçerikANALİZ – Liman’daki sahipsiz kokain paketleri