Kürt gençleri Türkiye’ye daha fazla entegre; radikalliğe ve şiddete verdikleri onay azalıyor -- ama Kürt kimliği yükseliyor, ayrımcılık hissi sürüyor. Bu bir fırtına nesil manzarası değil; aksine, diyaloğa açık bir nesil görüntüsü. Ama ne yazık ki Türkiye’yi bunu fırsat sayıp değerlendirebilecek bir anlayış yönetmiyor.
Özgürlüğü savunanlar bunun kendilerini yenilgiye sürükleyebileceğine de hazır olmalıdır. Özgürlük savunusunun değeri de buradadır; biz özgürlüğe başarı ve zenginliğin kapılarını açan bir anahtar olduğu için sarılmayız. Özgür olmadan “insan” olarak yaşayamayacağımız için seçer ve savunuruz.
Burada bir başka kadim sorun ortaya çıkar. İnsan her ne kadar sosyal bir varlık olarak bir arada yaşamaya, uyuma ve güvenliğe ihtiyaç duysa da, doğası itaat değil itaatsizlik üzerine kuruludur ve çelişkili gibi gözükse de toplumları bir arada tutan şey, tam da onun bu itaatsizliğidir.
Bir de dolma parmaklarıyla ince işlere asla hâkim olamayan, gazozun kapağını bile yumrukusuyla açmak için hatları keskin formika masa arayan cümle hemcinslerim gibi, iki pençesini bitiştirip parmaklarını o kalp emojisine benzetmeye kalkmasın mı!..
Aristo’dan bu yana “deus ex machina” (Yunanca orijinaliyle “apo mekhanes theos”) yöntemiyle kaostan şıp diye düzen çıkarmak, insanları olmayacak şeylere ve şüpheli kurtarıcılara inanmaya zorlayan, dolayısıyla yazarın yaratıcılık yoksunluğunu açığa vuran bir yazım ve anlatım tekniği olarak, yani hayli eleştirel biçimde yorumlanıyor.