Fırtına geri döndü

Kilisenin dogmatikliğine karşı Galileo nasıl aslında nelerin döndüğünü anlatamadıysa, bugün biz de sol/liberallere nelerin döndüğünü aklıselim temelinde anlatamıyoruz. Bu aydınlar, anti-AKP’ciliğin bir çeşit Kâbe’ye dönüştüğü kendi kutsal mekânlarını yaratıp; histerik, diyonisyak, ruhanî bir duygusallık seli eşliğinde, her gün birlikte tavaf işlemini gerçekleştirip “arınıyor” ve rahatlıyorlar.

 

Maçın İlk yarısının sonlarına doğru… Trabzonspor’un Yusuf’u bir atak sonrası çıktı çıkacak gerekçesiyle  ‘hareketlenmeyen’ Quaresma’nın duruşunu fırsat bilerek inanılmaz bir deparla gitti, tam çizgide yakaladı topu. Bunu gören Q7 biraz sert yaptı ve ilk sarı kartı gördü. İşte o azim ve oyunu kazanma isteğidir Trabzonspor’a bu maçı kazandıran şey. Erkan’ın son dakikalarda topa neredeyse 30 metre uzaktan 130 km hızla topa vurabilme isteğini ve gücünü veren şey. Ve ama tabi ki son yarım saati rakibinin bir eksikle tamamlıyor olmasını da sebeplerimiz arasına ekleyelim.

 

Ama bu gerekçe hiçbir zaman Yusuf-Erkan, MBia-Ndoye ikilisinin,-bunlara Cavanda’yı da ekleyelim- üçlüsünün, dörtlüsünün çabasını görmezden gelmemize neden olamaz.

 

Baştan söyleyelim Kel Mahmut Hoca’nın haytaları bu kez kötü falso verdiler. Kel Mahmut Hoca’dan kastımız Şenol Güneş. Geçen haftaki maç içinde Gökhan’ın  ‘’fevri’’ davrandığını ima eden gazeteciye şöyle demişti; “olur bunlar o heyecanla. Onlar benim talebelerim!’’

 

Şenol Güneş belli ki bu havaya biraz şekilsiz girmiş Quaresma ile biraz uğraşacak. Yusuf’un atağı dolayısıyla ilk sarı kartını aldığında o kısacık aralıkta Trabzonsporlu meslektaşına “sıkıştırdığı’’ tabanın enerjisini maça yaymayı becermeli. Koca bir 90 dakika heba oldu sayesinde.

 

Yalnız ve tabii ki bazı durumlar var ki onlar da bir hafta önceki Mersin galibiyetinin yanıltıcı olduğunu gösterdi bile. Plajdan derlenip gelmiş bir ekip görüntüsündeki Mersin karşısındaki bol gollü galibiyet önce Şenol Hoca’yı, ardından öncelikle Cenk’i yanıltmış. Boş kulvarda basmadık yer bırakmayan Cenk bu maçta tek bir şut çıkaramadı. Yine geçen haftanın topla oynama ve pas virtiözleri Oğuzhan ve Olcay’ın bu maça sadece 6 pas sıkıştırmış olmaları da tam bir facia.

 

Bu bol gollü galibiyet yine defanstaki Rhodolfo’nun ağırlığı, Ersan’ın ilk toplardaki gecikmesi, yani defanstaki yavaşlık bir kenarda durmuş. Trabzonspor maçının zorlu bir sınav olacağı o maçtan belli oluyordu savunma hattı için. Nitekim gördüğü sarı karttan sonra oyundan düşen Motta da savunmanın hallerine katkı sunmaya başlayınca-kanadından yapılan ataklarda rakiplerinin tümünü kaçırdı Motta- Beşiktaş en olmayacak yerinden, savunmasından vuruldu önce. Sağ savunmacı Beck; “Bir ara Quaresma’ya bağırmaktan sesim kısılacaktı!’’ demiş. Kanatlarını kapatmakta yaşadığı güçlük başka bir eksisi Beşiktaş’ın.

 

İşte Kel Mahmut Hoca’nın söz geçiremediği haytalarının “sınıfın’’ başına açtığı sıkıntılardan biri. Hababamlı olmak sizi özel kılıyor elbette ki ama ayrıcalıklı yapmıyor. O nasıl bir büyüklük edası, nasıl bir kimseyi tanımama hali ki hakemin “düdük’’ uyarısını bile görmüyor/duymuyor. Q7 gönderildiği dönemden daha alt düzey bir motivasyonla dönmüş Beşiktaş’a. “Bütün stadyumun şampiyonluk için bağırdığını duymak istiyorum!” yollu açıklamalar yapsa da. Ayrıca attığı gol öncesi serbest vuruşta top hareketliydi ve kural hatası vardı. Şenol Güneş’in dediği gibi; “Hakem o golü nasıl ve niye verdi anlamadım!’’ Deneyimli teknik adam maçın ilk yarısında Beşiktaş ataklarını ilginç!!! Yerlerde kesen hakeme gönderme yapıyordu.-Haklı Şenol Güneş; özellikle Oğuzhan’ın, Cavana ve M.Yumlu tarafından tam ceza sahasına girerken düşürüldüğü pozisyon arkadan itme/müdahale olarak değerlendirilmeli ve hatta iki oyuncuya da sarı kart çıkmalıydı.

 

Şota Arveladze’nin maç sonrası açıklaması da ilginçti; “Hocamı ilk defa yendim. Mutluyum. Böyle deneyimli bir teknik adam karşısında galip geldim!’’

 

Boynuz kulağı geçmiş, çırak ustasını yenmişti. Ve fakat ancak oyuncu sayıları aynı kalıp mesela Gökhan Töre’nin Onur’u boş yakaladığı pozisyonda topu geride değil illerde tutabilmeyi becerseydi durum başka olurdu. Ya da düşen pozisyonları iyi değerlendirseydi Beşiktaş.

 

Tabii ki bunların hiçbiri Trabzonspor’un Beşiktaş karşısında alan bırakmadan ve hatta sahayı geniş adımlarla geçilmesine izin vermeyecek şekilde daraltan bir taktikle oynamasını, takım olarak nasıl bir anlayışla sahada var olduklarını, takımın kısa sürede nasıl toparlanıp dayanışmacı bir kimliğe soyunduklarını görmezden gelmemize neden olamaz. Atak yediklerinde nasıl 6 kişi birden kendi ceza sahasına yayıldıklarını, atak halinde rakip ceza sahasına nasıl kalabalık yıkıldıklarını gördük/izledik.-Beşiktaş’ın Gökhan Töre ile yakalayıp değerlendiremediği pozisyonu bir kez daha izlemenizi tavsiye ederim-

 

Trabzonspor Beşiktaş’ın karşısına “böbürlenmekten’’ çok “takım olmanın iş yapacağını’’ gösteren bir anlayış koydu.

 

Kimbilir belki birilerinin dediği gibi; “Fırtına geri dönmüştür…”