Ana SayfaYazarlarMüfredat tartışmalarının boşluğu

Müfredat tartışmalarının boşluğu

 

MEB üniversite öncesi eğitim kurumlarındaki müfredatı yenileyen bir çalışma yaptı. Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz yeni müfredatı şu sözlerle açıkladı:

 

“İlkokul ve ortaokul düzeyinde 17, lise düzeyinde 24, İmam Hatip Ortaokulu ve İmam Hatip Lisesi düzeyinde 10 olmak üzere toplam 51 ayrı, sınıflar esas alındığında ise 176 müfredat yenilendi. Müfredat; öğretmen, öğrenci ve velilerin görüşleri alınarak yenilendi. İlk olarak 2017-2018 eğitim öğretim yılında 1, 5 ve 9’uncu sınıflarda uygulamaya konulacaktır. Ocak 2018’e kadar programlarla ilgili olarak sahadaki uygulamalarımız üzerinden izleme ve değerlendirme çalışması yapacağız. Haziran 2018’e kadar değiştirilen müfredatların eğitim araç gereçlerini, ölçme araçlarını hazırlayacağız. Eylül ayından itibaren, okullarımızın açılmasıyla birlikte, bütün öğretmenlerimizin ve velilerimize programların ayrıntılı olarak tanıtılacağı toplantılar düzenlenecek. Bu hazırlıklarımızla, 2018-2019 eğitim öğretim yılına tüm sınıflarda ve tüm derslerde yeni müfredat ile eğitim öğretim sürecimize istikrarlı ve çok daha güçlü yeni ve yenilikçi bir şekilde devam edeceğiz. Yenilenen müfredatların sade ve anlaşılır olması ön planda tutulmuştur. Beden eğitimi dersinin adı, beden eğitimi ve spor olarak değiştirildi. Öğrencilere kazandırılması hedeflenen yeterlilik ve beceriler belirlenirken derslerin tabiatı dikkate alınmıştır. Müfredatların giriş bölümüne ‘değerler eğitimi’ başlığı altında bir bölüm eklenmiştir. Müfredatlar yenilenirken farklı kültür ve medeniyet havzalarının katkıları belirginleştirilmeye çalışılmıştır. Yenilenen müfredatlarda sadeleştirme ve içerik yoğunluğunun azaltılması ön planda tutulmuştur. Müfredat uygulanırken her türlü farklılığı kapsayıcı ve hassasiyeti koruyucu olmaya odaklanılmıştır. Yapılan saha çalışmalarına ve anketlere 100 bine yakın öğretmen ve veli katıldı.”

 

Yeni müfredatın kamuya açıklanmasından sonra özellikle cihat  kavramı, evrim teorisi, laiklik ve “Atatürk’ün silinmesi” etrafında hararetli tartışmalar başladı.  Yeni müfredattan memnun olan neredeyse yok. Hemen herkes ve her kesim birçok eksik ve yanlış bulmakta. Yoğun tartışmalara rağmen eğitim sistemimizdeki ana sorunların özüne temas eden kimse ve çevre ise maalesef yok.

 

Laikçiler laikliğin eğitimden dışlandığını ve derslerin Atatürk’ten arındırıldığını iddia ediyor. Sanki ülkede evrensel anlamda laiklik gerçekten vardı ve Atatürk’ün her derste bir şekilde bulunması şartmış havasındalar. Bazı bilimistler kafayı bilime takmışlar. Bilimin her şeyi kuşattığını zannediyor ve sadece kendilerinin bilim sandıkları şeyin müfredata temel olmasını, inançların bilim tarafından boğulmasını istiyorlar. Diğer taraftan, bazı kimseler eğitimde İslâmî rengin yeterince belirgin olmadığını düşünüyor. Evrim teorisini inançlarına karşı hamle olarak görüyor ve eğitimden tamamen dışlanmasını istiyor. Yani yeni müfredattan doyasıya memnun olan yok.

 

Bütün bu şikâyetçi kişi ve çevreleri aynı anda memnun edecek, tüm ihtiyaçlara ve taleplere çelişkiye düşmeden cevap verecek bir müfredat üretilebilir mi? Bir deney yapılsa, müfredatı hazırlama görevi-yetkisi şikâyetçilere verilse, nasıl bir müfredat ortaya çıkar? Tartışma taraflarının tezlerine bakarak, yine memnuniyetsizliklere sebep olacak müfredat önerilerinin ortaya çıkmasının kesin olduğunu söyleyebiliriz.

 

Önce bir noktanın altını çizelim. Dünyanın her tarafında devletler üniversite öncesi eğitimi kendi egemenlik ve yetki alanı içine görmekte. İster kaba saba ister ince yollarla olsun mutlaka müfredata müdahale etmekte. Amaç “iyi” vatandaşlar yetiştirmek. Dolayısıyla bizdekine benzer tartışmalar, daha hafif de olsa, hemen her demokratik ülkede cereyan etmekte.

 

Bizdeki kavga ise daha yoğun. Çünkü hakikat tekeli iddiasına sahip gruplar çok ve herkes merkeziyetçi ve dayatmacı eğitim sistemini kendi hakikatini yeni nesillere tek doğru olarak öğretmenin aracı olarak görmekte. Yaşanan birçok vaka da merkeziyetçiliği geriletmeye değil koyulaştırmaya gerekçe yapılmakta. Söz gelimi FETÖ olayı. FETÖ  eğitim sistemine büyük bir yığınak yapmış. Sistemi neredeyse tümüyle eline geçirmiş. Bu gerçek acı olaylarla anlaşıldı ve şimdi sistem FETÖ’den temizlenmeye çalışılıyor. Devletin yeterince merkeziyetçi olmamasının FETÖ’yü teşvik ettiği söyleniyor. Oysa durum tam tersi. FETÖ gibi grupların tahakküm kurması adem-i merkeziyetçi sistemlerde zorlaşır.

 

Müfredat üzerine yapılan tartışmalarda meselenin özü kaçırılıyor. Asıl problem nasıl tanımlanırsa tanımlansın ideal müfredatı bulmak olmaz, zira böyle bir şey yok. Olsa bile toplumun farklı kesimlerinin onun üzerinde uzlaşması imkânsız. Bu yüzden, kim eğitimin içeriğini belirleme gücüne sahipse o kendi tercihini öne çıkartmaya çalışacaktır.

 

Bu durumda ne yapılmalı?  Bence çözüm sanıldığı kadar zor değil. Zor olan, çözümü kabul edecek bir zihnî değişimi gerçekleştirebilmek.

 

Toplum doğal bir çoğulluğa sahip. Bu çoğulluğun her unsuru kendi hakikatini, değerlerini kendi çocuklarına nakletmek, öğretmek ister. Devlet hiçbir şekilde tekil bir hakikati yeni nesillere dayatma hakkına sahip olduğunu öne süremez. Çocuklar devletin malı değil; ailelere mensup, yetişmekte olan bireyler. İnsanları kendi malı gibi gören bir tavır devleti kontrol eden kesimlerin topluma tahakküm etmesi sonucunu verir. “Devlet toplumla buluştu, barıştı, özdeşleşti” türünden söylemler şık, heyecan verici, ama sorunumuz açısından anlamsız. Çünkü aynı anda birden çok hakikatın eğitime temel alınması bir imkânsızlık hâli.

 

Bu gerçeklerin bizi götüreceği yer şudur: Devlet eğitimde, alandan tamamen çekilemiyorsa bile, daha az rol oynamaya hazır olmalı. En azından değer eğitiminden tamamen çekilmeli. Değer eğitimini topluma iade etmeli. Toplum kesimlerinin vereceği değer eğitimini zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı olmalı. Değer gruplarından insan haklarına saygının ve beraber yaşama kurallarına riayetin de öğretilmesi dışında bir şey talep etmemeli. Ne var ki bunun mümkün olabilmesi için önce tüm toplum kesimleri toplumsal çoğulluğu ve kendisinin çoğulluk unsurlarından yalnızca biri olduğunu kabul etmeye ve tabiri caizse kendi göbeğini bizzat kesmeye hazır ve yatkın olmalı. Bu olmadıkça böyle anlamsız tartışmalar zamanımızı ve enerjimizi tüketmeye devam eder. 

- Advertisment -