Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Brezilya’da tarihi geri dönüş: Lula neden kazandı?

Brezilya’da tarihi geri dönüş: Lula neden kazandı?

25 Ekim 2026 gecesinde dünyanın dört bir yanından binlerce kişi, belki de gündelik hayatlarını hiç etkilemeyecek bir seçimi izlemek için uyuyamadı. Brezilya’da 80 yaşındaki sosyalist Lula da Silva’nın Trump tarafından desteklenen neoliberal Flávio Bolsonaro’ya karşı kazandığı seçim, dünyanın dört bir yanındaki sosyalistleri ve demokratları umutlandırdı.
6

İlk turu geride bitirmesine rağmen Brezilya’nın demokratik tarihine geçecek bir geri dönüş yapan Lula’nın zaferinin arka planı bizlere dikkat çekici bir tablo sunuyor. Belediyeler üzerindeki avantajı, Evanjeliklerden aldığı destek ve genç yaşına rağmen Flávio’nun aldığı kayıp da ayrıca incelenmeye değer.

Flávio’nun Handikapı

Sağ popülist Liberal Parti’nin başkan adayı Flávio Bolsonaro, eski başkan Jair Bolsonaro’nun en büyük oğlu. Flávio, taşıdığı soyadı nedeniyle babasının siyasi mirasından yararlanırken aynı zamanda onun yüküyle de kampanyasını başlattı. Jair Bolsonaro’nun Brezilya’daki sermayeyle ve Evanjelik kiliseleriyle kurduğu yakın ilişki, kendisine bir siyasi program yaratmıştı. Radikal bir neoliberalizm ve kültürel muhafazakârlık içeren program, ayrıca Trump ve Netanyahu gibi figürler tarafından övgüyle destekleniyordu. Ancak, Jair’in COVID-19 sürecindeki sorumsuz yönetimi nedeniyle Brezilya’nın 700 binden fazla can kaybı vermesi ve artan din-devlet ilişkileri pek çok kişide büyük bir antipati yarattı. 2022 Başkanlık Seçimleri’nde Jair Bolsonaro’nun Lula’ya karşı kaybetmesinin ardından Bolsonaro destekçisi grupların Kongre’yi ve Yüksek Mahkeme’yi basması ise Bolsonaro soyadına yönelik tepkileri gittikçe artırdı.

Flávio bu nedenle kendine ayrı bir politik kimlik yaratmak zorundaydı. Kendisini babasına göre daha ılımlı bir noktada gördüğünü söyleyerek işe başladı. Fakat siyasetin topluma görünen yüzünde her şey aynıydı. Flávio; babası kimlerden destek almışsa onlar tarafından destekleniyor, Jair’in söylemlerinin daha yumuşak hâlini seçmene sunuyordu. Bolsonaro ailesinin en büyük destekçileri olan Evanjelik kiliseleri, muhafazakâr çevreleri Flávio için mobilize etmeye çalışırken; Liberal Parti’ye bağlı belediyeler, sağ seçmeni sandıklara taşıyordu. Bolsonaro ailesinin diğer üyelerinin de parlamento ve senatoya aday gösterilip seçilmesiyle birlikte Liberal Parti bir aile şirketi görüntüsü veriyordu. Flávio, Jair’in genç hâli gibiydi.

Flávio’nun vaatleri de olası seçim başarısına sınırlar koyuyordu. Katolikler için çok önemli olan ve Brezilya’nın koruyucu azizesi kabul edilen Nossa Senhora Aparecida adındaki Meryem figürünün statüsünü kaldıracağı iddiaları, kendisine karşı tepkileri artırdı. Bu iddialar reddedilse de ailenin Evanjelik kiliseleriyle olan ilişkisi nedeniyle Katoliklerin şüphesi giderilemedi. Ayrıca, Flávio’nun sosyal yardımları kısma vaadi, Liberal Parti’nin kırsaldaki yoksul seçmeninde olumsuz etki yarattı. Küresel ısınmanın insan eliyle olmadığını ve bu nedenle çevrenin korunmasına yönelik regülasyonların kaldırılmasını önermesiyle Amazonlarda yaşayan yerli halkın da kendisinden uzaklaşmasına neden oldu. Kendini soldan uzakta gören ama Flávio’ya karşı endişeleri daha büyük olan seçmen ister istemez Lula’ya yöneldi.

Lula’nın Mirası

4 Ekim’de sonuçlanan birinci tur seçimlerinin ardından sol, büyük bir şok içindeydi. Yapılan araştırmaların çoğunda, bahsedilen nedenlerden dolayı, ilk turu lider tamamlayacağı öngörülen Lula da Silva; rakibi Flávio Bolsonaro’nun yaklaşık iki puan gerisinde bitirerek ikinci tura kalmıştı. İşçi Partisi’nin yaşadığı şok bununla bitmemiş, aynı gün gerçekleşen parlamento ve senato seçimlerinde de sağ popülist Liberal Parti önemli bir galibiyet kazanmıştı. Bu nedenle, Lula ikinci turu kazansa dahi yasama organlarında büyük bir muhalefetle karşılaşacaktı. Ayrıca, ilk turda elenen fakat toplamda seçmenin yaklaşık yüzde 5’inin oyunu alan üç aday da ikinci turda Flávio’yu destekleme kararı almıştı. Sol seçmenin ikinci tura dair umudu hayli azalmıştı.

Lula, bu nedenle, Flávio’ya göre farklı bir alternatif oluşturmak zorundaydı. Kendisinin en güçlü yanı, arkasında bıraktığı politik mirastı. 80’lerden itibaren siyasetin içinde olan ve işçi hareketinden gelen Lula, başkanlık döneminde yoksullukla mücadeleyi söyleminin merkezine taşımıştı. Avrupa solunun kimlik siyasetine odaklı siyasi dönüşümüne nazaran daha sınıfsal bir bağlam kurmuştu. Lula’nın başkanlığında Bolsa Família programıyla düşük gelirli ailelere maddi destek sağlanmış, on yıl içinde yoksulluk neredeyse yarı yarıya düşürülmüş, eğitime erişim imkânları genişletilmiş ve reel asgari ücrette önemli bir artış gerçekleştirilmişti. Bütün bunlar Lula’ya önemli bir kredi sağlıyordu.

Öte yandan kendisine yönelik birçok eleştiri de bulunuyordu. Yaşı ve meclisteki dinamikler gereği başkanlığının son döneminde eskisi kadar cesur reform adımları atamadığı, artık kendisinin yerine daha genç birinin gelmesi gerektiği düşünülüyordu. Lula, bu eleştirileri göğüsleyip Brezilya’nın siyasi tarihine geçecek bir momentumu yaratmak zorundaydı.

Meydan ve Ekran

İkinci turun kaderini belirleyen en önemli unsur, adayların seçmen karşısındaki söylemi oldu. Lula, ilk turun sonuçlarının ardından sosyal medyada yayınladığı bir videoyla seçmenine umut vermeye çalıştı. Video saatler içinde milyonlarca kişi tarafından izlendi. İşçi Partisi de hızlı bir şekilde ülkenin dört bir yanında mitingler düzenlemeye başladı. Bu mitingler sosyal medyada bir gövde gösterisi olarak sunuluyordu. Lula; meydanlarda demokrasi, hukuk ve sosyal adalet üçgeninde bir söylem kurarak olabildiğince geniş bir halk koalisyonu oluşturuyordu. Meydanlarda enerji giderek yükseldi. Mitinglerde 80 yaşındaki Lula; dans ediyor, halkla birlikte meydana doğru koşuyor, bir eline anayasayı diğer eline Brezilya bayrağını alarak doğrudan seçmenin içine karışıyordu. Flávio’nun mitinglerinde ise bu kadar belirgin bir istek görünmüyordu.

Televizyon münazaraları ve İşçi Partisi’nin sosyal medya kullanımı özellikle kararsız seçmende büyük etki yarattı. Bir programda Flávio’nun Lula’yı kaybettiği parmak üzerinden “dokuz parmak” şeklinde küçümsemesi, Lula’ya önemli bir alan açtı. Gençliğinden beri çalışmak zorunda olduğu ve çalışmadığı zamanlarda aç kaldığı için bir iş kazası sonucunda parmağını kaybettiğini anlatan Lula, fiziksel bir hakareti kişisel bir hayat hikâyesine çevirdi ve rakibini toplumun dışında olmakla suçladı. Bu anın sosyal medyada yayılması, Lula’nın dört parmağını tekrar ikonik bir simge hâline getirdi. Flávio’nun rakibini küçümseme girişimleri ters tepti.

Lula’nın etrafında farklı muhalif kesimlerin birleşmesindeki tek unsur kampanya performansı değildi, yasama organlarında güç kazanan Liberal Parti’nin oluşturduğu siyasi tablo da etkili oldu. Sosyal yardımların azaltılmasını, özelleştirmeleri ve çevresel düzenlemelerin gevşetilmesini savunan bir siyasi çizginin parlamentoda ve senatoda güçlenmesi; Flávio Bolsonaro’nun başkanlığı kazanması hâlinde yürütme ile yasama arasında güçlü bir birlik olacağı endişesini doğuruyordu. Jair Bolsonaro döneminden kalan deneyimler nedeniyle, yalnızca Bolsonaro ailesinin siyasi çizgisine karşı çıkanlar değil, iktidarın denetlenebilirliğini önemseyen seçmenler de bu ihtimali kaygıyla karşıladı. Bu anlamda Lula’ya verilen destek, her zaman onun bütün politikalarının benimsenmesi anlamına gelmiyordu; bazı seçmenler için asıl mesele, iktidarın tek bir siyasi çizgide yoğunlaşmasını önlemekti.

Lula’nın zaferi, Brezilya’da solun tartışmasız bir hegemonya kurduğu anlamına gelmiyor; ancak Güney Amerika’daki sağ dalgaya karşı bir bariyer oluşturuyor. Bu sonuç; sosyal adalet talebinin ve demokratik kaygıların aynı siyasi zeminde buluşabildiğini gösteriyor. Ancak farklı beklentilerle bir araya gelen bu koalisyonu bir arada tutmak, seçimleri kazanmaktan daha zor olabilir. Lula’nın önündeki asıl sınav, kendisine duyulan güveni somut ekonomik ve toplumsal sonuçlara dönüştürmek olacak. Mevcut meclis dinamikleri gözetildiğinde Lula’yı zor bir süreç bekliyor. Kendisinin bu son başkanlık döneminin ardından bir liderlik boşluğu oluşup oluşmayacağı ise tartışma konusu.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın